kapat
Anasayfa
|
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
19 Nisan 2009, Pazar
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Emlak Çocuk Yazarlar Çizerler
Günaydın Cuma Cumartesi Pazar Emlak Buzz
 
24 Saat
24 Saat
Gazeteci eşi Nevin Sungur ile Türkiye ve AB ilişkileri üzerine karşılıklı bir okuma kitabı yapmaya hazırlanan Joost Lagendijk, Türkiye içinde kimi zaman 'Enişte' diye de anılıyor.

Joost Lagendijk: Rasmussen'in şeceresi belli

EVRİM ALTUĞ
10.04.2009
Görevine veda için gün sayan Türkiye - AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Joost Lagendijk'e göre, Türkiye'nin NATO Genel Sekreteri Rasmussen'e yönelik tavrı yerinde..
Türkiye - AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Joost Lagendijk, üç yıldır gazeteci Nevin Sungur'la evli. İkili şu sıralarda Türkiye ve AB üzerine karşılıklı gözlemlerini tek bir ciltte bir araya getirecek olmanın tatlı telaşını yaşıyor. Öte yandan, Lagendijk'in 2007'de yazdığı Avrupa'nın Müslüman Komşuları adlı İletişim Yayınları etiketli kitap da, raşardaki yerini yeni almış durumda. Lagendijk ile, Türkiye'nin yoğun diplomatik ajandasını ve ülkedeki siyasi gelişmeleri ele aldık.

- AB sürecinde Türkiye ve Fransa'nın yeni 'kriz'ini nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Mesele Fransa ile Türkiye arasındaki iletişimde düğümleniyor bana sorarsanız. Ben, özellikle NATO zirvesinin ardından, geçen hafta içerisinde Fransız Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner'ın beyanlarından son derece rahatsızlık duydum. Danimarka Lideri Rasmussen'le yaşananların ardından, Kouchner'in Türkiye'nin AB sürecini daha fazla desteklemeyeceğini belirtmiş olması ciddiye alınır şey midir ? NATO zirvesinde olanları, Türkiye'nin NATO Genel Sekreteri Rasmussen'e yönelik tavrını düşündüğümüzde, Türkiye'nin Afganistan ve Pakistan ile NATO'ya dair tutumunu gördüğümüzde, bunun yerinde olduğunu görürüz. Niçin? Çünkü Rasmussen'in İslâm dini ve Müslüman âlemine dair şeceresi ortadadır.

- Bu ABD ve Türkiye işbirliğini de etkilemiyor mu?
- ABD, Türkiye'yi Irak'tan rahat çekilebilmek ve Afganistan'da kolayca varlık gösterebilmesi için istiyor.
Rasmussen'le ilgili uzlaşmanın da temelinde bu var galiba: ABD Türkiye'ye bir nevi güvence vermiş olabilir. Sonuçta Türkiye sayesinde bu krizin aşıldığı da belli iken, Fransa gibi bir ülkenin olup bitenlerden Türkiye'yi mesul kılması olur gibi değildir.

- Peki ya Almanya'nın tavrı?
- Almanya daha farklı bir durumda, öyle bir koalisyon var ki şu anda; bir parti diğerinin karşısında yer alıyor. Zaman içinde Alman Hristiyan Demokratların fikirlerini açık edeceklerini düşünmekle birlikte, halihazırda yaklaşan AB ve Alman ulusal seçimlerini de hesaba katmalı. Birçok politikacı bunu Türkiye'ye karşı çıkmaktan ziyade politik bir fırsatçılık malzemesine dönüştürebilir. Bu tür insanlar beni ve Türkiye'dekileri de rahatsız ediyor ama Fransa'dakiler kadar değil.

- Ermenistan'la diplomatik yakınlık, Türkiye ile Azerbaycan arasında önemli bir uçuruma yol açtı. Türkiye'nin konumu hakkındaki yorumunuz nedir ?
- İngilizce'de bir deyiş vardır. Derler ki, 'Bazen köpeğin kuyruğu sallanmayabilir; bazen köpeği sallayan kuyruk da olabilir.' Burada, Ermenistan'la sınır kapısının açılması konusunda Türkiye'nin ulusal çıkarına dikkat çekmek isterim. Türkiye bölgede lider oyuncudur. Ama Azerbaycan için aynısını söyleyemeyiz. Adımların karşılıklı olarak atılmasını heyecanla izliyorum. Türkiye'nin politikasını Bakü'nün tayin etmesine lüzum yok. Kuyruğu sallayan köpek olmalı. Yoksa kuyruk köpeği sallamamalı.

- Sizce AKP nasıl bir parti?
-
Aynı parti içinde Cemil Çiçek gibi ulusalcı çizgiye sahip kimseler bulunabildiği kadar, Egemen Bağış gibi, daha liberal anlayışta siyasetçiler de var. Bu, her Avrupa partisinde gördüğümüz türden bir alt yapı zenginliğini tezahürü. Ben bu manada AKP'deki liberallere kendimi daha yakın hissediyorum. Erdoğan bu konuda çok dengeli davranıyor.

- Türkiye ile ilgili en büyük endişeniz ne?
- Türkiye'nin, Avrupa'dan gelen direnişe dayanamamasından endişeliyim. Sonuçta Avrupa'da sürekli olarak Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkabilecek birileri olabilecektir.
Sarkozy gitse, yerine başkası gelebilecektir.
Türkiye'nin siyasetçilerinin bu direnişe direnişle yanıt vererek, 'Hayır mı diyorsunuz, evet dedirtene kadar yapılması gerekeni yapacağız,' anlayışıyla çalışabilmesi gerekir.
Bırakın Sarkozy kışkırtıcı biçimde havlamaya devam etsin; neticede Türkiye AB yolundaki ilerlemesine devam etmelidir.

- Avrupa'nın Müslüman Komşuları kitabınızda Türkiye'den söz ederken, hem AKP, hem de CHP'ye eşit yükte eleştiri getiriyorsunuz.
- Türkiye'de, ülkenin AB'ye giriş sürecini hangi parti daha çok kolaylaştırıyor? Ben bunun oldukça faydacı/pragmatik bir hedef olduğunu düşünüyorum. Burada bizim vazifemiz, hangi partinin, hangi maksada daha yakın olduğunu saptayabilmek. Son birkaç yılda AKP'nin, AB'ye uyum sürecinde CHP'nin ortaya koyduğu çabadan çok daha fazlasını göstermiş olduğunu görüyoruz. Bu kendinden çelişik duruma kitapta da dikkat çektik. Muhafazakâr bir partinin nasıl olup da bu süreci bunca hızlandırdığını anlama yoluna gittik.
Ama aynı kaygılarla, daha fazlasını onlardan beklediğimiz için, aynı AKP'yi de eleştirmekten elbette geri kalmadık. Hal böyle iken CHP'ye baktığımızda ise şunu gördük ki, son üç dört yılda AKP bir gıdım çaba bile göstermiş olsa, CHP anında buna muhalefet ediyor. Bu benim anlamadığım bir durum; aynı CHP birkaç yıl önce tamamen AB'den yana tavır almış bir parti.

- Türkiye'ye atfedilen 'Ilımlı İslam' ifadesi ile Light İslam gibi ifadeleri Türkiye özelinde siz nasıl tarişendiriyorsunuz?
- AKP, gelenekçi İslamcı çizgiden giderek daha ılımlı, ama Bosna'daki gibi de 'light' olmayan bir çizgiye doğru evriliyor. Ancak ikisinin arasında, Faslılar da kendilerine Türkiye'yi feyz alıyor; yoksa Müslüman Kardeşler cenahını değil. Bu da bize gösteriyor ki, politik İslam olgusu tek tip değildir.