kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 30 Eylül 2007, Pazar
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
Kanal 1
ABC
MUHARREM SARIKAYA

Tanrı Dağı'ndan Şanghay'a...

Biri Kuzeybatıdan, diğeri Güneydoğudan bütün ihtişamlarıyla göğe uzanıyor. Kuzeybatıdaki, Altay, Tianşan ve KunlunKarakorum'un ortasından, destanların "kutlu yolu", Pamir Yaylası'nın tepesi, dağların babası Tanrı Dağı...
Tam karşısı Güneydoğu'da ise ona nispet yaparcasına insan oğlunun yarattığı, yeni asrın ilham kaynağı gökdelenler şehri Şanghay...
Çin Dışişleri Bakanlığı'nın davetlisi olarak, bir grup gazeteci arkadaşımla birlikte 9 gün boyunca ülkenin iki noktasını dolaştık.
İlk durak Pekin'den başlarsak...
Batı Asya ve Avrupa Genel Müdürlüğü görevini yürüten, eski Ankara Büyükelçisi Song Aiguo'nun iki ülke ilişkilerinin gelişmesine sağladığı katkı büyük olmuş.
Çin hükümeti, bir önceki yıla göre yüzde 40 artışla 8 milyar doları geçen ticaret hacmini yeterli bulmuyor.
Türkiye'den çok miktarda zeytinyağı, mermer, fındık, krom ve bor almak istiyor.
Türkiye'ye sattığı malların kalitesi konusunda ortaya çıkan yakınmalardan ise rahatsız. Şanghay ve Pekin'deki dev alışveriş mağazaları, yakınmanın ne kadar haksız olduğunu anlamamıza yetti.
Nitekim bu ülkede yaşayan bir Türk işadamının şu sözü de her şeyi açıklamaya yeter:
"Aynı maldan hangi kalitede isterseniz var. Neden Türk işadamlarının kalitelisi varken, kalitesiz olanı ithal etmesi sorgulanmıyor?"

Tanrı Dağı'nın eteği
İkinci durağımız Tanrı Dağı'nın etekleri; Sincan Uygur Özerk Bölgesi; Urumçi, Kaşgar, taze meyveye adını veren üzüm cenneti Turfan ve Tanrı Dağı'nın zirvesinde yatan Tanrı Gölü...
Türkiye için Güneydoğu neyi ifade ediyorsa, 10 yıllardır Çin için de bu bölgenin anlamı aynı olmuş.
Sokakta dolaşırken, dil sorunu yaşamıyoruz; hatta bazı kelimeler kulağımıza daha temiz geliyor.
Sokaktaki insan, ortak dilimizle aidiyetimizi sorgularken önce Müslüman olup olmadığımızı; ardından ülkemizi soruyor.
Kendi aidiyetini sıralarken de önce Müslümanlığını, ardından yaşadığı ilin adını, sonra Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nden olduğunu, en son sıraya ise Çin vatandaşlığını koyuyor...
Eğitimini, televizyon, gazete yayınını kendi diliyle yapıp, özerk yapının bütün özgürlüklerine sahip olmasına rağmen, Pekin'in pastadan yeterince pay göndermediğine inanıyor.

Kişi başına 2 bin dolar
Bu düşünceye varmasının gerisindeki bazı nedenler de hemen göze çarpıyor.
Örneğin, Şanghay'da gökdelenler yan yana sıralanırken, Çin Devletinin "Kültür Mirası" olarak korumaya aldığı Türk dilinin ilk sözlüğünü yazan Kaşgarlı Mahmut'un Türbesi'nin hali perişan...
Veya, Şanghay sokaklarında 300 beygir gücündeki son model otomobillere her adımda rastlanırken, bölgede tek beygirin çektiği at arabaları dolaşıyor.
Kasasında 1.3 trilyon dolar fazlası bulunan Pekin, bu varlığını eşit mi dağıtmıyor sorusuna ise şu yanıt geliyor:
"Pekin ve Şanghay'daki yabancı şirket temsilciliklerinin sayısı 300 bini geçti; otomobiller onların. Milli gelirimiz arttı; ama 1 milyar 300 milyon nüfusa bölününce kişi başına 2 bin doları yeni yakaladık..."