kapat
15.03.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 SABAH
 FOTOMAÇ
 ŞAMDAN
CİNSELLİK
 EMİNE BEDER
 SABAH PAZAR
 KİTAP
 SİNEMA
 SANAT
 RENKLER
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HİGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Kediler ve insanlara dair

Son haftalarda iki kedi öldü.. Nasıl öldüklerini bilen yok.. Ama ölümlerini tüm Türkiye, hem de nasıl biliyor!.

Birisinin ölümü üzerine internette bir senaryo dolaşmaya başladı.. Bazı gazeteler bu senaryoyu habermiş gibi sütunlarına taşıyınca kıyamet koptu. Kedi manşetlere, televizyonun ana haberlerine atladı. Gazeteler birbiri ardına köşe yazıları yayınlamaya başladılar. Hürriyet Genel Yayın Müdürü ve Baş Yazarı Ertuğrul Özkök "Hayvan yazıları artıyor, ne güzel" diye memnuniyetini gene bir baş yazı ile açıkladı.

Kendilerine "Sivil Toplum Örgütü" adını veren bir minik gurup kıyameti kopardı ve etkili olmayı başardı. Ölen kedinin oynadığı milyarlara mal olan reklam yayından kaldırıldı.

Sonra bir kedi daha öldü.. Nasıl öldüğünü gene kimse bilmiyordu. Gene bir senaryo ortaya atıldı ve bir genç kız, sadece şişman, evet sadece şişman olduğu için "Katil" ilan edildi. Yer gene yerinden oynadı. Gene haberler ve köşe yazıları bibirini izledi.. O küçük sivil toplum(!) örgütü gene ortalığı velveleye verdi. Televizyon stüdyolarını bastı. Türkiye'de gündemin başına gene ölen kedi oturdu. Reyting rekortmeni programın yayından kaldırılmasına ramak kaldı.

***
İkinci kedinin ölümünün gündemin tepesine oturduğu sıralarda, 12 Mart'ta gazetelerde, sayfa aralarında kaybolan üç haber daha vardı..

Beş yaşında iki çocuk, açık bırakılan bir su çukuruna düşmüş ve boğulmuşlardı. Bu açık bırakılan kuyu ve çukurlarda boğulan ne ilk çocuklardı, ne son..

Çocuklar, bizim çocuklarımız, sorumsuzluk, ihmal, sahipsizlik ve sevgisizlik sonucu, durmadan çukurlara düşüp boğuluyor, ama yıllardan beri, kimsenin kılı kıpırdamadığı, hiçbir gazete ve televizyon üzerine gitmediği, sivil toplum örgütleri kıllarını kıpırdatmadığı, sorumlular aranıp, cezalandırılmadığı için, açık kuyu ve çukurlar, boğacak yeni çocukları bekliyorlardı.

İkinci haber 23 yaşında bir annenin, yeni doğan bebeğini bir kez öptükten sonra ölümüydü.. Hamile kadın, sancıları artınca, kocası tarafından iki kez doğumevine götürülmüş, ikisinde de "Doğum başlamamış" diye geri gönderilmişti. Üçüncü gidişinde kanama başlamıştı. Durdurulamadı. Genç kadın bebeğini bağrına basarken kan kaybından öldü. Bu genç anne, doğum sırasındaki imkansızlıklar, baştan savmalıklar, ihmaller sonucu ölen ne ilk kadındı, ne de son olacaktı. Çünkü, ne devlet, ne medya, ne de sivil toplum örgütleri, nasıl öldüğü belli olmayan kediler kadar değer veriyorlardı, bebeklerini öksüz bırakarak giden gencecik annelere..

Üçüncü haber aslında daha da acıydı. Uygar bir ülkede derhal manşet, derhal ana haber olur, yer gerçekten yerinden oynar, bir yanda devlet, bir yanda medya, bu ihmalin sahiplerinin başına gök kubbeyi indirirdi..

Hem de bir üniversite kliniğinde, küvezde 9 bebek, kana mikrop bulaşması sonucu ölmüşlerdi. Bebeklerin bulunduğu ortamın steril, her türlü mikroptan arındırılmış olması gerekirken, bu nasıl bir ihmaldi ki, dokuz bebek birden mikrop kaparak ölüyor, ilgili doktor "Burada yoğun çalışıyoruz. Cihazların dinlendirilmesi gerek" diyebiliyordu. Ama cihazlar değil, dokuz bebek dinlenmeye alınıyordu. Ebediyyen..

..Ve bu ülkede bir tek, ama tek bir yorum yazısı, konuşması gelmiyordu, 9 bebeğin ölümü üzerine.. Çünkü o dokuz bebeğin canının bu ülkede kedi kadar kıymeti yoktu..

Bir tavsiye

Merak, bilgi ve keyif hazinesi!..
Okumaya meraklı insanlar için... Hele hele "Kainata, dününe, bugününe, yarınına, kainatta yaşamış, yaşayan ve yaşayacak olan canlılara, bilime, bilim kurguya meraklı olanlar" için... Zeka oyunlarını, satrancı sevenler için...

Kısacası, insanoğlu, bilmediği ama merak ettiği pek çok şeyi, keyifle ve zamanını boşa harcamadan öğrenmek istediğinde, bunu sağlayacak bir kaynak olduğu için "Bilim ve Teknik" dergisi, bir merak, bilgi ve keyif hazinesi..

Hem de bir lise öğrencisinin anlayacağı dille..

Bilim ve Teknik Dergisi'ni okumanın tadını ve lezzetini, açık söylemem gerekirse, yıllardan beri yayınlanan, aldığım, gördüğüm, okuduğum hiçbir dergide bulamadım, bulamıyorum!

Ben bu dergi ile çok uzun yıllar önce tanıştım ve onu sevdim, beğendim!.

"Büyük Patlama'dan, kara deliklere, yıldızlardan, gezegenlere,Andromeda'dan Dünyamıza, bitkilerden, hayvanlara, dinozorlardan, arılara, karıncalara, günlük ağaçlarından, yosunlara kadar" Kainat'ın sırlarına merak duyan ve bilimkurgukolik olan benim gibi insanlar için, hele hele derginin hem içerik hem de boyut itibariyle yeniden yapılandırılmasından sonra, alışkanlığın daha doğrusu bağımlılığın iyice arttığını söylememe bilmem ki gerek var mı?

Elbette, TV'lerdeki belgeseller, hatta özel belgesel kanallarındaki rengarenk ve görüntülü lezzetler de insanı büyülüyor!..

Amma.. Okumanın tadı, okumanın zevki başka, bambaşka!..

Gerektiğinde bir daha, bir daha okuyor, anlamadığınızı anlıyor, kaçırdığınızı yeniden bulmanın keyfini yaşıyorsunuz!.

Sadece bir örnek... Bilin bakalım, "Gece neden karanlık" sorusuna, insanoğlunun binlerce yıldır aradığı cevabı bulan kim?

Einestein mi?..Yoksa..Yoksa.. Stephen W. Hawking mi? Ya da "anlı-şanlı" bir başka bilim adamı ya da "gök bilimci" mi? Mesela Copernicus mu?

Hadi.. Hadi.. Aklınızda tutabildiyseniz, hatta ansiklopedilere bakarak, bin tane isim sayın; o bin ismin içinde bu sorunun cevabı olmayacaktır, eminim!..

Ben de bilmiyordum, ama, Bilim ve Teknik Dergisi'nin şubat sayısından sonra, biliyorum:

Morg Sokağı Cinayetleri'nden ünlü "Annabel Lee" şiirine kadar, edebiyatın çok değişik vahalarında, çok değişik konularda kendisini bir efsane yazar haline getiren Edgar Allan Poe!..

Fantastik edebiyatın, korku-gerilim edebiyatının, lirik edebiyatın büyük Amerikalısı!..

Ve... Evrenin en büyük sırlarından birini, hem de gökbilimcilerin "inanılan" teorilerini alt üst ederek ortaya koyan Poe!..

İnanmak çok zor değil mi?

Özellikle gençleredir çağrım; okuyun ve okutun!.

ocaluluc@beko.net

***
Öcal Ağabeyim'in Bilim ve Teknik Dergisi'ni anlatan yazısını ben başka bir keyifle okudum. Çünkü TÜBİTAK, yani Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumu tarafından yayınlanan bu dergiyi biz çıkarmıştık. Biz.. Cüneyt E. Koryürek başkanlığında Delta Ekibi.. Atilla Koryürek ve ben içinde olarak yazı kurulu.. Tümer Argın da sayfaları çizerdi.. TÜBİTAK, dergiyi çıkarmaya karar vermiş, bunun, popüler ve çağdaş bir dergi olmasını istemişti. Oysa içlerinde dergici yoktu.. Bize bıraktılar. 1960'lı yılların ortaları.. Çıkardık, yerleştirdik, bayrağı devrettik.. Şimdi Bilim Teknik çok daha ileri tekniklerle, çok daha harika bir baskı ve emsalsiz ve gerçekten çok meraklı bir içerikle yayınlanıyor.

Seyahatname!..
Arada, tam arkamda oturan genç kız omzuma dokundu. "Hıncal Bey" dedi, "Böyle bir modern dans gösterisini izlemenin en zor, en kötü tarafı ne?.."

Hadi buyrun bakalım.. "Vallahi bana bir zorluk görünmedi" dedim..

"Olur mu" dedi.. "Böyle bir müzikle dans edemeyip, oturup dans edenlere bakmaktan büyük işkence olur mu?.. Bu nasıl bir clubber müziğidir.."

"Ah Haşmet ah" dedim içimden.. Bu onun konusu.. Rockerlık modası geçmiş, şimdi Clubberlık başlamış, onu anlatmıştı bana da, farkı anlatmamıştı.. "Anlamak için bir gece sabaha kadar benimle Taksim'de dolaşmalısın.." diyerek.

Clubberlık gece yarısı ikiden sonra başlıyor.. Ben o saatte 22'inci uykuda oluyorum. Mümkünü yok..

Ama var.. Efendi gibi saat 20.30 da başlayan bir Modern Dans gösterisinin müziğini, Clubber'ın ilahı Mercan Dede yaparsa var.. İkinci yarı gözlerimden çok kulaklarıma ağırlık verince, Mercan Dede'nin müziği beni kıpırdatmaya başladı. Önce parmaklarımı vurmaya başladım koltuk kenarına.. Sonra baktım, ayaklarım yerde tempo tutuyor.. Bittiğinde alkışlıyoruz, bir farkına vardım ki, Clubber Ritmi ile alkışlıyoruz, sahneyi, Ünal'la birlikte..

Devlet Opera ve Balesi'nin Seyahatname'sinde müzik muhteşem..

Beyhan Murphy'nin danslarında fazla bir yaratıcılık göremedim.. Rejisine de ısınamadım. geniş sahnede her tarafa yayılmış çiftlerin her biri, kendi kafasına göre takılıyor gibi dans edince, tümünü birden izlemek ve bütünü algılamak zor oluyor. Mecburen bir çift seçip, siz de onlara takılıyorsunuz..

Onda bile zorlanıyorsunuz ya.. Çünkü geride, tepede iki dev ekran asılı.. Bu ekranda bir Cem Yılmaz, bir Meltem Cumbul görünüp birşeyler anlatıyor.. Cem ve Meltem.. Baktırmazlar mı?.. Baktırıyorlar tabii ve kafanızı kaldırıp yukarı bakınca, sahneyi göremez oluyorsunuz, dört tane gözünüz olmadığı için.

Asıl eleştirim, kostümleri hazırlayan Bahar Korçan'a.. Ben Bayan Murphy'nin yerinde olsam bu kıyafetleri kulise bile sokmazdım.

Dans, antik çağlardan bugüne, Arjantin'in tangosundan, Çaykovski'nin Kuğu Gölü'ne, Bolşoy Sahnesi'nden buz dansı pistlerine, bir erotik olaydır. Dans görünümü, ruhu ile, erotizmdir.

O zaman, erotizmi kökünden yok eden bu aseksüel kıyafetler ne oluyor?.. Ve de kadın erkek herkese uniseks kıyafet giydirmek.. Hangisi kadın, hangisi erkek, onu seçmekte zorlanıyorsunuz nerdeyse.. Bir de Bahar'ın seçtiği renklerin insanın içine fenalıklar bastırması..

Modern dans, halk dansları ile, bale arasında bir geçiş.. Baleye yaklaştırmalı, sokaktaki insanları.. Pop müziğin, klasik müzik kulağına hazırlık yaptırması gibi.. Ama Seyahatname, baleden de fazla yabancılaştıracak kadar uçmuş..

Ben böyle zorlama uçuşlardan hiç hoşlanmadım bugüne dek..

Sanatı seyirciden koparmaya çalışma entelliğini aklım almıyor, ayıp değil ya..

Evliya Çelebi'li, Orhan Pamuk'lu, Cem ve Meltem'li bir Seyahatname'nin çok daha bize yakın olacağını sanmıştım.

Hayal kırıklığı..

Ama müzik..

Olağanüstü!..

Kim inandı!..
Hülya Avşar ile Kenan Işık'ı, kendileri inanmazken, milleti inandırmaya çalışır görünce ne üzüldüm atv'de.. Nasıl zorlanıyorlardı konuşurken, anlatırken..

İki büyük oyuncu, oynamayı bile başaramıyorlardı, Murat'ın karşısında.

Aşkın büyüsünü anlatan bir film çekeceksin de, öpüşmeyeceksin, sevişmeyeceksin.. Sonra da bir yığın akıllara seza bahane ile, insanları kandırmaya çalışacaksın.. Oyunculuk profesyonel bir meslektir. Dünyanın en ünlü, hem de ne evli kadın ve erkekleri, ne çıplak, ne ateşli aşk sahneleri çeviriyorlar, millet bunları Allahın günü izleyecek. Sonra da, Hülya Avşar ile Kenan Işık'ın palavralarına kanacak.. Olacak şey mi?..

Senaryosunu oyuncuların meşrebinin belirlediği bu "Sahte" filme "Ben" gitmem!..

Yeşil Işık'a, kırmızı kart!.

TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan.
Kocanız ve köpeğiniz arasında ne fark vardır?

Köpeğiniz, yıllar sonra bile sizi görünce heyecanlanır!



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır