kapat
07.01.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
İşten konuşulursa geveze takım iyidir

Mahalle arasında (artık halı sahada) oynarken çok konuşan arkadaşımıza öfkeleniriz...

"Yahu kapat şu çeneni de iki dakika oynayalım!"

Hatta işaretleşmeye, bir takım hareketlerle "kendini ve yerini takım arkadaşına göstermeye" çalışana bile kızarız...

"El edip durma, kör müyüz! Biz de biliyoruz şu topu!"

***
Gelelim profesyonel ve endüstriyel futbola...

Günümüzde teknik adamla oyuncular ve oyuncuların arasındaki iletişim başarının anahtarı sayılıyor.

Psikolojik sorunlar ve çözümlerinden söz etmiyorum iletişim derken; doğrudan oyunu konuşmak ve oynarken konuşmak kastettiğim...

Birçok araştırmacı özellikle oyun içinde haberleşme ağı kuran takımların daha başarılı olduğunu belirtiyor.

Oyunu, maçı, pozisyonları ders gibi değil, iş gibi konuşan takımlar kazanıyor.

Bu yüzden de, sağır-dilsiz gibilerin; sahada "kendi havasında" dolaşan futbolcuların devri yavaş yavaş kapanıyor. Birbirini uyaran konuşkan futbolcuların dönemi açılıyor.

Özellikle çağdaş savunma "doğru yer tutma ve uygun zamanlamayla müdahale" olduğu kadar maç içinde sürekli haberleşme anlamını da taşıyor...

Artık savunmadaki öteki arkadaşına "geri gel, çık, kes!" diye bağıran futbolcuya kızmanın devri kapanıyor; tersine böyle seslenmemek hata sayılıyor.

İşte bu noktada Galatasaray'ın kaptanı Bülent Korkmaz'ın durumu iyiyle kötüyü aynı anda üzerinde toplayan bir örnek oluşturuyor.

Bülent savunmadaki arkadaşlarını konuşarak uyanık tutuyor. Nasıl mı? Futbolcunun zihni bazen "aşırı yoğunlaşma"dan maç sırasında yorgun düşer, dalgınlaşır. Bülent yüksek sesli ve sürekli uyarılarıyla bu dalgınlıkları önleyerek ilginç işler yapıyor. Bu iyi tarafı!

Bir de kötü tarafı var: Maçın önü, ortası ve arkası eleştiri için uygun zamanlar değil. Bülent bazen kendini kaptırıp arkadaşlarını maç içinde uzun uzun eleştiriye tutuyor. Olmaz! Kesinlikle olmaz!

***
Teknik direktörle oyuncular arasındaki iletişime gelince bu bizde de, dışarda da çoğu zaman tek taraflı yürüyor: Teknik adam konuşuyor, futbolcular dinliyor.

Fenerbahçe'nin yeni teknik direktörü Werner Lorant gibi tek taraflı konuşmayı abartanlar var: "Ben durmadan konuşurum, bağırırım, çağırırım; futbolcu işine bakar" mantığı haberleşmeyi öldürüyor: Böylece profesyonel futbolcu giderek futbol okulunda öğrenci haline dönüşüyor.

İlk başta iyi giden çok şey bir süre sonra bu yüzden bozuluyor. Çünkü milyon dolarlar kazanan futbolcular bir süre sonra bu "rol"den sıkılıyorlar.

Oysa Galatasaray-Roma maçında dikkatli futbolseverler çok ilginç bir tabloya tanık oldular. Dünyanın en iyi teknik direktörlerinden Capello futbolcularıyla sürekli konuşuyordu. Ama futbolcuları da zaman zaman kulübeye gelip; Capello'ya oyunla ilgili problemlerini açıyor, hiç çekinmeden soruyor, uzun uzun konuşuyorlardı. Bu, işini iyi yapmaya çalışanların çağdaş iletişimiydi.

Sonuç şu: Geveze takım iyidir! Yalnız işten konuşmak şartıyla!

Daum mu, Fevzi mi?
Beşiktaş Teknik Direktörü Daum yine "Fevzi işe yaramaz" demiş. Daum takımın başında kalacaksa, bu durumda hakikaten işe yaramaz.

Bir teknik adam durmadan "Gitsin" diyorsa, dünyanın en iyi kalecilerinin bile elleri ayakları tutmaz...

Bu durumda Fevzi'nin yediği golleri bir kenara bırakıp, tuttuğu her topta onu kutlamak gerekir.

Ama...

Asbaşkan Yıldırım Demirören de "Fevzi'yi harcamak istesek mukavelesini uzatmazdık" diyor.

Bu ifadeyi "Daum nasıl olsa gidici, biz sonunda Fevzi'yle başbaşa kalacağız" anlamında da okursak yanlış mı yapmış oluruz?

Aksi takdirde, takımın teknik direktörünün bilgi ve görgüsüne güvenmek gerekirdi...

Değil mi?

Zeman da çok çalıştırmıştı
Bir teknik direktörü gönderirken medya hangi gerekçeyi büyütmüşse, ona bakıp yeni teknik adam getiriyor Fenerbahçe yönetimleri.

Denizli "takımı çalıştırmıyor"du...

Lorant da çok sıkı ve sert bir çalıştırıcı olduğu için getirildi.

Denizli'nin takımının "kondüsyonu yoktu, takım koşmuyor"du!

Kondüsyonu her şeyin üstünde tutan Lorant geldi yerine...

Medyanın çizdiği resim bu!

Peki ama ne çabuk unuttuk?

Zeman da "çok çalıştırıyor" diye gönderilmişti neredeyse; "takım koşuyor ama ne için koştuğunu bilmiyordu!"

O kadar ki, bazı futbolcular medyaya açık açık haber yaptırıyorlardı; "antrenmanlarda ölüp bitiyoruz, maçlara halimiz kalmıyor" diye...

Şimdi geriye dönüp baktığımda "bu nasıl iştir?" diyesormaktan kendimi alamıyorum.

Teşekkürler Real Madrid
Geçenlerde "Zidane, Figo pres yapmıyor, birlikte oynayamazlar" diye atıp tutan Sergen, karşılaşmayı seyredip, nasıl yanıldığını anladı mı, bilmiyorum. Ama Real Madrid-Deportivo maçının TRT ekranlarından izlediğim için çok mutluyum...

Futbol güzel... Futbol seyretmek çok güzel...

Bu duygumuzun yeniden sağlamasını yaptığı için Real Madrid'e kalpten teşekkürlerimi sunuyorum.

Real kendine bir hedef koydu: Yıldızların takımı olmaktan "Dünyanın Yıldız Takımı" olmaya geçmeyi hedefledi. Bunu başaracak anlaşılan.

Gol ayakları Morientes'in; Raul'un, Figo'nun Zidane'ın oyuna bu kadar hırsla ve zevkle katıldığı; arka arkaya yedi isabetli pas yapabilen bir takıma ancak şapka çıkartılır.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır