kapat
Anasayfa
|
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
6 Mart 2009, Cuma
Sabah
 
Spor Günaydın Ekler Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Emlak Çocuk Yazarlar Çizerler
Gündem Siyaset Ekonomi Yaşam Dünya Teknoloji Turizm Otomobil
 
24 Saat
24 Saat

"Rusya'da Türkiye tanınmıyor"

CİHAN
Giriş Saati : 06.03.2009 13:41
Güncelleme : 06.03.2009 17:43
Yeni Haber
Rusya'nın önde gelen siyasi ve ekonomi gazetelerinden Kommersant genel yayın yönetmeni Azer Mürseliyev Türkiye'nin Rusya'da yeterince tanınmadığını, mevcut türkologların birçoğunun da Soğuk Savaş dönemi mantığı ile iki ülke ilişkilerini değerlendirdiklerini söyledi.Mürseliyev Rusya'da basın, Rusya-Türkiye ilişkileri ve ekonomik krizle ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu.

Rusların birçoğu için Türkiye denince tatil ve turistik bölgelerin akla geldiğini, entelektüel kesim açısından da soğuk savaş, Kürt sorunu ve tarihi geçmiş gibi bir kısım olumsuz konuların çağrışım yaptığını kaydeden Mürseliyev, "Basın ve bilim dünyasında Türk siyasetini, ekonomisini ve mevcut değişimleri izleyebilen entelektüeller yok denecek kadar az. Bu yüzden Türkiye'nin son dönemde geliştirdiği politikalar Rusya'da şaşkınlığa neden oluyor. 2003 yılında Türk parlamentosu Amerikan ordusunun Türkiye üzerinden Irak'a girmesine izin vermedi. Bu Rusya için sürpriz oldu. Daha sonra Gürcistan savaşı sırasında Türkiye Amerikan gemilerinin boğazdan geçmesine yeşil ışık yakmadı. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Moskova'ya gelerek Kafkas İşbirliği ve İstikrar Platformu'nu önermesi Moskova'yı bir kez daha şaşırttı. Tüm bunlar Rusya'nın Türkiye'deki değişimi yeterince algılayamadığını ortaya koyuyor. İnsanlar halen soğuk savaş mantığı ile değerlendiriyor." dedi.

"RUS GAZETECİLER SADECE ANTALYA'YA DEĞİL, İSTANBUL VE ANKARA'YA DA GİTMELİ"

Türkiye'nin bu adımlarının bile bir kısım çevreler tarafından farklı algılandığına işaret eden Mürseliyev, ABD ve Türkiye'nin gizli pazarlığından bile söz edenler olduğuna dikkat çekti.

Rus gazetecilerin sadece Antalya'ya değil, İstanbul ve Ankara'da da sık sık bulunarak gelişmeleri ve değişimi anlamaları gerektiğini kaydeden Mürseliyev şu şekilde konuştu: "Rusya Türkiye ilişkilerinin objektif olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Türkiye Kürt sorunu, Ermeni sorunu ve tarihi perspektifle anlatılıyor. Bu çok yanlış. Türkiye maalesef Rusya'da yeterince tanınmıyor. Burada enformasyon boşluğu var, düzeltilmesi lazım. Günün birinde itibarlı basın yayın kuruluşlarının bu sorunu çözeceğinden eminim. Türk siyaset ve ekonomi uzmanlarının Rus basınında sık yer almaları ve Türkiye'nin anlaşılmasına yardımcı olmaları da çok önemli."

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Rusya ziyaretini değerlendiren Kommersant Genel Yayın Yönetmeni belirli kesimlerde ziyaretin yanlış yorumlandığını, Ankara'nın Moskova'yı kendi büyük oyununa çekmek istediği şeklinde değerlendirildiğini söyledi. Mürseliyev şu ifadeleri kullandı: "Rusya'da bir kısım çevreler Ankara'nın Moskova'yı kendi büyük oyununa çekmek istediği şeklinde yorumladı. Rusya'nın bu ilişkiye girmesinin değip değmeyeceği, nereye kadar ilerletileceği tartışıldı. Bir endişe var. Bu tür sıkıntılar daha tehlikeli olmasına rağmen Rusya-Çin ilişkilerinde ortaya çıkmıyor. Belki burada tarihi birikimler etkili oluyor. Osmanlı İmparatorluğu Rusya ile 16 büyük savaş yapmış. 16. yüzyıldan itibaren Rusya'nın gözü eski Bizans'ta idi. Hemen hemen aynı dönemlerde Osmanlı sarayında da Rusya topraklarında Turan'ın kurulmasına ilişkin romantik fikirler dolaşıyordu."

"RUSYA VE TÜRKİYE, KAPRİSLİ GELİN AB İLE EVLENMEK İSTEYEN İKİ DAMAT GİBİ"

Kremlin'in pan-türkist, pan-islamist ve pan-slavist gibi düşüncelerin çok geride kaldığının farkında olduğunu ifade eden Mürseliyev, şimdi de enerji alanında yaşanan rekabetin iki ülkeyi karşı karşıya getirdiğini kaydetti.

Avrupa Birliği'ne enerji arzı konusunda Ankara ve Moskova'nın işbirliği yapmasının mümkün olduğuna işaret ede Kommersant genel yayın yönetmeni şu değerlendirmelerde bulundu: "AB hem Rusya'nın hem de Türkiye'nin istediği kaprisli gelin. Rusya ile AB arasında yaşanan doğalgaz krizi ve diğer enerji sorunları ister istemez Türkiye'yi de ilgilendiriyor.Rusya'nın Avrupa'ya yönelik doğalgaz tekelciliğinde en büyük rakip Nabucco projesi. Bence Nabucco'da AB açısından en büyük sorun Türkiye. Türkiye bu konuda pazarlık yapıyor. Ankara AB üyeliğini alternatif sevkiyatçı olma talebi ile ilişkilendiriyor. Moskova da tam üyelik talebi olmasa da kendisinin Avrupa kıtasından dışlanmasından rahatsız. Ancak Rusya ve Türkiye'nin Avrupa'ya enerji arzının gerçekleştirilmesinde anlaşabilme ihtimali de çok yüksek."

"EKONOMİK KRİZ SOSYAL KRİZE DÖNÜŞEBİLİR"

Küresel mali krizin Rusya'da derinden hissedildiğini ve ekonomik krize dönüştüğünü ifade eden Mürseliyev krizin daha da derinleşmesi durumunda sosyal krizler kaçınılmaz olduğu öngörüsünde bulundu. Rusya ekonomisinin petrolden elde ettiği dolarlar sayesinde 'Hollanda hastalığı' (Ekonomik atalet) na yakalandığını, ekonomisini çeşitlendiremediğini ve ani düşüşün yaşanmasının ardından krizi daha derinden hissettiğini ifade eden Mürseliyev, "Malesef Rusya elde ettiği gelirlerle dev projelere kalkıştı. Fiyatlar düşünce projelerden vazgeçildi. Bir kez daha ortaya çıktı ki Rusya enerji gelirlerine bağımlı." dedi.

Rusya'nın krizden tek başına çıkmasının mümkün olmadığını, ayrılan dolar rezervlerinin yetersiz olduğunu kaydeden Kommersan genel yayın yönetmeni sosyal kriz tehlikesinin olduğu öngörüsünde bulundu: "Yetkililer rezervlerin 2 yıl daha yeteceğini iddia ediyor. Uzmanlar ise farklı düşünüyor. Bir kısım uzmanlara göre yılsonuna kadar derinleşecek kriz ortamında rezervler tamamı ile eriyecek. Krizin ne zaman dibe oturacağını ise söylemek zor, çünkü henüz ufukta dip de gözükmüyor. Kriz arttıkça yeni sorunları da beraberinde getirecek. Geçtiğimiz sonbaharda mali kriz iken kışın ekonomik krize dönüştü. Gelecek sonbahar ise sosyal ve siyasi krize dönüşebilir. Çünkü işsizlik, hiçbir perspektifin olmaması ve bazı umutların çökmesi sosyal krize neden olabilir. Son yıllarda vatandaşlar yurtdışında olduğu gibi kredilerle yaşamaya alıştı. Çok sayıda vatandaş borçla yaşıyor. Kriz ortamında bu alışkanlıkların birden değişmesi zor."

"KOMMERSANT'TA İSTEDİĞİMİZİ YAZIYORUZ"

250-300 bin tirajı olan gazetenin hedefinin daha fazla satış olmadığını kaydeden Mürseliyev, "Okuyan, düşünen, aktif iş hayatının içinde olan entelektüel kesim bizim okuyucu kitlemiz. Bunlar işadamları, siyasetçiler, yöneticiler ve hırçın gençlerden oluşuyor. Biz yayın politikası olarak bir fikri empoze etmek istemiyoruz. Sadece olayı anlatıyoruz. Okuyucu kendisi sonuca ulaşıyor. Bizim diğer gazetelerden farkımız bu." açıklamasında bulundu.

Her ay ortalama 5-10 kez haberler nedeni ile mahkemelik olduklarını kaydeden genel yayın yönetmeni, davaların çoğunu kazandıklarını söyledi. Kommersant aleyhine bugüne kadar ne Kremlin ne de hükümet üyeleri herhangi bir dava açmamış. Moskova belediyesi ile yaşanan 3-4 mahkemede ise hakim belediyeyi haklı bulmuş.

Gazetenin imtiyaz sahibi Alişer Usmanov dahil hiç bir yerden direktif almadıklarını, uluslararası basın prensipleri çerçevesinde gazete çıkardıklarını ifade eden Mürseliyev, Rus basının özgür olmadığı ile ilgili anlayışın suçlusunun da yine Rus basını olduğunu söyledi. Mürseliyev tarihi bir perspektifle şu değerlendirmelerde bulundu: "Bu gölgeli yılların mirası. İfadenin tam anlamıyla yorumlarsak, 90'lı yıllardaki basın özgürlüğünün reddedilmesi söz konusu. 1996 yılı dönemini çok iyi hatırlıyorum. Eski Başkan Boris Yeltsin'in son seçimlerini kastediyorum. O sıralarda gerçek zafer Komünist Partisi Başkanı Gennadi Zyuganov'a ait idi. Bunu böyle gören yeni oligarşi sınıfı bir araya gelerek, Yeltsin'in tekrar başa gelmesini ve Zyuganov'un iktidara gelmemesi için anlaştı. Oligarklar ellerindeki tüm imkanlarını buna seferber etti. Buna paralel olarak bu husus Rusya'nın tüm kitle iletişim araçlarına yansıdı. Ki bu dönem, medyanın en fazla özgür olduğu yıllarıydı. Fiiliyatta medya çalışanları ve başındaki kişiler o kurumun sahibi ve hissedarları sayılıyordu. Tabii o dönem medya patronu Vladimir Gusinski'nin Medya imparatorluğu oluşturulmuştu. Ama diğer medya ise tamamıyla özgür idi. Ve Rus gazeteciler bilinçli ve gönüllü olarak Yeltsin'in faaliyetiyle ilgili 'moratoryum' ilan ettiler ve Yeltsin'in kötüleyecek yayınların olmaması konusunda el sıkıştılar. Onlara göre, eğer Komünistler başa gelse, basın özgürlüğü dahil tüm özgürlükler gidecekti. Ama bu en ciddi hataydı.Çünkü mesleğe karşı bilinçli olarak hainlik ve ihanet yapıldı. Bu olayın sonucunda da oligarklar medyanın gücünü idrak etti. Oligarklar basın kurumlarını topyekun satın almaya başladı. Dolayısıyla Rusya'daki kitle iletişim araçları bir enformasyon silahına dönüştü."

Petrol fiyatlarının artmasının ardından iktidarın önce oligarkları ardından da basın yayın kuruluşlarını kontrol etmeye başladığını ifade eden Mürseliyev, "Aslında bu durum iktidarın kendisi için de tehlikeli. Halk basına inanmıyor. İktidar da halkın sesini duyamıyor. İletişim kopuyor.

Medyanın bu tür çalışması kendisini yalan penceresi konumuna dönüştürüyor. Şimdi iktidar halkla temas kurabilecek yeterli iletişimin olmadığının farkında. Sanırım önümüzdeki dönemde Kommersant tarzı gazetelerin önemi daha iyi anlaşılacak." dedi.