kapat
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
Okur Temsilcisi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
28 Eylül 2008, Pazar
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Çocuk Kulübü Yazarlar Çizerler
Günaydın Cuma Cumartesi Pazar Emlak
 
24 Saat
24 Saat
1950 Kahramanmaraş doğumlu Kanat, koyu bir Beşiktaş taraftarıydı. Ama kulübünü sert bir eleştirmekten hiçbir zaman çekinmedi.

Dört yıllık yol arkadaşlığı

27.09.2008
Çarşamba günü hayata gözlerini yuman Sabah Pazar yazarı Kazım Kanat'ı hastalığını ve hayat sevgisini anlattığı yazılarından bir bölümle anıyoruz.....
Sabah Pazar'da dört yıldır yazarlığını sürdüren Kazım Kanat, doğumgünü 20 Eylül, evlilik yıldönümü 21 Eylül tarihinden kısa bir süre sonra aramızdan ayrıldı.
1999'dan bu yana mücadele ettiği ve bu mücadele sırasında geçirdiği altı ameliyatta dalağı, böbreği, ciğerlerinden biri ve karaciğerinin 5'te 4'ünün alınmasına neden olan kanser değildi onu yenen.
Bu amansız hastalığın üstesinden gelmeyi başardı ama zatürreeye yenildi.

HAYATI...
Kazım Kanat 1950, Afşin, Kahramanmaraş doğumlu.
Öğretmen bir baba ve ev kadını bir annenin dört çocuğundan biri. Liseyi İskenderun'da, Gazetecilik Okulu'nu İstanbul'da bitirdi. 35 yıldır gazetecilik yapan Kanat, TV'de 'yılın yorumcusu'; radyoda 'yılın programcısı' ve 'yorumcusu' ödüllerinin yanı sıra meslek hayatı boyunca yazılı medyada da haber, yorum, araştırma ve fotoğraf dallarında ödüller aldı. Spor dergilerinde Yazı İşleri Müdürlüğü yaptı. Hürriyet, SABAH ve Akşam gazetelerinde muhabir ve spor müdürüydü. Son olarak SABAH Pazar ve Sporx.com'da yazılarına devam ediyordu. Sıkı bir 'Çarşı' savunucusuydu. Kazım Kanat'ın, yayımlanmış kitapları da vardı.

Müzeyyen Hanım: Şarkıların anası!
(10.08.2008)
.....
Beni böyle, bastırılmış duygular içinde oturduğum sandalyeye çivileyen manzara şuydu: Müzeyyen Senar tekerlekli sandalyede... O hüzünlü bakışlarıyla sadece güneşin batışına bakıyor. Başına örttüğü al yazmasıyla öyle hüzünlü ki... Çevrenin bakışlarından sakınmak için gözleri hep bir noktada. Ara sıra kaçırsa da gözlerindeki o dalgın ama hüzünlü bakışı yakalıyorsunuz. Bir de şunu... O bakımlı elbiselerin altındaki ayakkabılarının olağanüstü zarafetini! Düşünün lütfen! Müzeyyen Hanım, evinde yapayalnız güneşin batışını izlemek yerine, insanların içinde ve insanlardan kaçmadan hayatını yaşayabiliyorsa bunun adı nedir? Hayata bağlılık... Kendini sevmek...
Sevenlerini daha çok sevmek...

Tutkuları olanlar için hayat kısadır!
(06.07.2008)
Bodrum'a bir gece yarısı usulca geldim. "40 kocalı bakire kadın," dediğim Bodrum'u rahatsız etmek istemedim. Usulca teknem Meleğim'e geldim. Size bir itirafta bulunayım.
Teknem Meleğim bazen, huysuz ve çirkin bir kadın gibi oluyor. Bazen de bütün güzelliğiyle ışıldayan bir genç kız gibi... Aslında gerçek şu; bu tek direkli, iki kamaralı tekne, 'acemi aşk yazarının' modern yaşamdan kaçtığı bir sığınak.
Yalnızlık insana mutluluk verir mi? Yoksa yalnız başına yaşamak, aslında hiç yalnız olmamak mıdır? Sahi, hayat nedir ki? Deniz ve tekne yaşamı bana şunu öğretti: Tutku ile yaşamak! Bir şeyi daha öğretti: Tutkuları olanlar için hayat kısadır! Hadi size bir itiraf! Bunca yaşımdan sonra tambur dersleri almaya başladım. Bilmeyenlere şunu hatırlatayım ki tambur, en uzun sürede öğrenilen bir saz aleti... Çok çalışmak yetmiyor yani. Uzun yaşamak da gerekiyor. Uzun yaşama konusunda ciddi sorunları olan biriyim. Yaşama sımsıkı tutunup bir gün daha güneşin doğuşunu görmek için ne kadar tıbbi destek varsa alan biriyim. Peki, nereden çıktı bu tambur? Bunu ben değil dostlarım soruyor. Ben de diyorum ki ömrünü savaş alanlarında geçiren İsmet Paşa, yaşlılık döneminde viyolonsel dersleri almaya başlamış.

68 ruhunu anlayabilmek
(15.06.2008)
Sırtımızda, yeşili bile solmuş askeri bir parka.. Ayağımız da, bağcıkları kopmuş yırtık bir postal.. Cebimizde ise muhtar çakmağı ile yanında bir Bafra sigarası.. İşte; 68 gençliğinin sihirli kostümü buydu. Pardon! Bir de o öğrenci odalarının kirli duvarlarına asılan, Che Guevara posterleri... Elbette hepimizin yüreğinde bir tek sevgi vardı.
O da yurtseverlik. Ülkemizi; emperyalist güçlere karşı güçlü yapmak, özgür ve bağımsız bir ülke yaratmak istiyorduk.
Ama biz 68'lileri kimse anlamadı. Kimse de anlamak istemedi.
Haberin fotoğrafları