kapat
Anasayfa
|
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
13 Şubat 2009, Cuma
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Ekler Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Emlak Çocuk Çizerler
Sabah Günaydın Cuma Cumartesi Pazar Buzz
 
24 Saat
24 Saat
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Yerel yönetimi yönetmek

Yerel seçim rüzgârı bütün hızıyla esiyor diyeceğim ama esen rüzgâr daha ziyade gündelik politikayı ilgilendiren birkaç husustan doğuyor. Hiçbirisi diğerinden az önemli olmayan bu konular arasında yardım dağıtımları ilk sırayı alıyor. Televizyon kanallarında da enine boyuna tartışılan, gerçekten önemli boyutlar içeren " sivil yardımseverlik "le " sosyal devlet " arasında bir zıtlaşmaya dönen bu yardım konusunu daha sonraya bırakıp bu yazıda çok farklı ve ne yazık ki şimdiye kadar kimsenin üstünde durmadığı bir başka konuya dönmek istiyorum: doğrudan doğruya yerel yönetim konusuna.

Ne program ne bir şey
Günlerdir televizyonlarda yapılan propaganda konuşmalarını izliyorum. Ortada İstanbul gibi büyük metropoller olsun mesela Diyarbakır veya İzmir gibi çok özel sorunlarla boğuşan öteki kentler olsun tam bir kayıtsızlık söz konusu. Partiler haklı ve doğal olarak bu kentlerin yerel yönetimlerinde iktidara gelmek istiyor. Ne var ki, işin şaşırtıcı yanı da bu zaten, hiçbir partinin doğrudan o kente dönük, kökü daha geçmişe giden bir programı yok.
Denecektir ki, Türkiye'de siyasal iktidar, ister yerel ister genel yönetimde olsun, programatik değil ideolojiktir. Doğrudur, Türkiye bu ideoloji kavramını baştan beri küçümsemiştir ve bu defa da programatik olanın karşısına ideolojik olanı yerleştirirken gene bir küçümseme içindedir ama bakıldığında yaklaşımların ideolojik de olmadığı şaşırtıcı bir biçimde görülüyor.

Neden ideolojik değil?
Değil çünkü biz popülizmi, pragmatizmi ideoloji sanıyoruz. Kuşkusuz bunlar da bir ideoloji olarak görülebilir; hatta öyledir de. Fakat Türkiye'de onları biz sistemik yapılar olarak değerlendirmekten ziyade gündelik hayatı geçiştirmek için basit ve ucuz tedbirler şeklinde kullanıyoruz. Kaldı ki, hiçbirisinin "makbul" bir yaklaşım veya model olmadığı malumdur.
Diyelim ki, popülizm, pragmatizm en kötü veya iyi halinde bile konvansiyonel olarak sağ partilerin kullandığı ideolojilerdir ve Türkiye'de de AKP bunları kullanıyor ve bu vahim bir durumdur. Şu veya bu partiyle ama aynı düşünceye eklemlenmiş siyasetçiler aracılığıyla 15 yıldır yerel yönetimlerde bulunan, onu bir 5 yıl daha sürdürmek isteyen bir parti ve siyasal anlayışın çok daha sistematik bir yaklaşıma sahip olması gerekir. Hele, tekrar edeyim, belli kentler için bu daha da hayatidir fakat yapılmıyor.

Ya sosyal demokratlar?..
Peki, bu durumda CHP'nin vurguladığım türden bir sosyal demokratik yerel yönetim modeli olmamalı mı?
Aslında bu vardı. Bütün o 1990'lı yıllar boyunca bu konuda sosyal demokratlar müthiş bir emek harcamışlardı. Yerel yönetim demokrasisinin merkezi yönetime etkisinden katılımcı, paylaşımcı, saydam bir modele kadar her şey inceden inceye tasarlanmıştı. Bugünse ben böyle bir arayış görmüyorum.
Şunu da belirteyim: yıllar yılı ODTÜ'nün ilgili birimleri kentçilik ve yerel yönetim konusunda, bunun solsosyal demokratik yapı içinde neler ifade etmesi gerektiği hususunda düşünce üretti. Kentleşme sol bir kavram sayılıyordu ve bu yoksulluktan kentsel dönüşüme kadar her alanı içeriyordu. Sol partiler çok önceden başlayarak bu ilkeleri toplumsallaştırıyordu. O koşullar altında da yardımseverlik-sosyal devlet tartışmasına bugünkü haliyle yer de ihtiyaç da kalmıyordu. Sonra yel üfürdü, su götürdü ve ortada bu çalışmalardan iz kalmadı.
Oysa şimdi böyle bir sosyal demokratik yaklaşıma her zamankinden daha fazla gereksinim var. Umarız kulak verilir...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Ayrıntılar için lütfen tıklayın