kapat
Anasayfa
|
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
1 Şubat 2009, Pazar
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Emlak Çocuk Yazarlar Çizerler
Günaydın Cuma Cumartesi Pazar Emlak Buzz
 
24 Saat
24 Saat
Serdar Turgut: "Keşke para yatıracak biri olsa da işadamlarına popüler kültürü anlatan, öğreten bir gazete çıkarsam. Beni heyecanlandıran, hayalini kurduğum iş bu."

Yayın yönetmenliği büyük bir beyin ameliyatı kadar zor değildir ki!

27.12.2008
- Yayın yönetmenliğinden alındığınızı ilk öğrendiğinizde hissettiğiniz şey?
- S.T.: Üzüldüm! İnsanın içi buruluyor. Eleştirilere bakıyorum, gazetenin magazinleşmesi bir eleştiri olarak getiriliyor. Ben de diyorum ki; biz onu kararlaştırdık! Alınan karar üzerine bunları bile bile yaptım ve en uç noktada yaptım. Ben çok ciddi bir okurum; çok ciddi düşünürüm ama ruhen tabloid gazetecisiyim. Magazin dünyasıyla, popüler kültürle çok ilgiliyim, siyasetten hiç hoşlanmam.
Ama patronaj ne istenirse o yapılır.
Gazete dediğiniz bir tane kâğıttır sonuçta, üstünü neyle dolduracağınız büyük bir beyin ameliyatı kadar zor değildir! Yani hiç zor bir şey değil yayın yönetmenliği...

- Böyle mi düşünüyorsunuz?
- S.T.: Değil tabii. Ne olacak, bir dolu yetenekli insan var etrafınızda, muhabir kadronuz da iyiyse çok rahattır işiniz.

- Haberi ilk eşinize mi verdiniz?
- S.T.: Telefonda söylemek istemedim ama babamı aradım hemen çünkü internete düştü. Böyle bir de mekanizma var, bundan tiksiniyorum. Bu insanların zavallı olduğunu düşünüyorum. İşten alındığımı internet sitesi benden önce öğreniyorsa, önce onlara bilgi veriyorlar demek ki. Çok çirkin.

DİNÇ BİLGİN GİBİ BİR PATRON OLSA...
- İlk aklınızdan geçen neydi peki; 'verdiğim emeğe yazık' diye mi düşünüyor insan?
- S.T.: Haklarını da yemeyeyim, bana çok güzel bir çıkış sundular.
'Bu işte görev değişikliği yapacağız' dediler, tamam haklarıdır, gelen arkadaşı da severim (İsmail Küçükkaya) yazdım zaten, o zaman teşekkür ettim patronlara, Mehmet Emin Bey (Karamehmet) de geldi, 'sizin yazı yazmanızı istiyorum' dedi.
Hatta hafta sonunda yazdığım parçalı yazılara devam etmemi istedi, 'Onlara bayılıyorum, mutlaka yapın, benim gibi meşgul insanlar dünyayı yakından takip edemiyor, bizler için iyi oluyor,' dedi. 'Peki efendim,' dedim, el sıkışıp öpüştük.

- Bir şeyler yarım kalmış gibi hissediyor musunuz peki?
- S.T.: Ufuk Güldemir kardeşim bana hep 'Serdar, bu işin başarı kriteri yoktur. Bu iş patronun koltuğudur, her an alır, başkasına verir,' derdi. Ama şunu eklemişti; 'Yapmak istediğin ne varsa onu yap, yanlış da olsa yap, içinde kalmasın!' Benim içimde hiçbir şey yok.
Magazinleştik, terbiyesizlik, edepsizlik yaptık, İstanbul'a yaklaştık, bunu hep bilerek yaptık.
Şimdi geri gitmek istiyorlar.

- Neden görevden alındınız peki, bu konuda bir fikriniz var mı?
- S.T.: Patron ister, değiştirir.
Belki yaptıklarımdan sıkılmıştır, 'Bu adam uygun değil,' demiştir, bilemeyiz.

- İsmail Küçükkaya'nın Karamehmet'in prensi olduğu, Ankara'da pişirildiği ve bu koltuğa hazırlandığı söyleniyordu hep...
Bekliyor muydunuz bu değişikliği?
- S.T.: Bu prens lafı falan bizim patronun istediği bir şey değildir, o öyle ilişkiler kurmaz. Ama İsmail çok çalışkan, hırslı insandır, gençtir de, iyi olur inşallah. Tek şundan endişe ediyorum; kimse Ertuğrul Özkök kadar uzun yayın yönetmenliği yapamayacağına göre, işten alındığında hâlâ genç olacak İsmail, o kötü.

- Neden kötü?
- S.T.: Çünkü bir yerde yayın yönetmenliğinden alındıktan sonra başka yerde yayın yönetmeni olmak çok zor. İyi bir yazar olmanız lazım.
İnşallah o güne kadar iyi bir yazar olduğu ortaya çıkar İsmail'in...

- Akşam'da genel yayın yönetmeniyle birlikte gazetenin çizgisi de değişiyor her seferinde.
Akşam kimliğini bir türlü bulamıyor, nedir bunun sebebi?
- S.T.: Patrondur! Çünkü yön çizecek insanı yok yanında. Bir şeye karar veriliyor ama o sürdürülmüyor.
Mesela herkes biliyor, ben arada Dinç Bilgin Bey'le oturup sohbet ederim, gazeteyi konuşuruz ve müthiş bilgilenirim. Benim hayatta en çok isteyeceğim şeydir; inşallah Allah ona imkân verir de gazete çıkarır bir gün, onun yanında olayım isterim. Çünkü matbaayı biliyor, kâğıdı biliyor, işçileri biliyor, muhabir kullanmayı biliyor, engin bir adam.
İçinde hâlâ gazete kağıdı ateşi var.
Ben bunu bir Rupert Murdoch'ta gördüm, bir Simavi'de. Bunu söylerken şu andaki patronuma kötü bir şey söylemek istemem ama herkes biliyor ki, çok sıcak baktığı bir iş kolu değil gazetecilik. Olsa, Turkcell gibi kaliteli bir şirket haline gelir Akşam, zor bir şey değil.