kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 18 Temmuz 2008, Cuma
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
ABC
Cuma Sabah 
ATİLLA DORSAY

Bodrum Geceleri: Bana göre elbette!

Ayşe Arman ne güzel belirtmiş: Bodrum'da yaşananların çifte yüzlülüğünü... En azından iki Bodrum var: Gazetelere yaz boyu bol bol magazin malzemesi sunan, eğlenen, coşan, zincirleri kıran, kuralları yıkan, hayatı bir yaz eğlencesine indirgeyen çılgın Bodrum. Ve de birçok kişinin eğlencesinden çok havası, denizi, ılıman iklimi, türlü-çeşitli doğal zenginlikleri için geldiği, insan elinin onca çabaya rağmen henüz güzelliklerini tümüyle bozamadığı, sayısız koyunda, köyünde ve tesisinde huzur dolu bir tatil vaat eden dinlenme ve dinlence merkezi Bodrum.

GÜNBATIMINI İZLEMEK

Ben de kuşkusuz eller havaya eğlenmekten çok daha fazla dinlenmeye gelenlerdenim. Böylece, kendimle ve bir avuç sevdiğimle baş başa kalmaktan da çok mutluyum. Öyle ki, diskotek geceleri, bu yılın gözde mekânları filan bir yana, aslında çok saygın bulduğum kimi etkinliklerden de kaçıyorum: Antik Tiyatro konserleri, Ali Poyrazoğlu'nun tiyatro gösterisi veya Gümüşlük'teki klasik müzik festivali gibi... Çünkü bunlar büyük kentte bol bol izlediğim türden şeyler ve benim için, yaz tatili kavramıyla bağdaşmıyor. Böylece yine bildiğimiz yerlere gidiyoruz. Ana mekânımız yine Kadıkalesi'nde Ali Bey ve oğullarının düzeyini hiç bozmayan Körfez Lokantası. Böylece, İstanbul'da geçen uzun ayların tersine, sürekli balık ve deniz ürünü tüketen bir başka tür insana dönüşüyoruz hepimiz!.. Ama biraz ötedeki Ramazan'ın Yalı Restoranı'nda hayatımın belki en yumuşak ahtapotunu yediğimi de belirtmeliyim. Ayrıca Turgutreis'in ne kadar geliştiğini ve Avrupa'daki benzerleriyle (örneğin yakın zamanda görüp yazdığım Taormina'yla) rahatça boy ölçüşecek ideal bir tatil kasabası olduğunu mutlulukla fark ederken, daha önce gitmediğimiz bir yeri, tam burundaki La Pikant adlı lokantayı keşfediyoruz. Kumların üzerinde tam akşam vakti oturup gün batımını izlemek ve sonra, etten balığa, tavuktan hamur işlerine çok zengin bir mönüyü aynı lezzette sunan bu lokantada yemek, gerçek bir keyif. Tanışırsanız, sahibi Mustafa Uğur gelip size şiirlerini bizzat okuyabilir! Bodrum'a da iniliyor elbette... Ve onun da anayoldaki boy atmış palmiyelerden içindeki yeşil alan düzenlemelerine, bir yılda bile ne kadar güzelleştiği gözlemleniyor. Ama maceraya atılmıyor ve yemeği yine o değişmez kalitesini sunan Marina Yat Club'da yiyoruz, o gecelik Fatih Erkoç'un yerini alan bir Küba orkestrasının müziğiyle... Önlenemez Gümüşlük gecemizdeyse tercihimizi yine eski bir tanıdık, Cumhur'un Yeri diye de bilinen Mindos Restoran için kullanıyoruz. Denizin hemen üstünde, akşam vakti karşı adadaki Mindos kalıntılarına sanki suyun üzerinde yürüyerek gidip gelen insanları izlemek kadar, o çeşitli deniz ürünlerini en taze ve leziz olarak sunan bu yerde yemek de bir ayrıcalık. Cumhur Bey hayli yaşlanmış, ama ailesi işi devralmış ve servis, hele bize bakan Mert arkadaş da süper!

KİBAR GÖREVLİLER

Ve bir başka izlenim. Kaldığımız Armonia tatil köyünde, gece yarısından çok sonra sarhoş bir şoför gece kulübünden dönerken arabamıza çarpıp kaçıyor. Olayı rapor etmek için gittiğimiz Turgutreis jandarma karakolunda, hepsi boylu-boslu, tertemiz yüzlü görevliler bizi karşılıyor, oturtup çay ikram ediyorlar. Hepsi bilgisayar kullanıyor, hepsi yakışıklı ve kibar. Bu turistik kasaba için özel olarak mı seçilmişler? Öyle bile olsa ne iyi... İftihar ediyorum. İşte bu da gelişen Türkiye'nin bir başka yüzü...