kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 13 Ağustos 2007, Pazartesi
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
Kanal 1
ABC
ÜLKÜ TAMER

Hollywood'un arka sokağı

Yazı ortaladık. Yine de bir çok okurum "tatil kitabı" önerisi istiyor benden. Aşağı yukarı hepsinin bir koşulu var: "Rahat okunsun."
Peki öyleyse, bir kitaptan söz edeyim. Yazkış okunacak bir kitap. Sinemayla ilgili bir roman.
The Front ( Paravana anlamına geliyor burada) yazık ki, ülkemizde gösterilmedi. Martin Ritt'in yönettiği, başrolünü Woody Allen'ın oynadığı film, McCarthy döneminde ABD'nin "show" dünyasını, Komünistlikle suçlanan sanatçıların çektikleri acıları anlatıyordu. Zero Mostel Amerika'ya Karşı Eylemleri Araştırma Komitesi'nin hışmına uğrayıp Kara Liste'ye alınan bir oyuncuyu canlandırıyordu. Kimileri direnirken, o kurtuluşu intihar etmekte buluyordu.
Osvaldo Soriano, Hollywood Paranoyası (Türkçesi: Pınar Savaş; Agora Kitaplığı) romanında dedektif Philip Marlowe'a "Aktörlerin hesabını uyuşturucudan daha hızlı gören bir şey varsa, o da politikadır" dedirtiyor.
Düşler fabrikası Hollywood'un perde arkasındaki gerçek yüzü bir çok kitapta, filmde anlatılmıştır. Soriano da o arşive katkıda bulunmaya çalışıyor.
Hollywood'da işsiz kalmanın, politikanın yanısıra, bir nedeni daha var: Beklenen gişe gelirini sağlayamamak.
En güzel örnek Marlon Brando'dur. İki filmi gişe açısından fiyaskoyla sonuçlanınca, yapımcıların kara listesine girmiş, ancak Coppola'nın direnmesiyle, oyunculuğa ilk adımını atan çıraklar gibi bir deneme çekimine razı olmuş, Baba'daki ( The Godfather ) Don Corleone rolünü ancak öyle kapabilmiştir.
Hollywood'da bir kere gözden düşmeye görün, yeniden doğrulmanız ancak Cecil B. DeMille'in filmlerinde rastlanabilece k mucizelere bağlıdır.
Ne demişti Marilyn Monroe: "Hollywood, bir öpücüğünüze bin dolar, ruhunuza ise elli sent verdikleri bir yerdir."
Televizyon başka mı sanki? ABD'de The Cosby Show 19851989 arasında beş yıl "rating" lerde 1 numara olmuş, 1990'da beşinciliğe düşünce, Bill Cosby'nin pabucu da bir çırpıda dama atılmıştır.
Arjantinli Osvaldo Soriano'nun adını daha önce duymamıştım. Eduardo Galeano, Hollywood Paranoyası'na (özgün adı: Hüzünlü, Yalnız ve Son ) yazdığı önsözde şöyle anlatıyor onu:
"Soriano, iyi eğitimli, terbiyeli bir toplumun hiçbir zaman kendine dışardan bakmamışlığını, komik olan karşısında kapıldığı panik içinde sergilediği acıklı ve gülünç sahtekârlığı olanca çıplaklığıyla yansıtır. (...) Kendisi de en az bir antikahraman kadar felaketle karşılaşır. Sonra da bu felaketleri canlı ve doğrudan dinleme şansını bulan bizleri gülmekten kırar geçirir."
Osvaldo Soriano, romanında Hollywood'un "arka sokak" ına değiniyor.
Bizim kuşakların aşina olduğu kahramanlar aracılığıyla...
Stan LaurelOliver Hardy, Charles Chaplin, John Wayne, Jerry Lewis... Bu günün gençleri onları televizyonda zaman zaman gösterilen eski filmlerinden tanıyor. Biz onları "yaşamıştık" . Soriano da yaşamış besbelli. Bir sinema tutkunu olduğu da açıkça görülüyor. Philip Marlowe'u anlatırken bile, Raymond Chandler'ın yazdığı değil, Humphrey Bogart'ın oynadığı dedektifi çiziyor.
O eski karafilmlerde olduğu gibi, günün birinde dedektifin kapısı açılır ve...
Bu kere gelen Stan Laurel'dir. Marlowe'un bir araştırma yapmasını ister: Hollywood neden bir yana fırlatıp atmıştır, unutmuştur onu?
Aslında neden ortadadır. Laurel-Hardy çiftinin son filmi gişe açısından büyük hay al kırıklığı yaratmıştır. Hardy de öldüğüne göre, Laurel'i tek başına kim hatırlayacak, kim değerlendirecektir!..
Soriano, bu ana çizgiden hareket ederek, hem tatlı tatlı "nostalji takılıyor", hem de paranoyak Hollywood'un eleştirisini yapıyor.
Gerçi "Hollywood eleştirisi" nde özgün bir yan, inemediğim bir derinlik, daha önce gözümden kaçmış ipuçları bulamadım; ama romanı (Galeano'nun söylediği gibi gülmekten kırılıp geçmedimse de) sıkılmadan okudum. Beni sürükleyen belki de "nostaljik takılma" ydı. Kahramanları çocukluğumun, ilkgençliğimin yıldızları olmasaydı, roman ilgimi çeker miydi, bilemiyorum. Hollywood'un Altın Çağ'ını yaşamamış, onu yazılanlardan öğrenmiş, oyuncularını yıllar sonra "tarafsız bir gözle" televizyondan seyretmiş bugünün genç kuşağının ilgisini çekecek mi, onu da bilemiyorum.
Belki de Hollywood Paranoyası'nı bizim gibi değil, başka bir gözle, sadece uçup giden bir polisiye roman olarak okuyacaklar.