| |
Küreselleşmenin yeni ideolojisi: Pan-hümanizm'e devam...
Geçenlerde yazdığım "Küreselleşmenin yeni ideolojisi: Pan hümanizm" adlı yazı özellikle okurlardan geniş bir ilgi gördü... Kiminin ırk, kiminin din, kiminin de mezhep diye çıldırdığı günümüzde "insanı" esas alan bu yeni anlayış, bir özlemi de vurguladığından ilgi toplamakta... Öncelikle, "pan-hümanizm" kavramının ne anlama geldiğini, bir önceki yazıdan ödünç alarak, tekrarlamakta yarar var: "Pan kelimesi Yunanca'dan geliyor.. 'Bütün' anlamını taşımakta. Hümanizm kelimesi ise Latince 'insan doğası' anlamına gelen 'hümanitas'dan türemiş. Hümanizmin anlamı 'insana ve insan değerlerine en büyük ağırlığı veren düşünsel yaklaşım'... Hümanizma, Rönesans'ın da temel düşünce akımı olmuş... İnsana, sadece insana önem veren, bireyi yücelten bir anlayış." Geçen yazımızda, bu anlatıma şöyle devam etmişim: "Küreselleşmenin, bir İkinci Rönesans gibi 'pan-hümanizm'i temel düşünce akımı olarak ele alması, bunun henüz dar bir çevrede de olsa telaffuz edilmesi, dini rehber alan OrtaÇağ'dan da, ırkı yaşamın odağına koyan sanayi döneminin de fikirsel planda iyice aşılmaya başlandığını gösteriyor. Din ve ırk değil, birey... En yüce varlık olan insan."
Pan-hümanizm kavram olarak yeni değil. Kavramı ilk kullanan Fransız edebiyatının efsane isimlerinden Romain Rolland. .. 1866'da doğup, 1944'te ölen Rolland'ın yaşamı zaten neredeyse bir "pan-hümanizm" anıtı... Asya'yı özellikle Hindistan'ı merak etmesinden Mahatma Gandi ile tanışmasına, Moskova'ya yönelmesinden Maksim Gorki ile sol düşünceye yolculuğuna kadar uzun bir entelektüel macera. Bu maceranın her anında 'insanı' esas alıp, şiddetin her türlüsüne karşı durması, bu kavramın değerini de yaşamıyla teslim ettiğini gösteriyor... Zaten gerek Anılar'ı, gerek Günlükler'i, "İnsanlık sevgisiyle dolu bir insanın olağanüstü dürüstlüğünü" sergiler... Türkiye'de, "pan hümanizm" kavramını, Romain Rolland'ı kaynak göstererek ilk anan galiba Cemil Meriç... 1980'de basılan, daha sonra İletişim Yayınları'nca yeniden yayınlanan "Kırk Ambar" adlı eserinde Romain Rolland'ın "panhümanizm" kavramını nasıl oluşturacağımızı, ön yargıları nasıl aşabileceğimizi tartışır... Ralph Borsodi ise 1963'te "Komünist Manifesto"ya nazire olarak "Pan-hümanist manifesto"yu yayınladı. Şimdi tartışılan "pan-hümanizm" kavramı, bu manifestonun 2000'de yeniden hatırlanmasıyla doğdu. Felsefeciler, eğitmenler, siyasetçiler kavramın yaşama nasıl geçeceğini tartışmaya koyuldu... Örneğin, Makedonya'nın eski başkanı Trajkovski, Unesco'nun bir toplantısını açarken, yeni bir "pan-hümanist uygarlık"tan söz etti, buna da Makedonya'nın laboratuar olabileceğini belirtti... Ne var ki, kavram şimdilik daha ziyade felsefeciler, diplomatlar, eğitmenlerce tartışıldığından hayatın içinde yerleşeceği somut zemin henüz tam netleşmedi. Tartışanlar hümanizm kavramı ile insan doğası arasındaki ilişkileri, yeryüzünü kapsayacak evrensel bir hümanist eğitimi, hangi ülkenin bu kavramı daha hızlı hayata taşıyabileceğini araştırmakta...
Halbuki, Romain Rolland'ın bulduğu bu kavramın güncelleşmesi çağın buna uygun bir sosyoekonomik oluşuma doğru gitmesinden kaynaklanmakta... Beyinsel yaratıcılıkla dünyanın en zengini olunabileceğini ispatlayan Bill Gates yeni bir çağın kapılarını açtı... Daha önceleri toprak, kilise, sermaye, ulus-devlet kendi hipnozlarını yaratarak bunları propagandaya dökmeye çalışırken, şimdi "beyinsel yaratıcılık" en büyük zenginliği doğurduğundan, "insan" kavramı tüm eski şartlanmaların önüne geçti... Küreselleşme, can acıtıcı eşitsizliklere, türlü zorluklara, derin krizlere rağmen "insanodaklı" bir dünyaya doğru yol alıyor... Din diye, ırk diye, mezhep diye çıldıranlara da "insanı, yalnızca insanı" esas ve temel değer alan "pan-hümanizmi" sunuyor... İnsanlığın "insanı" yeniden keşfettiği yeni çağa yakışan bir ideoloji "pan-hümanizm."
|