Hayatımız roman!
Tek bir günün gazete haberlerine ve o günün ekranından gelip geçenlere bakıp bir roman yazabilir ve adını, "Ne Yaman Şu Roman" koyabilirsiniz. Arşivi taramanız, geçmişi düşünmeniz gerekmez... Aslında, o bir tek günde yapılan arama tarama, sayfalar dolusu romanı yazmanız için her türlü fikri ve zikri (!) verir de artar bile... Kahramanlar hazır, kurgu hazır, hikayeler hazır! 32 kısım tekmil-i birden, trajik, komik, dramatik, manik-depresif!.. Hayatımız roman! Dalga geçiyorum sanmayın; "Oturmuş da kurulmuş, ahkam kesiyor!" diye de düşünmeyin! Hatta beni "felaket habercisi" de sanmayın. İşte, bir günde kesip biçtiklerim ve gözle görünen köy! (Şimdi yazdıklarım, yazacaklarımın teminatıdır!)
*** 1960 Mayıs'ında başlar romanımız... 10 yıl süreyle o ülkeyi yönetmiş üç siyasetçi, İstanbul'a bir atım mesafedeki Yassıada'da askeri mahkemeye çıkarılır! Menderes, Polatkan ve Zorlu... Günler süren ifadeler, sorgulamalar ve Çin işkencelerinin ardından, 27 Mayıs sabahı, boyunlarına ip geçirilmek suretiyle idam edilirler! (Romanımız siyasi temeller üzerine de oturacak ya!) Yassıada ünlenir, şöhreti arş-ı alaya çıkar! Adı zikredildiğinde tüyleri ürpertir (!) Yılar boyu "lanetli ada"olarak hatırlanır... Kuş uçmaz kervan geçmez üzerinden... Aradan 42 yıl geçer... Hırsız uğursuzlara İstanbul yetmemiş olacak ki... Bir sabah bakarız ki, Yassıada da soyup soğana çevrilmiştir! Başıboş, yalnız bırakılan Ada'da 42 yıl öncenin kalorifer peteklerinden lavabolara, cam ve kapılardaki pimapenlerden çatıdaki kiremitlere kadar ne varsa alıp götürülmüştür! Ancak filmin, pardon (!) romanın en çarpıcı bölüm ya da sahnesi şudur: Hırsız uğursuzlar; Başbakan Adan Menderes'in idam edilmesinden önceki günlerini geçirdiği, hatta sıkıntı ve üzüntüden intihara kalkıştığı odanın kapısını bile söküp kamyona, pardon (!) korsan gemisine yüklemişlerdir!
*** Mebusluk zor zanaat tabii! Her on yılda bir mebusların yani Meclis'in fesh edildiği, başbakan ve bakanların asıldığı ülkede, bir kez daha seçim sathı-mahalline geçilir...Yıl 2002... Her önüne gelen parti, siyasetçi ya da lider atıp tutmaktadır! Üzüm üzüme baka baka kararır ya... Isparta'dan milletvekili olmak için "yol"a koyulan Halil Doğan isimli bir mebus adayı da kampanya başlatır memleketinde... Malumunuz, Süleyman Demirel'in memleketidir Isparta (!). Geleceğin mebusu Halil Bey, çıkar sokaklara ve atıp tutar! Ama nasıl?.. Kenti sokak sokak dolaşan adayımız, bir hamal tutmuştur ve küfeye yükleyip, eline de megafonu alarak halkına hitap etmektedir! Hamalın tepesinde konuşma yaparken fotoğrafları çekilen mebus adayını gören gazeteler durur mu, onlar da atar başlığı: "Daha seçilmeden tepemize çıktı!"
*** Roman kahramanları "satır arası"nda dolaşmaya devam etmektedir! Bir kahraman Adana'da çıkar karşımıza... Birlikte yaşadığı kadını sokak ortasında delik deşik eden adam, sıra kadının yedi yaşındaki kızına gelmiştir ki, mahalleli tarafından linç edilmek istenir... Olay mahalline gelen polis, cinnet geçiren adamı (!) mahallelinin elinden zor kurtarır! Kadıköy'de ise bir emekli polis, eşinin sevgilisi olduğu kişiyi ve onun kızını beylik tabancasıyla delik deşik ettikten sonra, beynine son kurşunu sıkıp intihar eder... İtham edilen eş ise gazetelere açıklama yapar: "Kocam hepimizin mezarlarını bile hazırlatmıştı!"
*** Müsaade ederseniz romanın "iç gıcıklayıcı" bölümüne geçelim şimdi... Türkiye'nin "medar-ı iftiharı" üniversitelerinden Boğaziçi mezunu bir arkadaş (!) aynı okulda tanışıp evlendiği eşinin kendisinden boşanması üzerine (terk edilmesinin kızgınlığıyla)... Ve intikam duygusuyla, "gerdek gecesinden, son gecelere" uzanan ve adını Çıplak Mektup koyduğu bir kitap yazdı... Kitapta, eşiyle tanıştığı günden bu yana "gelip geçen" ne varsa "rezil etmek adına" anlatıp duruyordu; arkadaşlarının "pişkin" diye tanımladığı arkadaş (!).. Fakat kitabı yayınlayıp dağıtması yetmiyor, bir de Boğaziçi Mezunları Derneği bülteninde "Kitap tanıtımı" sayfalarında kritiğini yapmak istiyordu...
*** Şaka bir yana, roman, film bahane, bu yazının ana fikri şudur: Bir oku, bir ah işit! Fazla okuyup seyre dalmayın, şaşkınlıktan şah damarınız kesilir, "tövbe tövbe" cinnet geçirirsiniz, romanda adı geçen ülkede! En büyük hayaliniz, hayatın yeni sahillerini arayıp bulmak olmalı!
|