kapat
Anasayfa
|
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
3 Ocak 2009, Cumartesi
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Emlak Çocuk Yazarlar Çizerler
Günaydın Cuma Cumartesi Pazar Emlak Buzz
 
24 Saat
24 Saat
Aydın Esen, 3 Ocak’ta İstanbul Ghetto’da sevenleriyle buluşacak.

Aydın Esen'le uzun ince bir sohbet

BÜLENT DENLİ
BÜLENT DENLİ
25.12.2008
Dünyanın yere göğe sığdıramadığı müzisyen Aydın Esen'e göre modern müzikten kaçmak yerine anlamak lazım..
Aylar geçti, tüm çabamıza rağmen Aydın Esen ile ortak bir zaman belirleyemedik. Yurtdışı konserlerinin yoğunluğu yaz aylarında başlayan 'ne zaman buluşalım' konuşmalarımız bugüne kadar getirdi. Bir öğle yemeğinde buluşup neredeyse bir yarım gün konuştuk. Dünyanın yere göğe sığdıramadığı ve Türkiye'den daha çok tanıdığı sanatçı ile geçmişten geleceğe uzun bir yolculuk yaptık. Aydın Esen'i bile konuşamadık, doğrudan müzik konuştuk. Çünkü Aydın Esen, konuşmanın yönünü böyle belirledi. Kendisini doğrudan hiç anlatmadı. Aslında müziğin serüvenini anlatırken oluşan bilgi dalgasının üzerindeki sörf tahtasına kendisini konumlandırdı. Bu bağlamda müzikal sorunları ele alırken; gülerken kızdı, överken eleştirdi, ruhu kavgayı seviyordu ama sonucun yıkıcı olmasını istemiyordu. Evrensel ilkeleri, sorunların çıkış kapısı olarak görüyordu.
Böyle yoğun bir konuşma temposu içinde masamız bir anda kalabalıklaştı. Müziğin dilini değiştiren Arnold Schoenberg, tonal ve atonal müzik arasında bağ kurma çabasındaki Alban Berg, romantik Wagner, izlenimci Debussy, çok kısa besteleriyle yalınlığın simgesi Anton Webern, kuş seslerini notalamak için çabalayan Olivier Messiaen, New York Filarmoni'nin unutulmaz yönetmeni Fransız Pierre Boulez tabakların arasında dolaşmaya başladı. Bu sahneye daha onlarca isim girdi çıktı.

TOPLUMLAR GERİDE KALDI
Aydın Esen uzun yıllar yaşadığı Amerika'dan dönüş nedenini anlatırken gerekçe olarak toplumların hız açısından sanatçıların gerisinde kalmasını örnek gösterdi: "Bugün Amerika dediğiniz yerde bile, yeni müzik çok iyi yerlere gelmedi. Çünkü bir yerde tıkanıp kalmış bir ülkede müzik yapmak çok zor oluyordu.
Geçmişte olduğu gibi birçok sanatçı ülkelerini terk edip başka ülkelere göçtü. Klasik dönem bile kendi içinde yaşadığı tıkanıklığı aşabilmek için yöntemler geliştirdi. Siz hiçbir zaman Bach'ın ara alto ve tenor parçasını söyleyen halk duydunuz mu hiç? Ben duymadım çünkü Bach'ta bütün parmakların ayrı bir hayatı vardır. Hepsi şarkı söyler, böylece bir füg mevzuu ortaya çıkar. Beş partili füg var. Beşi de bir insan gibidir o parmakların. Ne yaptılar bizimkiler klasik dönemde, biraz daha basite indirgediler. Ana melodiyi bulup arkasından bütün enstrümanları peşinden koşturmaya başladılar.
Ne oldu, halk bu melodileri ezbelemeye başladı. Halka yakınlaşma sürerken teknik de geride kalmadı doğrusu. İtalyan operaları aryalar, baktınız ki, insanlar aryaları filan ezberlemeye başladılar. Takdir var, sevgi var, bir tek aryayı biliyor ama diğer tarafını bilmiyor."

FARKINDA OLMAK
Aydın Esen tıkanıklığı aşarken geleceğin kapılarını kapatmamak gerektiğini ama alışkanlıkları yıkmanın kolay olmadığını anlatıyor: "20. yüzyılda polifonik döngü ve ötesi var. Neredeyse kaos diye adlandırılan bu ultra polifoni döneminde halk konserlerde sahneye yumurtalar atmaya başladı. Çünkü dediler ki bu müzik filan değil. Halbuki sahnede inanılmaz bir müzik var.
Bunu duymak mümkün olmuyor.
Çünkü müzik değişime uğrarken seyircinin bilgi profili değişmemiş." Çağımızdaki gelişmelerin farkında olmanın önemine dikkat çeken Esen, çağdaş müzik dinleme konusunda Avrupa'da eleştirmenler tarafından halka neredeyse dayatmaların söz konusu olduğunu, toplumun da öğrenmek adına bu duruma ses çıkarmadığını anlatıyor. Ancak işlerin kolay olmadığını bu işi bilenler arasında bile dengelerin dağıldığını örnekleyen Esen, altyapı eksiklikleri nedeniyle Türkiye'de işlerin daha zor olduğunun altını çiziyor: "Geri kalmış tarifi hâlâ birtakım ülkeler için kullanılıyor, bence biz hâlâ bu tanımın içine giren bir ülkeyiz. Hiçbir gerekçe kitap okumama müzik dinlememek için yeterli olamaz.
Ama Türkiye'de dikkatimi çekmeye başladı hem müzikle ilgili olanlar, hem de olmayanlar neredeyse hiçbir şeyden hoşnut değiller. Neredeyse konserlere beğenmemeye geliyorlar. Bırakın modern müziği, bu artık normal, caz, fusion gibi kolay güzel şeyler.
Hareket de var, orada olmak için zaten belli bir miktar para vermişsiniz. 20. dakikadan sonra 'Artık başka bir yere gidelim,' diyorsunuz. Gideceğiniz yer büyük bir ihtimalle plazma TV'leri falan olan bar oluyor. Hemen içkinizi söyleyip, günlük hayattaki konulara giriyorsunuz. Ani kabarmalarla konsere geliyorsunuz, ani kabarmalarla konserden çıkıyorsunuz. Halbuki oraya bir heyecanla gitmişsin, sanki insan ne aradığını da bilmeden gidiyor artık, maksat festival döneminde herkes orada değil mi, biz de orada olalım mantığı." Aydın Esen seyirciye sunulanlardan da memnun değil. Dünyanın her yerinde festival komitelerinin işin ticari yönüne daha çok ağırlık verdiklerini anlatıyor. Türkiye'de de bu durumun değişmediğini seyircinin bilgisi artmadığı gibi, yeniliğin de teşvik edilmediğini savunuyor: "Tüm komitelerin kökten değişmesi lazım. Devrim gerekiyor." Aydın Esen'i bu satırların arasına sığdırmak zor. Onunla yaptığım bu uzun konuşmayı www.sabah.com.tr'de bir kaç gün sonra bulabileceksiniz.
Haberin fotoğrafları