kapat
Anasayfa
|
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
2 Ocak 2009, Cuma
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Ekler Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Emlak Çocuk Çizerler
Sabah Günaydın Cuma Cumartesi Pazar Buzz
 
24 Saat
24 Saat
ERDAL ŞAFAK

Sorumluluk

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 2008'in son saatlerinde İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki saldırılarıyla ilgili olarak Arap Birliği adına Libya tarafından hazırlanan karar tasarısını görüşmek için toplandı. Ne var ki, ABD ve İngiltere'nin engellemeleri sonucu, oylamaya bile geçemeden dağıldı.
Güvenlik Konseyi önümüzdeki günlerde Gazze trajedisini yeniden ele alacak. Ama yapısı değişmiş olarak: Türkiye'nin 2 yıllık geçici üyeliği dün resmen ve fiilen başladı.
Tarihi henüz belli olmayan yeni toplantı için Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Libya, Lübnan, Fas, Katar, Suriye ve Filistin dışişleri bakanları ile Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa da New York'a gidip Güvenlik Konseyi üyeleriyle, bu çerçevede Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin'le görüşecekler. Bu, Türkiye'nin Başbakan Erdoğan ve Başbakanlık Başdanışmanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu ile bölgede yürüttüğü temasların sonuçlarının New York'ta daha geniş platformda değerlendirilmesi ve Güvenlik Konseyi'nde sonuç verecek bir girişime dönüştürülebilmesi anlamına geliyor. (Dışişleri Bakanı Babacan'ın da Ankara'nın yaklaşımını Arap ülkelerine topluca anlatma imkanı verecek bu fırsatı kaçırmamak için New York randevusunda hazır bulunacağını sanıyoruz.)
Gerçekten de belli başlı aktörlerin Gazze operasyonuna seyirci kalmaları, Türkiye'nin bu insanlık trajedisinde rolünü ve sorumluluğunu artırdı. Haydi, Batı'nın İsrail'i desteklemesi nedeniyle sonuç vermeyecek göz boyayıcı ateşkes çağrılarıyla yetinmesini bir yere kadar kabul edelim. Peki ama Arap yönetimlerinin pasifliğine, suskunluğuna ne demeli.
Öyle bir suskunluk ki bu, "İsrail'in suçuna ortaklık", yani "İşbirlikçilik" kuşkusuyla başta Mısır olmak üzere birçok Arap ülkesinde yüzbinleri sokağa döktü.
Kitleler pek de haksız sayılmazlar. Çünkü diplomatik çevrelerde yığınla spekülasyon dolaşıyor. Özellikle de İsrail ile Hamas arasındaki resmi arabulucu olan Mısır'la ilgili olarak. Örneğin Hüsnü Mübarek yönetiminin saldırıdan sadece iki gün önce Kahire'yi ziyaret eden İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni'ye "Hamas'ı cezalandırabilirsiniz. Ama sivil halka zarar vermeyin" diyerek "Yeşil ışık" yaktığı öne sürülüyor.

Refah kapısı niye kapalı?
İddia diye geçiştirilebilir ama Mısır'ı ele veren başka göstergeler de var: Gazzeliler'e bomba ve ölüm yağarken, insani yardımlar için bile tüm çağrılara rağmen Refah sınır kapısını açmaması gibi. Bu konuda İsrail'den bile katı davranıyor. İsrail'in koyduğu ablukayı İsrail'den de sert uyguluyor. O kadar ki, Türkiye'nin gönderdiği ambülanslar ve acil yardım malzemesi İsrail üstünden Gazze'ye ulaştırılabildi. Aynı şekilde Katar'ın gönderdiği üç uçak dolusu ilaç, tıbbi malzeme ve yiyecek de.
Mısır, Gazze sınırındaki kapısını kapalı tutmasını tek gerekçeye dayandırıyor: "Hamas'ı güçlendirmemek!" Ama bu ambargo yüzünden hastanelerde hergün onlarca kişi ölüyor. Tedavi edilemediği için. Ambülanslar çürüyor. Akaryakıt bulunamadığı için. Gazzeli çocukların yüzde 75'i yeterince beslenemiyor. Gıda maddesi getirtilemediği için. Oysa BM verilerine göre 1.5 milyon Gazzeli'nin 1.1 milyonu sadece gıda yardımıyla hayata tutunabiliyor.
Ve Arap ülkeleri uluslararası toplantılarda Filistin için vaat ettikleri veya lütfettikleri bağışları bile yerine getirmekten kaçınıyor... Ve Mısır, "Gazze'nin denetimi El-Fetih'e geçmedikçe Refah kapısını açmam" diyor... Ve Arap ülkeleri de sadece susuyor... 2006'da İsrail'in Lübnan saldırısında Hizbullah denetimindeki kasabalara, mahallelere havadan ölüm yağarken sustukları gibi. Çünkü Hamas ve Hizbullah, "Demokrasinin getirdiği tehdit" olarak görülüyor. O tehditleri ortadan kaldıracak ya da en azından sindirecek -kimden gelirse gelsin- her türlü saldırıya neredeyse alkış tutuluyor. Kitleleri ölüme terk etmek pahasına da olsa. Kitlesel ölümler pahasına da olsa. Hazreti Muhammed'in "Müslümanlar'dan yardım isteyen birinin çığlığını duyup da yardım etmeyen Müslüman değildir" uyarısını unutma pahasına da olsa.
İşte bu vahim tablo, Ankara'nın Gazze'de, Ortadoğu'da, Güvenlik Konseyi'nde sorumluluğunu artırıyor. Türkiye bu sorumluluğun altından ancak vicdanın sesi olarak, mazlumların çığlığını Güvenlik Konseyi'ne taşıyarak kalkabilir...