kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 7 Ekim 2007, Pazar
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
Kanal 1
ABC
"Beni eleştirenler, benim kitaplarıma değil de, bana mı kızıyorlar acaba? Bana kızıyorlarsa ben bir şey yapamam... Ben yazıyorum. Bakın 100 bin basıyor benim kitabımı yayıncı... 100 bin kişiye satacağını düşünüyorsa, demek ki beni diğerleri gibi düşünmeyen bir okur kitlesi var... Her kitabım da Allah’a şükür, hala basılıyor, hala okunuyor..."

Köşede beni ısıracak birinden çok daha iyi tarih biliyorum ben!

BELGİN ÇOBAN
Ayşe Kulin'in yeni kitabı 'Veda' Everest Yayınları'ndan çıktı. İlk kez bir kitap mavi yazıyla basıldı. Amaç korsanın önüne geçmek. "Çünkü mavi yazılar fotokopiyle çoğaltılamıyor" diyor Kulin. Kitabın birinci baskı adedi 100 bin. Ünlü yazar, rakam konusunda da "Yayıncı karar verdi" diyor. Konu tamamen tarihi... 1920'lerde kuşatılmış İstanbul'da; sarayın, Vahdettin'in, Kuvay-ı Milliyeciler'in, birey olarak mücadelenin içine giren kadınların, parasız ve uykusuz geçen yılların ve elbette aşkların yer aldığı bir örgü söz konusu... Karakterler ise Ayşe Kulin'in soyağacındaki isimler... Anneannesi Leman, Leman'ın babası Ahmet Reşat Bey ve eşi Behice Hanım, Ahmet Reşat'ın kızkardeşinin oğlu Kemal, büyük teyzesi Suat... Kulin'in annesi Sitare ise kitabın sonunda doğuyor. "Bu benim ailemin değil, dönemin romanıdır" diye durumun altını çizen Kulin, yaptığı araştırmalar ve çalışmalara dayanarak da şöyle konuşuyor: "Gerçeklere dayanarak anlattım. Ama bu bir roman. Ben ne tarihçiyim ne sosyolog. Bir tarihçi kadar o yılları iyi bildiğimi söyleyemem ama bir köşede beni ısıracak herhangi birinden çok daha iyi bildiğimi kesinlikle iddia ediyorum..."

* Bu 16. kitabınız. Kaba olacak ama 'kaşarlanmış' bir yazar olmanın verdiği bir rahatlık mı var üstünüzde, yoksa yine bir çocuğunuz olmuş gibi mi hissediyorsunuz?
Hiç kaşarlandığımı düşünmüyorum. Çünkü her bir kitabımın bir ötekiyle alakası yok. Yani aynı konuyu çiğnemiyorum. Biyografi derseniz; Münir Nurettin'i saymıyorum o ısmarlanmış bir kitaptır bana, Aylin ile Füreya çok değişik iki biyografi. Biri Cumhuriyet devrinde Amerika'da yaşayan benim yaşlarımda, çok hareketli bir kadının hayatı. Öteki 1900'lerin içinde Osmanlı İmparatorluğu sırasında doğmuş bir sanatçı kadının hayatı. 'Köprü' sizi, Erzincan dolaylarına götürüyor. 'Sevdalinka' Bosna'da geçen bir savaşın arka bahçesine konmuş bir roman. Her kitabım, yöresel olarak bile tekrar olmadığı için her biri ayrı bir heyecan tabii...

* Bu çocuğunuz da işgal yıllarında doğuyor...
İşgal yıllarında zor bir doğumla doğdu.

OLAYLARA TEPEDEN BAKTIM
* Nasıl başladınız çalışmaya?
Bu döneme dair bir liste çıkarmıştım, kitapları okuyordum. Şunu söylemek istiyordum; işgal yıllarını benim kuşağım bilmiyor. Sizlere de okulda öğretildiğini hiç zannetmiyorum. Biz zannediyoruz ki; işgal diye bir şey oldu İstanbul'da, birileri geldiler, bir çay içip gittiler. Öyle değil. Çok uzun yıllar, dört yıl, inim inim inlemiş İstanbul. Bunu nedense söylemekten çekindik; gurur kırılmasın diye mi, moral bozulmasın diye mi, işgal altında olmanın utancını bir kere daha söylememiş olalım diye mi... Ben öğrendikçe çok sarsıldım.

n O dönemi okuyarak mı öğrendiniz?
Biraz okuyarak öğrendim, biraz ailemin içindeki olaylardan öğrendim. Anneannemin annesi ben doğduğumda sağdı. Onları kaybettiğim zaman, ben ortaokula giden bir kızdım. Dolayısıyla o yıllara yaşıtlarımdan daha fazla dokunabildim.

* Anlatırlar mıydı size o yılları?
Pek konuşulmazdı ama zorlukları anlatılırdı... Ben işte o dönemi romanlaştırmak istedim. Tabii pek az insan biliyor ve benim de bir okur kitlem var, onlar okurlar, öğrenirler...

* Yani amacınız...
Aslında bir yazar hiçbir kitabı bir amaçla yazmaz eğer bir tutku halinde yapıştığı bir ideolojisi yoksa, benim yok... Her şey bizim için ya siyah ya beyaz, hiç ara renkler yok, iyiler ve kötüler var. Ama aslında olaylar vardır, o olaylar insanları iyi veya kötü yapar. Ben, Vahdettin'in vatan haini olması imkansız diye düşündüm. Çünkü hangi padişah vatanını satmak ister! Biz padişahtan tutun köşe yazarına kadar vatan haini yaftasını çok çabuk yapıştıran bir milletiz. Onun için ben biraz tepeden bakarak, neler olup bitti, bu padişah niye hain konumuna düştü, ne yapabilirdi konularını kitapta vermek istedim.

* Tabii siz bunu bir tarihçi ya da bir sosyolog gözüyle değil...
Roman bu sadece...

* Kurguladınız yani...
Evet.

* İşte o zaman, siz bunu havsalanızdaki şekliyle vermiş olmuyor musunuz?
Hayır. Çünkü çok çalıştım, çok doküman okudum, içlerinden neleri romana geçireceğimi düşündüm. Padişahın bir yerde eli kolu bağlıydı oturduğu mevkide; parası yok, umudu yok, silahı yok, memleketi işgal altında. O hiç olmazsa İstanbul'un tahtını falan kurtarmaya çalışıyordu. Öbürleri de (Milliler) canlarını dişlerine takmış savaşıyorlardı. Sadece işgal ordularıyla değil, ihanet eden Çerkezler'le, Kürtler'le, Ermeniler'le... Bunlar onun kendi tabası, bunlar Osmanlılar. Öte yandan bir dönemdir; bir konağın içinde yaşananlar, insan ilişkileri, kaynana gelin ilişkilerini kurguladım... Yani olaylar gerçeklere dayanıyor. Bir haber geliyor Ahmet Reşat'a (Kahramanımız Maliye Nazırı) ilk defa İnönü'de durdurabilmişler Yunan ilerlemesini, tarih 10 Ocak'tır. 10 gün önce Dilruba Hanım (kitaptaki yan karakterlerden...) yılbaşı kutlamalarını (İngilizler havai fişek atıyor) bombalama zannediyor. 16 Mart olayı var çok önemli; basıyorlar karakolları bütün askerleri öldürüyorlar. Ya da damlardan inerek silahları kaçırmaları (Milliler'in düşmanın fabrikalara depoladığı silahları kaçırmasından söz ediyor) gerçeklere dayanıyor.

* Ne kadar çalıştınız kitap üstünde?
İki yıl sürdü. Birtakım hatıratlar çevirttim Murat Bardakçı'ya. Kendi dedemin mektuplarını çevirttim.

BARDAKÇI İHMAL ETTİ
* Kitabı bitirdikten sonra herhangi bir tarihçi okudu mu, mesela Bardakçı?
Murat Bardakçı'ya verdim okuması için ama o biraz ihmal ederek okudu. Notlar almış ama o notlardan ben yazık ki istifade edemedim. O kadar önemli değil, ben romanda olaylara çok tarafsız baktığıma inanıyorum naklederken. Bir padişaha vatan haini denmesinin çok aşırı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bence beceriksiz olabilir, ileri görüşlü olmayabilir ama vatan haini değildir! Ben Vahdettin'in durumunu 2. Dünya Savaşı'nda İnönü'nün durumuna benzetiyorum. Çünkü kazanan tarafta olmak istiyor kendi vatanını kurtarmak için, bu da çok normal bir içgüdü. İnönü de Almanlar'ı mı tutsun, müttefikleri mi tutsun... Korkuları vardı. Aynı şeyi burada Vahdettin yapıyor. Hem Kuvayi Milliyeciler kazansın istiyor, hem de o kadar emin ki kazanamayacaklarından. Çünkü 50 senedir hiç kazanamamışlar. Onun için anlaşmaya çalışıyor. Koparabildiğini koparmak için anlaşmaya çalışıyor. İstanbul'u, sarayını, tahtını kurtarmaya çalışıyor.

* Yani o dönemi bir tarihçi kadar iyi mi biliyorsunuz?
Bir tarihçi kadar değil tabii ki. Ama çok iyi araştırdım. Bir köşede beni ısıracak herhangi birinden çok daha iyi bildiğimi kesinlikle iddia ediyorum.
Haberin fotoğrafları