kapat
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
Okur Temsilcisi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
11 Ekim 2008, Cumartesi
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Ekler Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Çocuk Kulübü Çizerler
Sabah Günaydın Cuma Cumartesi Pazar
 
24 Saat
24 Saat
Cumartesi SABAH  
REFİK DURBAŞ

İstanbul'un heykel gündemi

60'lı yılların ortasında, Beyazıt otobüs durağının hemen yanı başında Turan Emeksiz anısına yapılmış bir heykel yer alırdı. Sonraki yıllarda şehir hatlarının bir vapuruna da adı verilecek olan Turan Emeksiz, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi öğrencisidir ve 1960'da henüz 19 yaşındayken Adnan Menderes iktidarının anti-demokratik uygulamalarını protesto gösterileri sırasında yaşamını yitirir.
Emeksiz'in o yıllarda bir büstü Cağaloğlu'nda MTTB binası önündedir, ki sonraki yıllarda o da kayıplara karışacak, adını taşıyan vapur ise Kadıköy-Eminönü hattından emekli olduktan sonra Mudanya'da yüzer otel haline getirilecektir.
Evrensel Kültür dergisinde Ferda Çağlayan, İstanbul'da heykelin serüvenini anlatan yazılarını sürdürüyor.
Çağlayan'ın geçen ay yazdığına göre Cumhuriyet'in 50. yılı anısına heykeltıraş Hakkı Karayiğitoğlu'nun yaptığı Bahar adlı heykel önce 1973'te İstanbul Belediyesi önüne yerleştirilecek, daha sonra Emirgan Parkı'nın ücra bir köşesine sürgüne gönderilecektir.
İstanbul Belediyesi'nin 1992'de açtığı ve 55 projenin katıldığı 'Açık alanlara üç boyutlu sanat yapıtları yerleştirme etkinliği' yarışması sonucunda 10 heykelden biri olan yine Karayiğitolu imzalı Sevgi ve Barış Anıtı ise aslında Taksim Gezi Parkı için tasarlanmıştır. 1996'da Lütfi Kırdar Kongre Merkezi önüne yerleştirilen heykel, bulunduğu bölge inşaat alanı olduğu için meçhule doğru bir yolculuğa çıkma hazırlığındadır; çıkmıştır da...
Cumhuriyet'in ilk kadın heykelcilerinden Semahat Acuner'in Turhan Emeksiz anısına yaptığı Beyazıt'taki Hürriyet Anıtı'nın da kaderi bunlardan farklı değildir.
Hürriyet Anıtı, 12 Eylül darbesi sonrası, 'darbeli-darbeci ressam' Kenan Evren'in dikkatini çekecek, "Bu dikeni kaldırın buradan," direktifi üzerine Beyazıt'ta gözlerden uzak bir köşeye yerleştirilecektir.
Fakat Namık Denizhan'ın İkimiz adlı heykeli Hürriyet Anıtı kadar şanslı değildir. İkimiz, Taksim Meydanı'ndan kaldırılacak ve bir daha haber alınamayacaktır ondan. Asıl korkuncu ise Mehmet Uyanık'ın Birlik adlı heykelinin başına gelendir.
Birlik, Beşiktaş'ta yerinden kaldırılamadığı için darbeli hava tabancasıyla yok edilecektir.

KESİK BAŞLI KADIN
Cumhuriyet'in bir başka kadın heykeltıraşı Zerrin Bölükbaşı'nın 'Figür' adlı heykelinin başına gelenler ise yine bir ibret vesikasıdır.
Bölükbaşı'nın Cumhuriyet'in 50. yılı anısına yaptığı genç kadın figürü, 1973'te Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu önüne yerleştirilecek, ama bir süre sonra kadının başı burun hizasından koparılacak ve heykel de halk tarafından 'kesik başlı kadın' olarak anılacaktır. Yaklaşık bir yıl sonra İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti olarak bir dizi kültürel-sanatsal etkinliğe ev sahipliği yapacak.
Hazırlık aşamasındaki bu etkinliklerin yer aldığı internet sitesine bakıyorum. 'Kentsel Uygulamalar' başlığı altında 'Nazperver Kalfa Sıbyan Mektebi' ile 'Murat Molla Kütüphanesi' restorasyonları yer alıyor. Bunlar da yapılsın, elbet yapılmalıdır da... Ama bir kültür başkentinin de meydanlarını, tabii ne kadar meydan kaldıysa İstanbul'da, heykeller ile donatmak, donatılmak gerekmez mi? Meydanlar ki bir kentin en görünen suretleridir, en önemli özelliklerinden biridir. Heykeller ise kimilerini darbeli hava tabancaları ya da darbeci ressamlar eliyle yok etsek dahi bu meydanların vazgeçilmez süsleridir.
Etkili ve yetkililerden 2010 için 'heykel' yarışmaları, kimi sanatçılara siparişler falan beklemiyorum. Bir çağrıda İstanbul'un köşe bucağını yapıtlarıyla donatacak heykeltıraşlarımızın varlığına inanıyorum çünkü...