Ne yalan söyleyeyim bir önceki filmi
İklimler'i beğendim ama o kadar sevmedim. Bana yeteri kadar açılmış bir film gibi gelmedi. Çok güzel ve sezgilerle yüklü birçok sahnesine rağmen bende bazı düğümleri çözülmemiş bir film izlenimi uyandırdı. Sonra birkaç kez daha izledim ve bu düşüncemi koruduğumu gördüm. Ama Cannes'da çok prestijli Fipresci Ödülü'nü kazandığını öğrendiğimde alabildiğine sevindim ve yeni filmini beklemeye başladım.
Uzak'ı daha ilk gördüğümde ise çok etkilenmiş, sonra oturup bir yazı yazmıştım. Cannes'daki Büyük Ödülü sonuna kadar hak edilmiş bir ödüldü. Ondan önceki filmleri
Kasaba, Mayıs Sıkıntısı ise zaten unutulmazlar arasına girmişti. Şimdi ben de herkes gibi büyük bir merakla ödül kazanan son filmini bekliyorum.
Oda sineması Nuri Bilge Ceylan benim
oda sineması dediğim
yeni Türk sinemasının en önemli yönetmenlerinden birisi, hatta birincisiydi. Sinematografisinin bütünlüğü açısından bakılırsa yeni sinemanın ondan çok güç aldığını belirtmek gerekir. Öteki yönetmenlerde görülen tıkızlıklar onun
yavaş-hareketli sinemasında yoktur. Ceylan'ın sineması
izlenimseldir ama bir o kadar da
anlatımsaldır. Belli bir öyküye dayanır. Fakat bunlar onun çok özel bir dille kotarılmış müthiş bir
görsel şölen olmasını engellemez. Öte yandan son derecede etkileyici bir oyuncu yönetimine dayanır bu filmler. Unutmayalım ki, filmlerinde profesyonel starlar değil kendisi, ailesi, tanınmamış insanlar rol alır.
Sanat sinemasının utkusu Aldığı ödül açıklandığında bunun Ceylan'ın sinemasının değil
Cannes Film Festivali'nin tescili olduğunu düşündüm. Çünkü, bu ödülle, Hollywood sineması ve endüstrisinin onca baskısına rağmen bu festival '
sanat sineması' denilen bu alanı bilinçli olarak tercih ettiğini ortaya koyuyordu. Bu prestijli festivalde kendisine özgü bir sinemanın adamı olan Ceylan üçüncü kez ödüllendiriliyordu ve kendi dışında kalan dünyaya bir mesaj veriyordu.
Festival sinemanın bir 'sanat' olarak görülmesinde diretiyordu. Nedir sinemanın sanat olması? Öncelikle salt zaman öldürmeye, eğlenmeye, salt teknolojinin imkanlarını kullanarak insanları ikonolojik bir biçimde etkilemeye dayanmayan bir gerçeklik olmasıdır. Tıpkı bir büyük roman, bir büyük resim gibi insanın çok çeşitli meseleler üstünde düşünmesini sağlayan özel bir dünyanın yaratılmasıdır. O dünyanın özel bir görsel dille kurulmasıdır. Bu bakımdan da Ceylan'ın sineması aynı zamanda 'edebi' bir sinemadır. Yani insan üstünde düşünen bir sinemadır. Bu yönüyle de
Bergman gibi,
Tarkovski gibi,
Antonioni gibi sinemacılarla bir kan ve hısımlık bağı içindedir. İşte, Cannes, bu sinemayı tercih ettiğini şimdi ortaya koyuyor. Bu aynı zamanda (belli örneklerine benim hiçbir itirazımın bulunmadığı) popüler sinemaya karşı meydana getirilmiş bir direnme hattıdır.
Egzotik değil, kendisi Bununla birlikte bu sinemanın bir önemi daha var ki, bence Ceylan'ın aldığı son ödül o bakımdan da önemlidir. Sanat sineması bugün sinemayı tanımlayan üç kategoriden yalnızca birisidir. Diğer kategorilerden birisi Hollywood sinemasıdır. Onu dışarıda bırakırsak son kategori
3. Dünya sinemasıdır . Ortadoğu, Hindistan ve Uzakdoğu gibi dünyaların sinemaları bu alana girer. Söz konusu sinema Batı'yı egzotizmiyle etkiler.
Ceylan, bu kategoriyle hiçbir ilişkisi olmayan, bütünüyle Avrupa sineması geleneğinden türeyen bir sinema yaparak elde ediyor ödüllerini. O bakımdan da bu sinemanın daha şimdiden büyük Avrupa sinema geleneği içine oturduğunu düşünmek gerekir. Kendisi olduğu için ödüllendirilmiş bir sinemadır bu ve elde ettiği büyük bir utkudur.
Ceylan, ödülünü Türkiye'ye adadı. Umarım Türkiye de Ceylan'a hak ettiği önemi verir. Buna Ceylan'ın değil bizim ihtiyacımız var. Çünkü belki böylelikle içinde yaşadığımız büyük kültürel yozlaşmadan bir nebze olsun kurtulma imkanını elde ederiz.
Yayın tarihi: 31 Mayıs 2008, Cumartesi
Web adresi: https://www.sabah.com.tr/2008/05/31//haber,DD70A52BF2B94085B056A1FE99DAD7E9.html
Tüm hakları saklıdır.
Copyright © 2003-2008, TURKUVAZ GAZETE DERGİ BASIM A.Ş.