Keme sorunsalı...
İyice açılıp saçılan bir yaz günü öğle sonrasında sığındığım bir serinlikte garsona zaman ve zemine uygun neler yiyebileceğimizi danışırken, yılın bazı dönemlerinde, çok kısa bir süre belirip sonra kaybolan bir yemeğin adını duyduğumu sandım. - Keme kebabı... Keme kebabı lafını duyar gibi oldum ama ben, Malta erikli sarımsak kebabı yedim.
***
Aynen evren gibi insan beyninin de nasıl çalıştığı bilinmiyor. Zaten evren ve insan beyninin sırları sanki birbirine bağlı gibi... Bende böyle bir his var... Birisi çözülürse, diğeri de bilinecek gibi geliyor bana. Beyni çözmek ile evreni çözmek aynı şey... Belki de insanlığın sonu... Beyin çözülür mü, çözülmez mi bilebilmek çok kolay değil ama çalışmasının garipliği hep bizleri hayrete düşürmeye devam ediyor... Benim duyar duymaz unuttuğum "keme" kelimesi, beynimin işgüzarlığı olarak birkaç gün sonra yeniden dilime takıldı... Keme, acaba öğrencilik yıllarımda kendisine bir servet ödenen "truffe" mantarı ile aynı şey miydi? Tabii bir de vurgunu olduğum truf'lu çikolatalar aklıma düştü...
***
Keme ile Fransa'nın en zor temin edilen ve en pahalı mantarı truffe üzerine araştırmamı derinleştirmek güdüsü beni ardına taktı... İlk işim truffe'un doğru Türkçe karşılığını bulmaya girişmek oldu... Truffe'un Türkçe karşılığında iki kelime yer alıyordu, "domalan" ve "yermantarı"... Keme kelimesine rastlamamak beni biraz tutamaksız bırakır gibi oldu... Ama yılmadım... Bu kez Türk Dil Kurumu'nun Türkçe sözlüğüne baktım... Orada da başka bir sürpriz bekliyordu beni.
***
Ben itibarlı bir mantar bulacağımı sanırken, keme kelimesinin karşısında "büyük sıçan" açıklamasını gördüm... Başka bir anlamı da yoktu... "Saldırgan, hareketli, uyum yeteneği yüksek, hızlı üreyen, insanlarla iç içe yaşayan ve insanlar nereye giderse orada beliren, koyu renkli, sivri burunlu, ayak ve kuyrukları tüysüz, fareden daha iri olan kemeler..." "Duyuları son derece gelişmiş olan, tırmalayan, atlayan, kazan, kemiren, her yere girip çıkabilen, her şeye zarar veren, hastalık taşıyan muzırın muzırı kemeler..." Çaresiz kaldım ama pes etmedim.
***
Truffe kelimesinin Türkçe anlamlarına geri döndüm... Bu kelimenin karşısındaki Türkçe ikinci isimden yola devam ettim... Ansiklopedilerin içine girerek "yermantarı"na baktım... Ne yazık ki yoktu... Keme'ye baktım, karşılığında "domalan" yazıyordu ama truffe lafı yoktu. Artık tek çare "domalan" kelimesinden medet ummaktı... Ben de öyle yaptım...
***
Domalanın özelliklerini uzun uzun etüt ettim... Ilıman bölgelerde yetiştiğinden tutun da, 15. yüzyıldan beri Fransız mutfağının baş aktörlerinden biri olduğuna kadar... Bunları bulmanın ve toplamanın güçlükleri üzerine uzmanlaştım... Kendiliğinden yetişen domalanları bulmak için özel köpek ve domuzlar yetiştiriliyordu... Domalanın yerini belli eden bir başka unsur da bunların üzerinde uçuşan küçük sarı sineklerdi... Okudum, okudum... Ama sorularıma cevap bulamadım... Bu keme, Fransa'daki truffe'un tam karşılığı mı? Karşılığı ise orada aşırı pahalı olmasına rağmen, neden bizde kebaplara eşlik edecek kadar mütevazı? Bunlara cevap veremeyince, diğer sorular tıkandı... Ve kafamda bu mevsimlerde hortlamasından korktuğum bir "keme sorunsalı" türedi... Keşke hiç garsona danışmadan. bir acılı söyleseydim diye düşündüğüm de olmuyor değil yani...
|