Laikliğin evrenselleşmesi
Tarih içinde devletlerin "dini fanatizm"in yörüngesinden çıkması kolay olmadı. Bu bilince varılıncaya kadar çok acı çekti insanoğlu; büyük bedeller ödedi. Bu bir siyasal düzenleme konusu olmaktan önce bir bilinç durumu olduğu için, bu bilinç durumuna ulaşılmadan önce yaşananlar insanoğlunun belli değerler istismar edilerek nasıl "köleleştirildiğinin" tarihidir. Dini referansların siyasal alanın işleyişinin dışına çıkarılması dine karşı bir tutum değildir. Laiklik prensibi esasında bir toplumsal barış projesi olduğu kadar, aynı zamanda dinleri, dini fanatizmin elinden kurtarma stratejisidir. Bu nedenle siyasal alanın dini referanslara göre işlememesi, din üzerinden güç elde etmek isteyen odakların ve dini fanatizmin "insan bilincini köleleştirme" girişimlerine set çekmiştir. Çünkü, dini referansları kamu alanında etkili kılmaya çalışmak, esasında, dine saygıdan kaynaklanmamaktadır; dinin kamu alanında nasıl bir rol üstlenmesi gerektiğine karar verme konumunda olduğunu iddia eden odakların iktidar elde etme arzusunun ürünüdür. Buna set çeken laiklik prensibi, dini fanatizmin insan bilinci ve din üzerinde kurmaya çalıştığı tekeli yıkmıştır.
*** Bir "özgürlük stratejisi" olarak laiklik prensibinin algılanmasında dünya üzerinde ciddi sıkıntılar var. Dini fanatizme set çekmekle, demokratik düzen içinde dindar insanların demokratik haklarını korumak arasındaki çizgi her olayda kolayca inşa edilemeyebiliyor. Bu nedenle Avrupa'da da çok güçlü tartışmalar yaşanıyor. Tarih içinde elde edilen bunca tecrübeye ve yaşanan bunca olaya rağmen yer yer dini fanatizmin en olmadık yerde baş gösterdiğini görüyoruz. "11 Eylül" olayları üzerine çok yazıldı, konuşuldu. Fakat en az konuşulan olgulardan biri, bu dönemeçten sonra ABD'de dünyaya bakışta dini referansların giderek artan oranda yer bulmasıydı. Yönetenlerin siyasal tutumlarını bile etkileyen, karar verme yöntemlerine etki eden dini yaklaşımlardan bahsedildi. Nitekim en üst düzey konuşmalarda zaman zaman bunun ipuçları görüldü. AB Anayasası tartışmaları sırasında çıkan ve anayasaya "Hıristiyanlık" ibaresinin konulmasını savunan yaklaşımlar ise, fanatizmin ne kadar diri olduğunu bir kere daha gösterdi. Zaman zaman yapılan çeşitli toplantılarda AB'nin en önemli ülkelerinin en önde gelen din adamlarının farklı dinlere dönük "ilkelliğe" varan yaklaşımları, daha alınması gereken çok yol olduğunu gösteriyor. Öte yandan dünyanın her yerinde, her türlü dini, terörün bahanesi haline getirmeye çalışan hareketler, en çok demokrasiyi ve laiklik prensibini hedef alan argümanlar kullanıyorlar. Kendi terörlerini meşrulaştırmak için din adına Batı ile savaştıklarını söyleyenlerin, demokrasi ve laiklik prensibini hedef alırken, örneğin vahşi kapitalist ilişkilerden hiç sözetmemeleri çok dikkat çekici.
*** Tüm bu dinamikler, dini fanatizmin geçmişten çok daha güçlü boy gösterebileceğinin ipuçlarını veriyor. Bu noktada tüm dünya üzerinde bir "özgürlük stratejisi" ve "toplumsal barış ilkesi" olan laiklik prensibinin daha pozitif etkiler yaratması için düşünmek gerekiyor. Kuşkusuz bu bir şablon değil, cetvelle çizer gibi dünyanın her yerinde aynı şekilde uygulanacak bir şemadan bahsetmiyoruz. Fakat "genetiği" itibariyle bu prensip dünya barışının ana dinamiklerinden biri olmalıdır. Bu noktada laiklik prensibinin sadece Hıristiyan dünyasına ait bir özellik olmaktan çıkması gerekiyor. Evrensel bir nitelik kazanması ancak böyle mümkün. Hıristiyan dünyası dışında laiklik prensibinin uygulanması bakımından en kaydadeğer ülke Türkiye. AB bir "değerler projesi" olarak dünya üzerindeki cazibesini siyasi entegrasyonun ve siyaset üretiminin ilkeler üzerinden gerçekleşmesi sayesinde elde ediyor. AB değerlerinin "evrensel" nitelik kazanması dünya barışı açısından çok önemli. Bu ilkelerin en başında gelen laiklik prensibinin "evrenselleşmesi" ise Hıristiyan dünyası dışındaki tek kaydadeğer laik devlet olan Türkiye'nin AB üyesi olmasıyla mümkün ancak. Türkiye'nin AB üyeliği, laiklik prensibinin "medeniyetlerin ortak paydası" olması anlamına gelecektir. Bu ayrıca laiklik prensibinden yoksun olduğu için dini fanatizmin elinde dünya barışını tehdit eden bir silaha dönüşen çeşitli rejimlerin demokrasiye doğru değişimini kolaylaştıracaktır
|