kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 14 Ağustos 2008, Perşembe
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
ABC
ERDAL ŞAFAK

İstanbul'da bir konuk

İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecad'ın bugün İstanbul'a yapacağı "Çalışma ziyareti" zaten önemli bir gelişmeydi. Ama Güney Osetya savaşından sonra "Yılın gezisi"ne dönüştü.
Çünkü savaş bugüne kadar perdenin arkasına saklanan gerçekleri sahne önüne çıkarıverdi:
1-ABD mevcut çatışma alanlarına (Irak, Afganistan) yeni cepheler ekleyebilecek kapasiteye sahip değil. Ayrıca Beyaz Saray'ın yeni sahibini beklemesi, Başkan Bush'un da 8 yıllık yönetiminin hiç değilse son aylarında düşük profil göstermeye çabalaması nedeniyle Washington'da bir iktidar boşluğu ya da en azından irade eksikliği gözleniyor.
2-Avrupa Birliği, ekonomik gücünün dışında sıfır! Ne siyasal ağırlığı var, ne de askeri caydırıcılığı. Ayrıca her kafadan bir ses çıkıyor.
3-Rusya'nın gerilemesi, aşağılanması dönemi bitti. Karşımızda eski nüfuz alanlarını yeniden kazanmaya, hiç değilse Batı'yı her ne pahasına olursa olsun o alanlardan uzak tutmaya kararlı bir Kremlin var.

Çılgınlıkları önlemek
Bu yeni parametreler bizi tek sonuca götürüyor: Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Güney Osetya savaşı uluslararası ilişkilerde yeni bir sayfa açtı. Stratejiler yeniden tanımlanacak, dengeler yeniden kurulacak.
Ama kuruluncaya kadar sadece bölgemizde değil, tüm dünyada bir geçiş dönemi yaşanacak. Tehlikelerle dolu bir geçiş dönemi.
Bu dönemde Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili gibi bir çılgın daha çıkıp herkesin başına bela açabilir. Örneğin Başbakan Ehud Olmert'in iktidarda gün sayması nedeniyle ABD gibi iktidar boşluğu yaşayan İsrail'de birileri İran'a saldırı düzenlemeye kalkabilir.
O yüzden hem sağduyu sahibi, hem sözü dinlenen, hem de gücü kabul edilen Türkiye gibi ülkelere bu dönemde çok daha fazla ve sorumluluk düşüyor. Ahmedinecad'ın ziyaretinin de işte bu koşullar çerçevesinde değerlendirilmesi gerekiyor.
İran liderinin Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'la yapacağı görüşmelerin en önemlisi konusunu elbette enerji oluşturacak. Onun da iki ayağı olacak: Türkiye ile İran arasında enerji işbirliği anlaşması imzalanması. İran'ın nükleer enerji sorunu.
Ziyaret öncesi ABD basınında yapılan yorumlarda ilk konu ikincisinden daha "Tehlikeli" olarak değerlendirildi! Neymiş; Türkiye, İran'la enerji anlaşması imzalarsa, bu anlaşma uyarınca Güney Pars doğal gaz yataklarının işletilmesi için yatırım taahhüdünde (3.5 milyar dolar) bulunursa, Washington'un şimşeklerini üstüne çekermiş! Neden? Çünkü böyle bir şey, İran'a uygulanan ekonomik ambargonun delinmesi anlamına gelirmiş. Peki, Türkiye'nin enerji ihtiyacını kim karşılayacak?

"Kolaylaştırıcılık" rolü
Bakın, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattına günlerdir petrol pompalanmıyor. Önce PKK'nın sabotajı, daha sonra da Güney Osetya savaşının yol açtığı riskler nedeniyle. Yine savaş yüzünden Bakü-Tiflis-Erzurum boru hattına doğalgaz akışı da durduruldu. Ve Türkiye bir anda arz açığıyla karşı karşıya kaldı. Açık İran'ın desteğiyle kapatılabildi. Geçen kış da İran gazı kesilince, Rusya yardıma koşmuştu. Yani Türkiye hem enerji ihtiyacını karşılamak, hem Batı'nın enerji güvenliğine yardım etmek için, ayrıca "Komşularla sıfır sorun" politikasının gereği olarak İran'la ilişkilerini geliştirmek zorunda. 1980-2000 yılları arasındaki dönemde izlenen "Ne dost ne düşman" politikasının iki ülkeye de zerrece yararı olmadı. Tam tersine büyükelçilerin geri çağrılmasına kadar varan gerilimlerle boğuşuldu.
6'lar (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya) ile İran arasındaki nükleer enerji krizinde Türkiye'nin üstlendiği "Kolaylaştırıcılık" rolüne gelince; hiç kuşkusuz Ahmedinecad'dan İstanbul'da bir sürpriz yapmasını beklemek gerçekçi değil. O da 2009 başını, yani ABD'deki yeni yönetimin işbaşına gelmesini bekliyor. Çünkü bugün verebileceği bir ödünün arada kaynayacağını, hatta başkanlığa John McCain'in seçilmesi durumunda hiçbir işe yaramayacağını biliyor.
Bu geçiş döneminde en makul ve gerçekçi ara çözüm, krizin daha da derinleşmesini önlemek olabilir. Bu da 6'ların İran'a karşı yeni yaptırımlardan, İran'ın da -Ahmedinecad'ın bayıldığı-tahriklerden, meydan okumalardan kaçınmasıyla sağlanabilir.
Türkiye bu çözüme varılmasını kolaylaştırabilirse, dünya barışına önemli bir hizmette bulunmuş olur.