 |  |
  |
|

Gerçek hayat bir poker oyunu değildir
Belki sizler de görmüşsünüzdür. Yönetmenliğini George Cukor'un yaptığı 1960'lardaki "Let's Make Love" (Haydi Sevişelim) filminde, Yves Montand'la Marilyn Monroe başrolleri paylaşmışlardı. Milyarder işadamını oynayan Montand, bir Broadway yıldızı olan Marilyn Monroe'yi elde etmek için, her şeyi harcamaya hazırdır. Ama güzel yıldızın birlikte olmak için koşulu, kendisine hiç duyulmamış bir fıkranın anlatılmasıdır. Milyarder işadamı bunun için bir fıkra yazarına büyük miktarda para öder ve bir fıkra sipariş eder. Bu fıkra şöyledir: Bir adam odaya girdiğinde, masa çevresinde poker oynayan üç kişi ve bir köpek görür, şaşırıp sorar, - Bir köpekle poker oynuyorsunuz. Gerçekten poker oynayabiliyor mu bu köpek? Oyunculardan biri bu soruyu cevaplar: - Evet oynuyor ama kötü oynuyor. Çünkü eline iyi kağıt gelince kuyruğunu sallayıp belli ediyor.
GERÇEK HAYAT Sinema tutkunları bu filmi Marilyn Monroe'nun mavi bluz ve siyah çoraplarla söylediği Cole Porter'ın "My Heart Belongs to Daddy" şarkısıyla hatırlar. Ama ben bu yapımı, film için üretilen ve "Eline iyi kağıt geldiğinde kuyruğunu sallayıp belli eden poker oyuncusu köpek"le hatırlarım. Çünkü gerçek yaşamda da hayatı bir poker oyunu gibi gören bazı oyuncular, ellerine iyi kağıt geldiğinde veya ellerine gelen kağıdın rakiplerinin ellerindeki kağıtlardan daha iyi olduğunu zannettiklerinde, bunu bazen vücut dilleriyle, bazen söylemleriyle mutlaka belli ederler. Böyle oyuncular siyasette de, idarede de, iş dünyasında da vardır. Oysa hayat bir poker oyunu değildir. Gerçek hayatta bir kişi kazandığı zaman diğer oyuncuların mutlaka kaybetmeleri gerekmez. Özellikle toplumsal yaşamda, politikada, ekonomide herkesin bir ölçüde kazançlı çıkması gerekir. Demokraside bu nedenle iktidarın var olması yetmez, muhalefet de mutlaka var olmalıdır. İş hayatında rekabet olmadığı takdirde, "Sektörler" değil "Tekeller" doğar. Türk toplumunda bu gerçekleri sık sık unutan oyuncular kuşaklar boyudur hep var. Bu nedenle bir demokratik nöbet değişimi olması gereken genel seçimler, sürekli ülke için "Hayati dönüm noktası" anlamına geliyor. Günlük olağan kararlar bile "Rejim kavgası"na konu ediliyor. Medyada "Polemik"ler düşünceyi ayaklar altına alıp, rakiplere hakaret etmek veya hain ilan etmek zeminine taşınıyor. İş dünyasında da rakiplerinin battığını gören sermaye sahipleri, tek başlarına kaldıklarını zannedip seviniyorlar. Oysa bir ekonomide de, fizikte olduğu gibi zincirleme reaksiyonlar fazlasıyla vardır.
REKABET ŞARTTIR Bu gerçeklerin ışığında toplumsal yaşamın tüm oyuncularının, rakiplerinin de masada kalmalarına yardım etmeleri gerektiğini hatırlatmalıyız. Birlikte çalışmaları, gereğinde dış dünyaya karşı dayanışma içine girmeleri ve anayasal demokrasinin kurallarını gözetmeleri gereken kadroların siyasi rakiplermiş gibi görüntü vermeleri, siyasi rakiplerin ise birbirlerini yok etmeye çalışan düşman kamplar görüntüsüne girmeleri, ancak bir film senaryosunda hoş karşılanabilir. İhtirasın boyu aklın boyunu aştığı zaman ve koltuklara sahip olmak için verilen kavga hizmet etmek için sürdürülmesi gereken rekabeti unutturduğu zaman, bundan bütün toplum zararlı çıkar. Ellerine rakiplerinden daha iyi kağıt geldiğini zannedip kuralları çiğneyen oyuncuların, sonunda masadan iflas edip kalktıklarının öyküleriyle doludur tarih kitapları.
|