'Aşırı milliyetçilik' kırmızı belgede
Halen son rötuşları yapılmakta olan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin "tehdit değerlendirmesi" bölümünde aşırı milliyetçilik konusunda önemli bir uyarı var. Kamuoyunda "Kırmızı Kitapçık" ya da "Gizli Anayasa" diye anılan belge, hükümet, Dışişleri, istihbarat ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ortak çalışmasıyla kaleme alınan stratejik bir yol haritası. Son yıllarda olduğu gibi bu kez de "irtica" ve "bölücülük," Kırmızı Kitapçık'ta birinci ve ikinci derecede öncelik taşıyan tehditlerden. Buna karşın belgenin İç Güvenlik Özel Siyaset Belgesi bölümünde, rejime yönelik tehditlerden "ırkçılık" geçmiş yıllara kıyasla daha üst sıraya çıkmış durumda. Burada "ırkçılık" ile kastedilen, belli bir ırkın üstünlüğü ideolojisine dayalı yıkıcı veya istikrar bozucu faaliyetlere varan "aşırı milliyetçilik." Bunu ister aşırı kafatasçı bir Türkçülük ya da benzer bir Kürtçülük anlayışı olarak yorumlayın. Bu tarz anakronik ideolojileri devlet için "stratejik tehdit" boyutuna getiren ise, "düşünce" nin ötesinde bu ideolojileri uygulayacak irade ya da kaynağın varlığı.
 Peki Türkiye'de "milliyetçilik" bu aşamada mı? Bir haftadır kamuoyunu meşgul eden bayrak yakma ve bayrak sallama faaliyetlerinden sonra, "milliyetçilik" (iyi) ve "aşırı milliyetçilik" (kötü) Ankara'da gündemin en hararetli konularından. Türkiye'de terörün duraksamasına karşın milliyetçilik yükselmekte mi? Milliyetçi refleksler, Türkiye'yi AB yolundan saptırabilir mi? Yoksa bazı hükümet yetkililerinin düşündüğü gibi, milliyetçilik, AKP iktidarını zayıflatmak için özellikle mi pompalanıyor? Tüm bu tartışmalar sürerken, iki gün önce Ankara'da yayınlanan ve diplomatik çevreyi hedefleyen New Anatolian gazetesinde İlnur Çevik tarafından kaleme alınan İngilizce bir manşet haber, gerçekten ürkütücüydü. "Aşırı sağ hücreler Türkiye'nin Kürtlerine karşı silahlanıyor" başlığıyla çıkan haberde, özellikle Kuzey Irak sınırından giren kaçak silahların, "İç Anadolu bölgesinde aşırı milliyetçi gruplar" tarafından satın alındığı, bunun ileride "Bala ve Haymana" gibi bölgelerdeki "Kürt yerleşim merkezleri" ne karşı kullanılma amacıyla yapılandığı iddia ediliyordu. "Yugoslavlaşma" iddiası. Çevik'in dün kendi köşesinde yeniden hatırlattığı haber, "güvenlik yetkilileri" ve "muhafazakar kaynaklar" a dayandırılıyordu.
Kuzey Irak sınırından giren büyük miktarda Kalaşnikof ve ufak silahın jandarma ve güvenlik birimleri için ciddi bir sorun oluşturduğu doğru. Ancak son günlerde devletin farklı birimlerinde konuştuğum yetkililerin hiçbiri İlnur Çevik'in söz ettiği tarz bir "silahlanma" ya da cepheleşme olduğu düşüncesinde değil. Türkiye'de insanlar "etnik armagedon" için silahlanmıyor. Ancak görüştüğüm yetkililerin hepsi, sayısız paranoyalardan beslenen "aşırı milliyetçilik" in Türk iç ve dış siyasetinde "kilitleyici" bir unsur haline geldiği konusundaki endişelerini gizlemiyordu. Doksanlı yıllarda "entelektüel çatısı" tamamlanan bu görüşler, özellikle cehalet, İnternet, had safhalara ulaşan "bilgi kirliliği" ve günümüz sivil toplum gelenekleri çerçevesinde yepyeni yapılanmalara müsait. Yetkililerden anladığım kadarıyla, şu an için mesele sadece ideolojik bir sorun. Ciddi sayılabilecek bir organizasyonel şema yok. Ama burada herkesin hatırlattığı tehlike, zaman içinde işadamımafyaderin devlet'ten gelen kontrolsüz ve marjinal unsurların, İnsan Hakları Derneği Başkanı Akın Birdal'a suikast girişiminde (1998) olduğu gibi örgütsel bir ittifaka yönelmesi. O suikastı üstlenen Türk İntikam Tugayı da böylesine muallak bir oluşumdu. Geldi geçti. Ama bu tehdidin neden Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne girdiğini anlamak güç değil.
|