Alman İslamı, Türk Müslümanlığı ve Avrupa Birliği!
Türkiye 17 Aralık'ın kapısına dayanmadan önce, Avrupa'nın İslam'a ve Türkiye'nin Müslüman kimliğine bakışı farklıydı. Özellikle Almanya, Türkiye toplumunun Müslüman kimliğiyle kendi coğrafyasında tanışmıştı. Bu tanışıklığın ömrü 40 yıla uzanıyordu. Önceleri Hıristiyan bir dünyanın içine çıkıp gelen bu yeni toplum üyelerinin; inançlarının gereğini "bireysel" düzeyde yerine getirmelerini uzun süre seyretti Almanya... Ancak... Göç edenler; geldikleri şehirlerde ve eyaletlerde "yerleşik" düzene geçmeye başladıktan sonra bireyselliğin yerini kümelenmeler almaya başladı. Dinsel alanda kümelenmenin adı "cemaat"lerdi. Bu arada bir başka gelişme daha oldu: Gelenlerin anavatanı da, göç edenleri göç ettikleri yerlerde "yalnız" bırakmamaya kararlıydı. Dinsel örgütlenmeleri "başı boş" bırakamazdı. Devlet işe el koydu. Diyanet; camileri ve din görevlileriyle "resmen" Almanya'daydı... (Ve tabii öteki Avrupa ülkelerinde...) Bir yanda da sivil(!) toplum cemaatleri çığ gibi büyüyordu. İmparatorluk kökenli Almanya'nın, kendi topraklarında olup-biten bütün bu gelişmeleri oturduğu yerde seyretmesi beklenemezdi. Oyunculardan hoşlanmasa da, oyuncuları hiç sevmese de; o "oyuncular" kendi kontrolünde bulunmalıydı. Herkes kendi rolünü oynamalıydı. Ama senaryo "o"na ait olmalıydı. Senaryonun adı da konuldu: Alman İslamı!
*** Anavatanın "resmi" örgütlenmesini, yani Diyanet görevlilerini bir yana bıraktı. "Sivil" örgütlenmeleri sahiplendi. İşin teorisi de çeşitli platformlarda dillendirildi. Örneğin, 1990'larda, finansmanı Alman İçişleri Bakanlığı'nca sağlanan Alman Şarkiyat Enstitüsü'nün Başkanı, "İslamı Almanlaştırmak!" adlı projesinde şöyle diyordu: "Genç Müslümanların Alman vatandaşlığına geçmesini kolaylaştıralım!" Proje bununla da sınırlı değildi: Türk Müslümanların Türkiye ile bağlarının koparılması, minare yapımı ve ezana izin verilerek İslam'ın Almanya'da "yerlileştirilmesi", Almanya'da İslam din hocası yetiştirilmesi ve nihayet okullarda Almanca din dersleri verilmesi.. Bunlar o yıllarda adı geçen enstitü tarafından hükümete tavsiyelerdi. Çeşitli cemaatlere verilen destek de aynı projenin doğal sonucuydu. Verildi de... Ama... Gün geldi "hormonlu" bir büyümeyle iş Alman hükümetinin de kontrolünden çıktı.
*** Ancak sadece bu da değildi "Alman İslamı" projesinin seyir rotasını tersine çevirip uskurlarını durduran: Önce 11 Eylül.. Ve sonra.. Türkiye'nin AB sürecinde yükümlülüklerini beklenmedik bir hızla yerine getirmesi.. Bu iki gelişme her şeyi değiştirdi. Şimdi; 17 Aralık'ın kapısına dayanıldığında, Avrupa'nın; Türkiye toplumunun Müslüman kimliğine bakışı farklıdır artık... Ya da sahiden farklı mıdır? Siyaset Meydanı, bu akşam yeni yayın dönemine başlarken bu "duyarlı" konuyu gündemine taşıyor... Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Prof. Dr. Süheyl Batum'la Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan ve gazeteci Ruşen Çakır, İstanbul'dan; Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın da Ankara'dan katkılarıyla "AB ve İslam" ikilemini masaya yatırıyor. Siyaset Meydanı on yılı devirdi... On birinci yılına giriyor bu akşam... Sahura kadar birlikteyiz yine... Vira demir diyeceğiz birlikte... Yine... Vira bismillah!
|