|
 |
|
 |
 |
Açlığı bile eşit dağıtmıyorlar
|
|
Nüfusu 3 milyon civarında olan başkent Pyongyan'da kişi başına 300 gram pirinç dağıtılıyor; taşrada bu oran kişi başı 250 grama düşüyor. Et ve sebzeyi zaten nadiren görüyorlar Boğazına düşkünlüğü ile tanınan Kim Jong İl'in gittikçe büyüyen göbeği ve ay parçası halini alan yüzüne karşın, Kuzey Kore halkının büyük bir kısmı açlık sınırında....
Akşam saatlerinde Goseong kenti tam bir hayalet şehir kimliğine bürünürken, elektriksiz evler, insansız, arabasız sokaklar bu atmosferi daha da ağırlaştırıyor. Goseong koyunda terkedilmiş büyük bir otel, bacaları tütmeyen bir fabrika, bu ruhsuz şehrin gri dekorları arasında... Daha küçük yerleşim birimlerinde de bu terkedilmiş köhne bina görüntüleri bizi kovalıyor. Başkent Pyongyang dışında, elektriğin günde en fazla 2 saat verildiği bu yerleşim birimlerinde hayat sanayi öncesi devre yeniden dönmüş durumda. Bütün seyahatim boyunca bir tek özel araba görmedim! Toplu taşıma araçları da yok. İnsanlar yürüyor. Üzerlerinde eski, derme çatma kıyafetleri, sırtlarında bebekleri, yüzleri soluk, zayıf ve neşesiz insanlar bir yerden bir yere gitmek için sadece yürümek zorunda!
HALKLA KONUŞMAYIN Sürekli uyarılıyoruz; halka yaklaşmak, konuşmak yasak. Yine adım başı asker... Güney Koreli meslektaşlarının fiziken yarısı kadar duran bu askerler, günde 150-200 gram pirinç ve tahıla talim ederken komünist rejimin taşradaki bekçisi olarak yabancılara kuşku ve kibirle yaklaşıyorlar. Dar omuzları, bellerinde kemerle zor duran pantolonları ile nöbet değişimlerinde sert adımlarla yürürken acınası halleri ile militer diktatörlüğün vardığı yozlaşma noktasının önemli verisi onlar. Boğazına düşkünlüğü ile tanınan Kim Jong İl'in gittikçe büyüyen göbeği ve ay parçası haline gelen yüzüne karşın, Kuzey Kore halkının büyük bir kısmı açlığın sınırında yaşıyor. Kuzey Kore'ye gıda yardımı götüren kuruluşlar 1995 yılından beri açlıktan ölenlerin sayısının 1 ila 3 milyon arasında değiştiğini belirtiyorlar. Amerikan Kongresi'nin yaptığı tahminlere göre ise bu rakam 2 milyon 400 bin.
ET-SEBZE YOK Pyongyan'daki rejim halka açlığı da eşit dağıtmıyor! Nüfusu 3 milyon civarında olan başkent Pyongyan'da kişi başına 300 gram pirinç dağıtılırken bu miktar taşrada kişi başına 250 grama düşüyor. Et ve sebzeyi sofralarında nadiren gören Kuzey Koreliler'e sebze ve diğer tahıl dağıtımında da aynı kriter uygulanıyor. Gıda yardım kuruluşlarında çalışan bir uzman, kamu dağıtım sisteminin gıda yardımlarının dağıtımında komünist parti yöneticilerine ve askerlere öncelik verdiği kuşkusunu dile getiriyor. İkinci sırada ise işçiler ve şehirde çalışanlar yer alıyor. Kırsal kesim ise en son sırada. Yardım kuruluşlarından "Children Save" gıda dağıtımının bu hiyerarşik yapısını kendi raporlarında ihbar ediyor. Bu kuruluşun raporlarına göre Kuzey Kore ordusu bu yardımlardan yararlanarak 60 günlük erzak deposunu yaptı.
ESİR KAMPI GİBİ... Samil Gölü'ne giden yol üzerinde Namae, Unjeon, Yeomseong yerleşim merkezleri yakınında pekçok köye rastlıyoruz. Çifte tel örgülerin ardında; üstü başı dökük, zayıf insanlar, yemyeşil ve sarp bir tabiatın ortasında açık bir toplama kampının esirlerinden farksızlar. Kuzeyden toplama kamplarından kaçan bir mülteci, hareket özgürlüğünün olmadığı bu ülkede insanların yaşadıkları yerlerden başka şehirlere ancak çok özel izinlerle ve bazen de rüşvet karşılığında gidebildiklerini anlatıyor. Köylerin girişinde komünist rejimin kurucusu 'büyük lider Kim İl Sung'un, buğday tarlalarından fışkıran resmi, büyük panolarla halkı "devrimin başarısı için daha fazla üretmeye" davet ediyor. Az sayıdaki pirinç tarlası, tarlalarda yorgun ve bitkin oturan köylüler, kaburgaları sayılan öküzler, kullanılan ilkel tarım aletleri ile sanayi öncesi topluma dönülmüş gibi. Kuzey Kore'de kaldığım hafta boyunca tarlalarda gördüğüm öküz sayısı 10'u aşmıyor. Bunlar da bir deri bir kemik, kendilerini çekmekten aciz hayvanlar. Gördüğüm başıboş gezen bir-iki köpek de aynı kaderi paylaşıyor. Yaklaşmanın yasak olduğu Kuzey Koreliler ise tel örgülerin arkasında kendilerine ait mekanlarda hayalet gibi geziyorlar.
|
|
|
|
|
 |
|
 |
|