|
|
 |
|
 |
  |
|
İnsanlar bize sürekli önyargıyla bakacak
Yaptığının suç olduğunu bile bilmiyordu. Ergenliğin verdiği heyecanla, belki de arkadaşlarına hava atmak için kendisinden birkaç yaş küçük bir çocuğun elinden cep telefonunu aldı. Bunu yapmasının, hayatının 11 yılına mal olacağından habersizdi. Şimdiyse "Yerde bir cep telefonu ya da cüzdan görsem, oradan koşarak kaçarım" diyor. Belki de karnı açtı, tek çaresi o lokantadan yemek çalmaktı. Ama çocuktu... Bir başkası ise evden kaçan ablasının cezalandırılması için aile meclisince verilen infaz kararını uyguladığında 13 yaşındaydı. 'Çocuk' ve 'suç'... Birbirine bu kadar uzak iki sözcüğün bir araya geldiği yerler; Keçiören Islahevi ve Elmadağ Çocuk Tutukevi. 12-18 yaş arası çocuk tutuklu ve hükümlülerin kaldıkları bu mekanlarda çocuklar meslek öğreniyor, oyunlar oynuyor, konser ve tiyatro izliyor, okula ya da işe gidiyorlar. Bu çocukların tek eksiği ise 'özgürlükleri'...
YENİDEN DOĞMAK İSTİYORLAR Gerek cezaevinde, gerekse ıslahevinde çocuklar her şeylerini birbirleriyle paylaştıklarını söylüyorlar: "Bizi bizden başka kimse anlayamaz." Çocuklar, işledikleri suçların her zaman karşılarına çıkacağını; insanların, onlara hep önyargıyla bakacaklarını düşünüyor ve ekliyorlar: "Biz artık ikinci sınıf vatandaşız." Gün sayarken hayata sarılan bu çocuklar, geleceğe dair hayaller de kuruyor aslında. Kimi çıkınca okuluna devam edeceğini söylüyor, kimi bir iş kuracağını. Ama hepsi yeniden doğmak istiyor...
|
|
|
|
|
|
 |
|
 |
|