kapat
Anasayfa
|
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
28 Mart 2009, Cumartesi
Sabah
 
Spor Günaydın Ekler Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Emlak Çocuk Yazarlar Çizerler
Gündem Siyaset Ekonomi Yaşam Dünya Teknoloji Turizm Otomobil
 
24 Saat
24 Saat

Artık 'Ilımlı İslam' demiyoruz

27.03.2009
ABD Ankara Büyükelçisi Jeffrey: Türkiye'nin değerlerine yapılan vurguda ton farkı var. Dışişleri Bakanımız laiklik mesajı verdi ama Müslüman kimliğini de vurguladı Bazı ülkeler kendilerini İslami olarak tanımlayabilir. Ama Türkiye tanımlamıyor. Bazılarının anayasasında dinin önemli yeri var. Ama Türk anayasasında yok ..
SUNUŞ
James Jeffrey Türkiye'ye ilk kez 1983'de genç bir diplomat olarak geldi. O bir Vietnam gazisiydi. Ve hür dünya için Kore'de kan döken, NATO'nun uç karakolunda diplomasi hayatına adım atması anlamlıydı. Türkiye'de o günlerde, demokrasiye dönüş sancıları yaşanıyordu. 12 Eylül askeri darbesi Türk siyaset satrancının oyuncularını masadan atmış, yeni oyuncular oturmuştu. Jeffrey, Adana'daki Amerikan Başkonsolosluğu'nda göreve başladığı zaman Turgut Özal rüzgârı esiyordu. Kısa süre sonra Adana'dan Ankara'ya gelen Jeffrey, 4 yıl boyunca Türkiye'de yaşanan siyasi ekonomik ve sosyal değişimi izledi.

Jeffrey'in ikinci gelişi ise 1999'da oldu. Türkiye'de siyaset satrancının oyuncuları yine değişmişti. Artık Turgut Özal yoktu. Askeri rejimin siyasi yasaklarına karşı girdiği kavgadan galip çıkan Süleyman Demirel 1993'de Özal'ın ölümünün ardından Çankaya'ya tırmanmıştı. Jeffrey 2002'de Türkiye'den ayrılırken ise yine oyuncular değişmişti. 12 Eylül'den sonra küllerinden doğan Bülent Ecevit ise yarattığı Demokratik Sol Partisi'ni kimseye emanet edemeyip 3 Kasım 2002'de sandığa gömmüştü. Çankaya'da ise Ahmet Necdet Sezer vardı. Aslında o günlerde Türk siyaset satrancında bütün taşlar yerinden oynamıştı. Demirel ve Özal'ın partileri sandıkta erimiş, masaya Tayyip Erdoğan oturmuştu. Yani, Türkiye yine bir yol kavşağındaydı.


Amerikalı diplomat, 26 yıl sonra ,Türkiye'nin yeniden yol kavşağına geldiği tartışmalarının yaşandığı bir dönemde Ankara'ya Büyükelçi olarak döndü. Kimilerine göre, Türkiye laiklikten uzaklaşıp İslam'a kayıyor. Kimilerine göre ise gerçek demokrasiye geçişin sancısı yaşanıyor. Batı'dan kopup İslam dünyasına kaydığımızı iddia edenler de var. "NATO'dan çıkalım, Rusya'yla ittifak yapalım" diyenler de! 3 kritik dönemde Türkiye'deki değişimi yaşayan ABD Büyükelçisi'yle, Amerika'daki değişimin simgesi Başkan Obama'nın gelişi öncesinde uzun bir söyleşi yaptık. Jeffrey, Başkan Bush'un Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı'yken Türkiye'ye atandı. O sadece Türkiye, Irak ,Ortadoğu uzmanı değil. Aynı zamanda da kamuoyu diplomasisi ustası. Yani kamuoyu oluşturmasını çok iyi biliyor ve gözlerden kaçan çok anlamlı mesajlar veriyor. Yeni ABD Büyükelçisi'yle, Çankaya'daki konutunun geniş bahçesine bakan satranç odasında masanın başına oturduk. Hem yaşanan tartışmaları hem de Washington ve Ankara'daki satranç oyuncularıyla yeni oyunu konuştuk.

Türkiye'de hep siyasette yol kavşaklarında görev yaptınız. "Laiklik ve İslam" tartışmasının yaşandığı bu günlerde geri döndünüz. Sizce Türkiye yine bir yol kavşağında mı? - Bakın her ülke yol kavşaklarına gelir. Ülkeler için son duraklar yoktur, yolculuklar vardır. 1983'te Türkiye demokrasiye dönerken geldim. Adana'da seçimleri izledim. O günler askeri ve siyasi ilişkilerimizi de yeniden başlattığımız (reset) günlerdi.

* Kore Savaşı'ndan beri Türkiye ve ABD çok yakın ilişki içinde olduğu halde neden 1983'te ilişkilerimizi yeniden başlattık dediniz? - Çünkü o günlerde SEİA'yı ( Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması) yaptık. O anlaşmayla Soğuk Savaşı başarıyla bitireceğimiz işbirliğini başlatıyorduk. Ve başarıyla da bitirdik. 1990'larda Balkanlar ve Ortadoğu'da yeni sorunlarla boğuştuk. Türkiye, 90'lı yıllarda da değişim ve gelişimini sürdürdü. Türkiye çok coşkulu ve çok yönlü bir ülke. 5 derece bu tarafta ya da 5 derece şu tarafta olmasına inananlar var. Açık ve demokratik bir toplum. TV'lerde değişik fikirler çatışıyor ve tartışılıyor. Hayranım. 30 yılda gerçekten değişim var. Açıkça konuşulmayan etnik ve dini konular tartışılıyor. Kürtler ve Aleviler gibi. Bunlar olgunlaşan bir toplumun işaretleri.

* Ama bütün bu tartışmaları kutuplaşmanın işareti olarak görenler de var. - Hayır aksine toplumun birliğini gösteriyor. Tartışmalar güçlü Türk ulusal kimliği altında yapılıyor. Dengelerini koruyarak Türkiye'yi ileriye taşıyor.

* Bazıları " Laiklik tehlikede" diye korkuyorlar! Sizin de böyle bir kaygınız var mı? - Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda- ki temel yapısının korunacağından eminim. İnsanlar kaygı duyabilir, farklı yorumlayabilir. İniş ve çıkışlar olacak. Aynen Amerika'da olduğu gibi. 1950'lerde Amerikalılar siyasi açıdan çok daha dindardı Amerikan kamu hayatında dinin daha etkili olmasını isteyenler bile oldu. Ama 1800'lerde gerçekleşen din ve devlet ayrımı temel ilke olarak kaldı.

* Clinton Ankara'da "Ilımlı İslam" demedi. Laikliğin altını çizdi. Obama Bush'un "Ilımlı İslam" tanımından vaz mı geçti? - ABD'nin Türkiye'ye temel bakışında bir değişiklik yok. Sadece değerlerine yapılan vurguda bir ton farkı var. Dışişleri Bakanımız laiklikten söz etti ama Türk toplumunun Müslüman kimliğini de vurguladı. Aynen Amerikan toplumunun Hıristiyan kimliğini vurguladığı gibi. Biz "ABD Hıristiyan bir ülke" demeyiz. Sadece "Hıristiyanlığa inanan insanların çoğunlukta olduğu ülke" deriz. Clinton, Türkiye'yi bu çerçevede tanımladı. ABD'de de benzer bir gerginlik yaşıyoruz ama bir tehdit oluşturduğunu düşünmüyoruz.

* "Ilımlı İslam" rahatsızlığı varken Bush yönetimi neden ısrarla Türkiye'yi böyle tanımladı? - Şu andaki yönetim bu tanımı kullanmıyor. Geçmişte neden kullanıldı diyorsanız? Teröristler, Müslümanlığı bir hareket noktası olarak kullandılar. Bu da genel bir kaygı yarattı. Aslında terör, Müslüman olsun ya da olmasın Türkiye ve ABD dahil bütün ülkeleri tehdit ediyor. Ama bu durum, Müslümanlar'ın çoğunluğunun teröristleri desteklemediği düşüncesine götürdü. Bu bakışla da "Ilımlı Müslümanlar ve Radikaller" dendi. İnsanlar "ılımlı ya da radikal" olur. Ülkeler olmaz. Devletler devletlerdir. Bazıları kendilerini İslam diye tanımlayabilir. Türkiye tanımlamıyor. Bazılarının anayasasında dinin önemli yeri var. Ama Türk anayasasında din yok.

* Türkiye 50 yıldır Batı'nın en güçlü müttefiki oldu ama özellikle AB yüzünden büyük hayal kırıklığı yaşıyor. Sizce Türkler haksız mı? - Her şeyden önce Türkiye Batı'nın müttefiki değil, parçasıdır. 16 ve 17. yüzyıldan beri Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Avrupa'nın bir parçası oldu. Osmanlı coğrafi ve yapısal olarak Avrupa'nın içindeydi.

* Türkler "Kore'de savaştık 1950'den beri NATO'ya en fazla katkı sağlayan ülkeyiz" diyorlar. Bu nedenle de hayal kırıklığı yaşanıyor. - Türkler'in duygularını anlıyorum. Evet Kore'de savaştınız. NATO'ya en fazla katkıyı siz verdiniz. Kosova'dan Afganistan'a bütün askeri operasyonlara en fazla katkıyı yine siz verdiniz. Avrupa'ya katkınızın takdir edilmesinin ve Avrupalı kimliğinizin tanınmasını beklemekte haklısınız.

* Obama'nın Türkiye'yi kucaklamaya geldiğini söyleyenler var. Ne dersiniz? - Obama gelince neler düşündüğünü anlatacaktır ama bence gelişi Türkiye'nin başarısıdır. Ankara'dan 1000-1500 km. herhangi bir yöne bakın, Amerikan dış politikasını uğraştıran çatışmalar ve sorunların olduğunu görürsünüz. Gürcistan, Balkanlar, Arap - İsrail sorunu, Suriye, Irak, İran Afganistan, Ermenistan, Azerbaycan, Dağlık Karabağ hepsi Amerikan yönetiminin uğraştığı çok zor sorunlar. Obama yönetimi sorunlara açık, çok yönlü, şeffaf bir yaklaşım ortaya koyuyor. Dostlara ve ortaklara ihtiyacı var. Türkiye ise ABD'nin doğal dostu ve ortağıdır. Ayrıca bu bölgede de tarihi tecrübesi var.
Haberin fotoğrafları