kapat
Anasayfa
|
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
22 Mart 2009, Pazar
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Emlak Çocuk Yazarlar Çizerler
Günaydın Cuma Cumartesi Pazar Emlak Buzz
 
24 Saat
24 Saat
Sindori, mutfakta farklı tatlar denemeyi seviyor ve "Evde de yemekleri mutlaka ben yaparım," diyor.

'Yemekte sigarasız kalamıyorsunuz'

EBRU ALDİNÇ
24.01.2009
İkinci kez yaşamak için tekrar İstanbul'a geldi. İstanbul aşığı olan Vittorio ile Türklerin yeme-içme alışkanlıklarını, favori mutfağını ve şehri neden bu kadar sevdiğini konuştuk.....
Vittorio Sindori, tipik bir Güney İtalyalı. Sicilya'da doğmuş ama küçük yaşta New York'un yolunu tutmuş. 16 yaşında da New York'ta restoranlarda garsonluk yapmaya başlamış. 1985 yılında da ağabeyi ile ilk restoranını açmış. 12 yıl önce de New York Papermoon'un ortaklarından ona İstanbul şubesine danışmanlık yapma teklifi gelmiş. O zamanlar İstanbul hakkında en ufak bir fikri bile yokmuş, öyle ki şehrin adını bile hâlâ Constantinople sanıyormuş. Ama şehre gelir gelmez aşık olmuş. Papermoon'dan sonra tekrar yurtdışına giden Vittorio, bu kez Süzer Plaza içinde açılan Bice için İstanbul'da. Bice'nin klas bir İtalyan restoranı olduğunun altını çizen Vittorio ile İstanbul'u ve Türklerin yeme-içme alışkanlıklarını konuştuk...

- 12 yıl önce Papermoon'a danışmanlık yapmak için gelmiştiniz. Bu sefer de Bice için buradasınız. Sizin için 'İstanbul aşığı' tanımlamasını yapabilir miyiz?
- Elbette yapabilirsiniz. Burası mükemmel bir şehir. İnsana enerji veriyor. Bana 80'lerin New York'unu, günümüzün de Brooklyn'ini anımsatıyor. 80'lerin New York'u, çünkü artık New York öldü. Türk insanı gerçekten de çok misafirperver ve cana yakın. Ben Sicilyalıyım. Ve Sicilyalılarla Türklerin çok ortak noktası olduğunu düşünüyorum. Burada kendimi evde hissediyorum. Tek problem hâlâ Türkçe konuşamıyor olmam.

- Çalışmadığınız zaman neler yapıyorsunuz, en çok nerelere gidiyorsunuz?
- Galata civarı, Beyoğlu ve Cihangir'i çok artistik buluyorum. Enerji dolu semtler. Babylon sevdiğim mekânlardan biri. 360'a gidip manzarayı izlemeyi ve içkimi yudumlamayı seviyorum. Ama Blackk, Şamdan, Scotch gibi yerlere çok ısınamadım. Her gittiğinizde hep aynı yüzleri görüyorsunuz. Bir bardak içki için 50 TL. ödemek de bana anlamsız geliyor.

- Hiç meyhaneye, tavernaya gidiyor musunuz?
- Tabii rakı-balık muhabbetini ben de çok seviyorum. Zaten burada balık, rakısız olmuyor. Tek sorun ertesi gün biraz zor geçiyor. Ama ben rakıya Sicilya'dan alışığım. Biz de eskiden suya birkaç damla sambuca (İtalyan rakısı) damlatır öyle içerdik. Ama sizinki gibi fazla rakı koymazdık. Amaç suya aroma vermekti. Bunun nedeni belki de eskiden suların tadının kötü olmasıdır, tam olarak bilemiyorum.

- Türk mutfağını nasıl buluyorsunuz?
- Bizim mutfağımıza çok yakın. Domatesleriniz, patlıcanınız muhteşem. Ama en çok balığı seviyorum. Karadeniz'in kalkanını başka hiçbir yerde yiyemezsiniz. Tek eleştirim, pişirme tekniklerinize. Fransızlar kadar yaratıcı değilsiniz. Ya kızartma ya tuzda ya da ızgara yapıyorsunuz. Soslarla aranız yok. Şaraplı sosları kullanmıyorsunuz. Zaten şarap içme kültürü de çok oturmuş değil. Bunda konan yüksek verginin de payı var. Özellikle yabancı müşteriler geldiğinde şarap fiyatlarından şikayetçi oluyorlar.

- Türkleri çok yakından tanıyan biri olarak yeme-içme alışkanlıklarımızı biraz eleştirseniz. Vazgeçemediğimiz tatlar neler?
- Yemeklere aşırı dozda kırmızıbiber ekliyorsunuz. Oysa kırmızıbiber yemeğin tüm aromasını yok eder. Yemekten bir çatal tadıyorsunuz, baktınız istediğiniz gibi değil hemen kırmızıbibere sarılıyorsunuz. Oysa yemeğin lezzetini anlamak için en az iki-üç lokma almak gerekir. Bir de beni şok eden bir diğer alışkanlığınız, yemek esnasında sigara içmeniz. Ben New York'ta büyümüş biri olarak sigara düşmanıyım. Türklerin bir taraftan yemek yerken, diğer taraftan sigara içmeleri beni hayrete düşürüyor. Üstelik sigaranın damakta bıraktığı tat, tüm lezzetleri öldürmeye yeterlidir. Son olarak da asla rezervasyon saatine sadık kalmıyorsunuz. Bazen müşteriler dört kişilik yer ayırtıp 12 kişi geliyorlar. Sonra da 'Hadi ama benim masam niye hazır değil?' diye söyleniyorlar. Fazla rahatsınız.

- 12 yıl önceyle kıyasladığınızda İstanbul'da ne gibi değişiklikler olmuş?
- İnanılmaz ilerleme var. Bu yeme-içme sektörü için de geçerli. 12 yıl önce et bulmak imkansızdı. Etler, biftekler gerçektende çok kötüydü. Oysa şimdi Dükkan, Günaydın gibi kaliteli etler hazırlayan yerler var. Ama yine de Avrupa, ile kıyasladığınızda yetersiz kalıyor.

- Biraz da Bice'den bahsetseniz. Mönü Milano ve New York'takiyle aynı mı?
- Farklı tatlar da var. Çünkü tüm ülkelerde aynı malzemeyi bulamazsınız. Yemek alışkanlıkları da elbette farklıdır. İstanbul'daki restoranda en az domuzlu ürünler, en çok ise makarna çeşitleri ısmarlanıyor. Aslında balıklarda da çok iddialıyız. Ama burada kimse balık yemek için bir İtalyan restoranına gitmiyor.
Haberin fotoğrafları