kapat
Anasayfa
|
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
24 Ocak 2009, Cumartesi
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Emlak Çocuk Yazarlar Çizerler
Günaydın Cuma Cumartesi Pazar Emlak Buzz
 
24 Saat
24 Saat
Shorba, gece saat 01:00'e kadar açık.

Çorbanın saati yoktur

DENİZ ERBİL
21.11.2008
Ataşehir'den sonra bu yılın başında şaşkınbakkal'da da bir şubesi açılan Shorba İstanbul'un mönüsünde her gün 20 çeşit çorba bulunuyor. Dileyenler için çorbadan sonra rüya mantısından çardak kebabına kadar değişik yemekler de var..
Çocukluğumdan beri sadece değişik çorbaların servis edildiği bir lokantanın hayalini kurarım. Canımın çektiği çorbayı kaşıklayacağım, gözümün tuttuklarını birbiri ardından ısmarlayarak, midemde bir kaşıklık bile yer kalmayıncaya kadar bu çorba defilesini sürdüreceğim bir ortamın özlemini duymuşumdur hep. Sıradan her Türk gibi benim de genlerimde çorbanın yeri olduğunu düşünürüm.
Zaten çorba bizim topraklarımızın da içinde yer aldığı Ortadoğu'da gelişmiş. Orta Asya'dan Anadolu'ya geçen çorbayı Türkler daha da mükemmelleştirip, gündelik yaşamlarının vazgeçilmez öğesi haline getirmişler.
Batı'da çorba genellikle akşam yemeğinde içilir; oysa bizde çorbanın saati yoktur. Sabah kahvaltısında da içilir, akşam ağır içki sofrasından kalkıp eve dönerken de...
Nitekim İstanbul'a gelip gözlemlerini kaleme alan Alman elçilik görevlisi Dernschwam 1553 yılında bile, "Türklerin baş yemeği çorbadır..." saptamasını yapmış.
Geçtiğimiz hafta içinde, tam da sonbahar en çirkin, en karanlık yüzünü gösterdiğinde aklıma bir süre önce açıldığını duyduğum, ancak isminden rahatsız olduğum için kafamdan sildiğim Shorba adlı restoran geldi. Bildiğimiz çorba, yabancı dilde yazılış biçimi modasına uydurulup Shorba'ya dönüştürülmüştü.
Evet, bu restoranın mönüsünde bol miktarda çorba vardı, ama bunlar acaba buranın adı gibi fantezi yemekler miydi? Ancak daha fazla kendimi frenleyemedim ve bir akşam ailece Şaşkınbakkal'da, Bağdat Caddesi üzerindeki Shorba'nın yolunu tuttuk.
Burası caddenin altında kalmasına rağmen hoş tasarlanmış bir mekân. Özenli bir ortama geldiğinizi hemen hissediyorsunuz; Ataşehir'de birkaç yıl önce Çorba da Çorba adıyla açılmış restoranın devamıymış. Bu restoran konsepti geliştirilmiş, adı da değiştirilip zincir halinde şubeler açmaya başlanmış. Ataşehir'deki ilk Shorba'nın ardından ikincisi Şaşkınbakkal'dakiymiş. Yakında Kanyon'da ve Nişantaşı'nda da yeni şubeler açılacakmış.
Yemek listesi akıllıca hazırlanmış. Zarif kâseler içinde birbirinden albenili çorbaların fotoğrafları hem seçim yapmayı kolaylaştırıyor hem de daha bakarken insanın ağzını sulandırıyor. Konsepti oluştururken herkesin benim kadar tutkulu bir çorbasever olmadığını hesaba katmış olmalılar; çorbalar iki farklı porsiyon halinde mönüde yer alıyor. Büyük kaseler çorbanın malzemesine göre 8-10.50 YTL arasında, küçük kâseler ise 6-6.50 YTL civarında. Mönüde her gün 20 çeşit çorba bulunduruluyor, listedeki çorbalar yılda birkaç kez değiştirilip yenileniyormuş.
Dört kişilik grubumuz küçük kâselerle farklı çorbalar ısmarladık. Ben daha sonra ana yemeklere geçmeyip iki tur daha çorba sipariş ederek, çocukluktan beri içimde sakladığım fantezimi gerçekleştirdim.
Size tattıklarımızı kısaca özetleyeyim; iki değişik balık çorbası getirttik. Bunlardan biri süt, balık ve baharatla yapılmış Tayland usulü balık çorbası, daha doğrusu Tayland mutfağının Türk damak tadına göre baharatı epey törpülenmiş versiyonuydu. Öteki ise çeşitli sebzeler ve terbiyesiyle daha bizim usul bir balık çorbasıydı.
Listede Türk çorbalarından epey seçenek vardı. Biz bunlar arasından buğday, tavuk ve nohut ile yapılmış Lebeniye ve içinde tandır eti ve fasulye bulunan Konya usulü tandır çorbasını da ısmarladık. Her ikisi de çok başarılıydı. Garson, en çok Gaziantep'in yuvalamasının tercih edildiğini söyledi.
Tayland usulü brokoli bisk de getirttik.
Genellikle deniz kabuklularının uzun uzun pişirilip, etleri püre haline getirilirken kabuklarının da dövülüp katılmasıyla ortaya çıkan çorbalara 'bisk' adı veriliyor. Ender durumlarda sadece sebzelerle yapılan bazı çorbaların da bisk olarak adlandırıldığı oluyor. Burada sebzeli versiyonu bulunuyordu. Nihayet bir de Rusların ünlü borç çorbasını ısmarladık. Bu çorba Devrim öncesi yoksul mujiklerin sofrasına giren sulu ve yavan versiyonu esas alınarak yapılmış olmalıydı. Türkiye'de ekşi krema bulunmadığı için yerine sanırım yoğurtlu bir karışım kullanılmıştı ve kesinlikle ekşi kremanın yerini tutmamıştı. Et ya da etsuyu da kullanılmadığı için altı çorba içinde en zayıfı buydu. Ancak ötekiler başarılıydı.
Bütün çorbaların sıcak sıcak servis edilmesi de ayrıca övgüye değerdi.
Ismarlanan ana yemeklerin de tadına baktım. Hepsi de gayet lezzetliydi. Ama en çok keşli ve cevizli ev tarhanasını beğendim.
Diğer tattığımız yemekler arasında rüya mantısı denen yine ev yapımı, keş ve cevizle tatlandırılmış yoğurtsuz bir mantı, yufka bohçası içinde dana eti, sebzeler ve salça sosuyla hazırlanan çardak kebabı, küçük porsiyon olarak ısmarlandığı halde tek başına doyurucu miktarda gelen Ege salatası da vardı.
Dört kişi, içki içmeden ve tatlı da yemeden tıka basa karnımızı doyurduk, üzerine kahvelerimizi de içip toplam 98 YTL hesap bırakarak restorandan ayrıldık. Bu arada Şaşkınbakkal'daki Shorba'nın gece saat 01.00'e kadar, Ataşehir'dekinin ise 04.00'e kadar açık olduğunu öğrendik. Sanırım buraya daha sık gideceğim.
Haberin fotoğrafları