kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 31 Mayıs 2008, Cumartesi
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
ABC
Emrecan Yavuz, konser verirken en çok gözüne patlayan flaşlardan rahatsız oluyor.

Klasik müzikle popun hayattaki işlevi çok farklı

MELİS D. ÇALAPKULU
Sekiz yaşındayken üstün yetenekli ilan edilen piyanist Emrecan Yavuz, bugün 17 yaşında ve üniversite eğitimini Viyana Konservatuvarı'nda alıyor. Dünyaca ünlü birçok isimle aynı sahneyi paylaşan genç yetenek, "Plajda Demet Akalın dinleyen klasik müzikten anlamaz diye bir şey yok," diyor..
Üç yaşında okumayı söktü. Altı yaşında müzik yeteneği keşfedildi. Sekiz yaşında kazandığı sınavla 'Sanatta Üstün Yetenekli Çocuklar Yasası' kapsamına alındı ve Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda piyano eğitimine başladı. Kamuran Gündemir, Fazıl Say gibi isimlerin öğrencisi oldu. Şu an 17 yaşında olan Emrecan Yavuz, Viyana Konservatuvarı'nda eğitimine devam ediyor. Bugüne kadar çok sayıda konser verdi, klasik müzikte dünyaca tanınmış solistlerle ve orkestralarla aynı sahneyi paylaştı. Çeşitli uluslararası ödüller aldı. O, İdil Biret, Fazıl Say gibi büyük piyanistlerimizin ardından azimle ilerliyor. Adımlarını da gayet başarılı attığı görülüyor. Her adımında ise onu evlatları gibi gören Arkas Eğitim ve Kültür Vakfı'nın desteği var. Emrecan Yavuz son olarak geçtiğimiz cuma gecesi, "Dönüp dolaşıp geleceğim yer burasıdır," dediği İzmir'de, ünlü gitarist Pepe Romero ile aynı sahnede konser verdi. Rahmaninov'un piyano konçertosunu yorumlarken, Emrecan'ın parmakları kelimenin tam anlamıyla tuşların üzerinde dans ediyordu. Bu 'olgun genç' 35 dakika hiç durmadan piyano çaldıktan sonra yorgun ama gururlu anlattı...

- Üç yaşında okuyan, sekiz yaşında müzik eğitimine başlayan bir gençsiniz. Nasıl bir hayat sizinki, nasıl bir çocukluk yaşadınız, akranlarınızdan farklı ne vardı, ne yoktu hayatınızda?
- İnsanlar bunu sorduğu zaman çok enteresan şeyler duymayı bekliyor ama hiç öyle değil. Benim annem babam öğretmendi. Dokuz yaşıma kadar İzmir'deydim. Bence gayet normal bir çocukluktu. Farklı olarak, üç yaşımda okumayı öğrendim.

- Nasıl keşfedildi yeteneğiniz?
- Altı yaşımdayken. Ablam konservatuara yeni girmişti. 11 yaş büyük benden. Erken başlamanın çok iyi olduğunu annemlere anlattı. Ve hobi olarak, haftada 15 dakikalık derslerle başladım.

- Daha sonra?
- Sınav zamanı değilse, günde üç buçuk-dört saat çalışıyordum. Konser ya da sınav öncesi olursa beş-altı saate kadar çıkabilir. Daha fazla çalışamıyorum zaten, sırtım ağrıyor.

- Bu, bir çocuk için yoğun bir tempo. İçinizde kalan şeyler oldu mu?
- Ben öyle çok sokakta oynayan, toza bulanan, mahalle maçı yapan bir çocuk değildim zaten. Onun için evde oturup çalıştığım zaman, 'Şimdi top oynamak vardı...' gibi şeyler geçmiyordu aklımdan.

- Peki sonra neler oldu?
- İzmir'de ilkokulda okurken, Kamuran Gündemir'le çalışmak için her cuma İzmir'den Ankara'ya gidip, pazar günü geri dönüyordum. Ama bu şekilde yürümedi tabii. Sonra 6660 yasası sayesinde dokuz yaşımdan itibaren Hacettepe'de okumaya başladım. Orada ortaokul bitti ve liseye başlayacaktım ama yasa artık benim için çalışmıyordu. Sonra bir yıl Berlin'de okudum. O sırada Lucian Arkas'la tanıştım. O beni destekledi, hâlâ da destekliyor. Almanya'ya onun sayesinde gittim. Ama orada da yaşımla ilgili problem çıktı, 13 yaşımdaydım. Tam o sırada Fazıl Hoca (Say) dedi ki "Ben Bilkent'te öğretmen oluyorum, gel çalışalım." Bilkent'te üç yıllık liseyi iki yılda okudum, sıkıştırılmış şekilde. Lise bittikten sonra da Viyana'ya gittim işte.