kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 28 Ekim 2007, Pazar
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
Kanal 1
ABC

Müslüm Baba filminin düşündürdüğü

MEHMET TEZ
2005'te ünlü Amerikan country şarkıcısı ve şarkı yazarı Johnny Cash'in hayatını anlatan Walk the Line'ı izledikten sonraki hislerimi hatırlıyorum. Bir yazı yazmıştım. Elvis'in, Beatles'ın, Rolling Stones'un, Frank Sinatra'nın, Jim Morrison'ın hayat hikâyelerine vakıfız, zira hepsinin hayatından yola çıkarak yapılmış filmler var. Bizim sanat âlemimizin karakterlerinin hayatları ise siyaseten doğruluk mesajları ve 'canlarım' edebiyatı arasında kaynadığından, kimse gerçekleri bilmez. Keşke onların da hayatı filme çekilse... Ama gerçeğin tüm çıplaklığıyla... Yazı bununla ilgiliydi. Geçen hafta SABAH Pazar'da Müslüm Gürses'in hayatının filme çekileceği haberi vardı. Çok sevindim. Umarım devamı gelir. Merakla bekliyorum. Yalnız bir endişem var. Şov dünyası, sahtelik üzerine kuruludur ve yılda bir gün bile olsa kimse doğruları söylemeye, gerçekle yüzleşmeye tahammül edemez. Özellikle müzisyen ve müzik dünyasıyla ilgili bir konu varsa, durum daha da berbat. Çünkü sinema eleştirmeni var, moda eleştirmeni var, reklam eleştirmeni var, televizyon eleştirmeni var, kitap eleştirmeni var. Müzik eleştirmeni yok. Ha, diyeceksiniz ki; "Reklam eleştirmeninin ajansı var, televizyon eleştirmeni kanalda yönetici..."

KÖTÜ ELEŞTİRİ BİLE UFUK AÇAR
Eleştiri böyle olacaksa dağınık kalsın. Biliyorum. Ama en azından var. Oysa gerçekleri yazacak, en azından farklı bir bakış açısından değerlendirecek, yorumlayacak bir müzik medyamız yok maalesef. Dev bir müzik sektörü, inanılmaz zengin bir müzik sahnesi, sayısız müzisyen, şarkıcı tarz... Eleştirel gözden yoksun. Bir de bizde eleştiri dendi mi anlaşılan, üç beş pipolu loser, kendileri yapamadığı için filmleri, şarkıları yerden yere vuruyorlar. Budur. Mesela Sinan Çetin, böyle düşündüğünü defalarca açıkladı. Yıllarca zengin diye, avizeli evlerde robdöşambrlarıyla sabah sabah viski içen adamlar gördük ya... Bu da öyle bir tanımlama. O kadar komik ve uyduruk.

DESTANSI BİR ÖYKÜ MÜ ANLATACAK?
Ben diyorum ki; eleştirinin en kötüsü bile ufuk açıcıdır. Müzik kanallarını açın mesela, her klip harika, her sanatçı muhteşem, her şarkı başyapıt. Eleştirisiz hayat öyle işte. Diktatörlük rejimi gibi... Peki, ne oluyor? Boşluğu magazinciler dolduruyor. Magazin kötü değil de sorunu şu; magazinci sanatçıyı ya yağlıyor ya da yeriyor. İşine hangisi gelirse... Magazincinin ifade ettiği bir fikri yok. En fazla "Emre Altuğ neden sevgilisine şöyle dedi, ayıp mı etti?" gibi derin yorumlar ve sorunsallar tartışılıyor. Çünkü magazincinin müzikle işi yok. Onun işi başka. Emre Altuğ kimdir, müziğinin analizi nedir? Neyi başarır, neyi başarmaz? Albümleri hangi dönemlerde neye işaret eder? Şarkı sözleri neyi anlatır? Neden kötüdür, neden iyidir? Bunlar yok. Pop müzik yazarlarının, bu söylediklerimi tekrar tekrar düşünmesi lazım. Müslüm Gürses filmine dönelim... Birinin hayatını filme alırken ya da onun hayatından yola çıkarak anlatacağınız bir hikâyeyi filme çekerken, asıl sorun dalkavuklar... Hepimizin bildiği gibi ünlülerin çevrelerinde her türden ve sınıftan dalkavuklar, yalakalar eksik olmaz. Bahsedilen kişi, bir de bakmışsınız kanat takıp uçacak. İnsan değil, melek mübarek. Bu tip filmler yapılırken, objektif ve kimi zaman da eleştirel olmak, gerçekleri birden fazla kaynaktan dinleyerek anlamak gerekir. Kurgu ya da değil, birinin hikâyesini anlatıyorsanız, bir çıkış noktanız olmalı. Bir fikriniz olmalı. Ve bu, sadece o kişiye olan hayranlığınız olmamalı. Ben projeye atılan yönetmenin söylediklerinden, biraz böyle destansı bir öykü anlatacakmış havası sezdim. Umarım farklı açılardan bakmayı da başarabilir. "Aslansın, kaplansın,"dan bir kopup, Müslüm Gürses'in iç dünyasını, gerçekten nasıl biri olduğunu bize aktarabilir.