|
|
'Bu dünya Türklerin ahiret Hıristiyanların'
Türklerin savaşlardaki başarıları yüzünden Avrupalılarda "Bu dünya Türklerin, ahiret ise Hıristiyanların" düşüncesi doğdu. Osmanlıların ilerlemesi kıyametin habercisiydi.
Yıldırım Bayezid'in 1394'te İstanbul'u kuşatması üzerine, Batı Avrupalı Hıristiyanlar gözlerini bu tarafa çevirdi. Nitekim ilk defa 1396'da Batı Avrupa'dan katılımların olduğu Niğbolu Haçlı seferi düzenlendi. Daha sonra İstanbul'un 1453'teki fethi Avrupa'da büyük yankı yaptı. İtalya'dan Sırbistan'a herkes sıranın kendilerine geldiğine inanıyor ve korkuyordu. Yeni bir haçlı seferi düzenlenerek İstanbul geri alınmak istendiyse de Avrupa'nın iç siyaseti buna izin vermedi. İstanbul'un fethinden sonra Osmanlıların durdurulamaması yüzünden Avrupa'daki birçok ülkede "acaba bu yıl Türkler ülkemize gelirler mi?" diye düşünülüyordu. Nitekim Makyeveli'nin bir eserinde, kitabın kahramanı "Türkler gelecek yıl İtalya'ya gelirler mi?" diye soruyordu. Kanuni'den itibaren Osmanlı, Avrupa için gerçek bir 'tehlike' oldu.
TÜRKLER SANATIN HER YERİNDE 1522'de Rodos'un fethedilmesi Batı ve Orta Avrupa'daki Hıristiyanların gözlerini tekrar Türklere çevirmelerine sebep oldu. Osmanlı'nın Avrupa'daki FransuvaŞarlken çekişmesinden dolayı yönünü iyice Avrupa'ya dönmesi ve 1526 Mohaç Muharebesi ile Macaristan'ı fethi üzerine herkes Türklerle ilgilenmeye başladı. Kanuni'nin 1529'daki I. Viyana kuşatması ile "tehlike"yi iyice enselerinde hisseden Avrupalıların, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı ilgisi daha da arttı. Türkler, Avrupa'da bale, tiyatro, opera eserlerine, halk şarkIlarına, şiirlere ve hikâyelere konu oldular. Bunun sebeplerinden biri, Osmanlı tehlikesine karşı halkı canlı tutmak ve Hıristiyanlığa karşı olan tehdidi bertaraf edebilmek için siyasi bir kalkan yaratmak iken, diğeri Türklerin gündemden düşmeyen ve merak uyandıran bir konu olmasıydı. Yazarlar eserlerinde Türk korkusunu yenmeyi de amaçlamışlardı. Makyevelli, İtalyan Tiyatrosu'nun Adamotu (Mandragola) isimli komedyasında Türklere doğaüstü varlıklar olarak bakılmasını eleştirip, Osmanlı İmparatorluğu'nun gerçekçi ve akılcı metotlarla yenilmesi gereken bir düşman olduğunu söylüyordu. Türklerle ilgili opera ve tiyatrolarda üç ana konu işlenmişti; Yıldırım Bayezid-Timur mücadelesi, Kanuni Sultan Süleyman ve oğulları, Türk korsanları tarafından kaçırılıp köle olarak satılan Hıristiyanlar. Avrupalılar, Osmanlılara "Türk", Osmanlı İmparatorluğu'na "Türk İmparatorluğu", Osmanlı ülkesine "Türkiye" Osmanlı hükümdarına da Gran Turco, yani "Büyük Türk" dediler. Avrupalı Hristiyanların kafasında Türk=Müslüman=Doğu aynı manayı ifade ederdi. Türk ismi Avrupalılar için şeytan, dinsiz ve barbar manasına gelmekteydi. Avrupalılar düşüncelerini kitaplara yansıttı. Türkler, Avrupa'da "Korkunç Türk", "Müthiş Türk", "dinsiz Türk" ve "hain Türk" gibi sıfatlarla da nitelendirildiler. 16. yüzyılda özellikle İtalya, Almanya ve Avusturya'da Türklerle ilgili imaj, bitip tükenmek bilmeyen savaşlar ve Osmanlıların durdurulamaz ilerleyişinin verdiği dehşetle oluştu. Türk ilerleyişinin bir türlü durdurulamaması ve savaşlarda ardı ardına başarısız olunması Avrupa'da "Türklerin yenilmez" olduğu anlayışını doğurdu. Din adamları Türklerin, işlenen günahlar sebebiyle Allah tarafından gönderilmiş bir ceza, Tanrı'nın gazabı veya Tanrı'nın laneti olduğunu öne sürüyorlardı. Bu yüzden Avrupa'da "Türklerle savaşmak Tanrı'yla savaşmaktır" diyenler çıktı. Avrupalılar üzerinde öyle bir yılgınlık havası doğmuştu ki, bu dünyanın Türklerin, ahiretin ise Hıristiyanların olduğu söyleniyordu. Türk korkusu tam bir kabusa dönüşmüştü. Osmanlıların ilerlemesi yaklaşan kıyametin habercisiydi. Avrupalı aydınlar yazdıkları eserlerde Türk korkusunu azaltmak için uğraştı. Erasmus bu konuda "Osmanlı İmparatorluğu'nun büyüklüğü insanları korkutmamalıdır. Roma ve Büyük İskender'in imparatorlukları da büyüktü ve yenilmez oldukları sanılırdı. Bugün yoklar" demekteydi. Türklerin yenilmez olduğu anlayışıyla ilgili ilginç örneklerden birisi şudur:
"ONLAR DA BİZİM GİBİ" 17. yüzyılda Türkiye'ye gelen bir Alman seyyahı, bir Türk gemisiyle İskenderiye'ye gitmekteyken 4 Venedik kalyonu ile karşılaşınca gemideki Türklerin telaşlanıp, korkmalarına inanamaz ve "Türkler gibi dünyanın en cesur insanları, dört Venedik gemisinden korkuyorlar. Demek ki onlar da bizim gibi insanlarmış" der. Osmanlılar yaydıkları korku yanında bazı Hıristiyanlar içinse "ümit" anlamı taşıyorlardı. Vergi yükünden ezilen veya dini anlayışını tam olarak yaşayamayan bazı Hıristiyanlar ise krallık ve prenslik idaresi altında olmaktansa Türk idaresinde yaşamayı tercih ediyorlardı.
|