| |
Kerkük-Brüksel
Talabani, Türkiye'nin Irak Özel Temsilcisi Osman Korutürk'e, Kerkük için "Brüksel modeli"ni tercih ettiklerini bir kez daha tekrarladı. Bir kez daha diyoruz, çünkü iki yıldır Türkiye'nin Kerkük'le ilgili kaygıları ne zaman tırmanışa geçse, Talabani cebinden hemen "Brüksel modeli" önerisini çıkarıyor. Haydi Mesut Barzani'nin "Kerkük, Kürdistan'ın kalbidir ve asla onun dışında değildir. Bu uğurda gerekirse savaşırız" meydan okumalarını yırtıp atalım. Ama Talabani'nin "Önce Kerkük'ün Kürt kimliği onaylanmalı ve Kürdistan'ın bir parçası olduğu kabul edilmeli" koşulu bile, kafalarındaki "Brüksel modeli"nin Brüksel'dekinden bir hayli farklı olduğunu ortaya koymaya yeterli. Bu farkı gösterebilmek için, önce gerçek "Brüksel modeli"ni anlatalım. Belçika üç özerk bölgeden oluşan bir federal devlet: Kuzeyde Flamanca konuşan 5 milyon Flaman'ın bölgesi var, güneyde Fransızca konuşan 3.5 milyon Valon'un bölgesi ve bir de ikisinin dışında bırakılan ve bu iki topluluğa da ait olmayan Brüksel bölgesi. Üç bölge de kendi hükümetlerince yönetiliyor; maliye, savunma, dışişleri ise federal hükümetin yetkisinde bulunuyor. Yani, Brüksel'de iki hükümet bulunuyor: Brüksel bölgesi hükümeti ile merkezi hükümet.
Kimin borusu öter? Oysa Talabani'nin ve de Barzani'nin "Kerkük önce özerk Kürt bölgesine bağlanmalı" koşulu ya da talebi kabul edilirse, üç hükümetli bir model karşımıza çıkacak: Bağdat'taki merkezi hükümet, Erbil'deki Kürt özerk ya da federe hükümeti ve Kerkük'teki -adı hükümet mi, konsey mi olur ya da başka bir şey mi- yönetim birimi. Bağdat'ta cumhurbaşkanı olarak Celal Talabani, Erbil'de Kürt federe yönetimi başkanı olarak Mesut Barzani'nin ipleri ellerinde tutacakları bir tabloda, Kerkük'teki yönetim biriminin esamisi okunabilir mi? Bu yönetim Kerkük'ün nüfus yapısının bozulması, Kürtleştirilmesi girişimlerini durdurabilir mi? Bu yönetim "Kürdistan'a peşmergelerin dışında hiçbir silahlı güç giremeyecek. Kürdistan'da vergileri biz toplayacağız, petrol gelirleri bizde toplanacak, merkezi yönetimin bunlardan payını biz belirleyip Bağdat'a göndereceğiz" diyen "Başkan" Barzani'nin dayatmalarına direnebilir mi? Buna bir de Kerkük'teki yönetimin dönüşümlü başkanlığının bir Kürt'le başlamasını ekleyin, sonucu tahmin edin... Yeri gelmişken "Brüksel modeli" konusunda Türkmenler'in de ayrıntılı bir çalışma yaptıklarını ve ciddi zorluklar gördüklerini belirtelim. Şöyle: * Brüksel'de sistemi vatandaşların bir arada yaşama isteği ve iradesi, toplumlar ve kurumlar arasındaki işbirliği ayakta tutuyor. Kerkük'te ise insanların birbirlerine katlanamadıkları zoraki birliktelik, işbirliği isteksizliği, adil paylaşımında anlaşma sağlanamayacağı şimdiden belli büyük petrol zenginliği (En az 10 milyar varillik rezerv) var. * Brüksel'de insanlar arasındaki tek fark dil. Kerkük'te ise etnik farklılığa dayalı bölünme söz konusu. Üstelik bu bölünme kine dönüşecek kadar keskinleşmiş durumda. * Belçika'da federal hükümet çok gerekli olmadıkça, yönetim krizi doğmadıkça, federe devletlere ve onların hükümetlerine müdahalede bulunmuyor. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, Bağdat'ta Talabani, Erbil'de Barzani ikilisinin bu can alıcı ilkeyi Kerkük'te uygulamaları mümkün mü? Tüm bu kaygılara rağmen Kerkük'te "Brüksel modeli"nden başka uzlaşma formülü bulunamazsa, kentin Kürt bölgesi dışında tutulmasında sonuna kadar direnilmeli. Hiç değilse o kırmızı çizgimiz kalmalı ve saygı görmeli.
|