|
|
 |
|
 |
  |
|
'Eğer hazımsızsanız şöhret çabuk tüketir
Altan Erkekli son yılların en yetenekli oyuncularından. 25 yıl tiyatro sahnelerinde ter döktükten sonra şeytanın bacağını kırdı. Artık o bir star! Şöhret olmak onu korkutmuyor. "Değişmem için kan grubumu değiştirmem lazım. Eşimden ayrılmam. En fazla arabamı değiştirebilirim!" diyor '.
2003Altan Erkekli'nin yılıydı. Öyle görünüyor ki 2004 de farklı olmayacak. İlk Vizontele'de oynadığı belediye başkanı rolüyle hem Altın Portakal'ın hem de hakettiği bir şöhretin sahibi oldu. Ardından BKM oyuncularıyla oynadığı 'Bana Bir Şeyhler Oluyor' oyunuyla dikkatleri çekti, 'Bir İstanbul Masalı'nda oynadığı Cemal Bey rolüyle de popülerliğini ikiye katladı. O artık 49 yaşında bir star! 96 yılından beri sahnelediği "İnadına Yaşamak" oyunu dolup taşıyor bu aralar; "Cemal Bey'in oynadığı oyun" diye; beyazcamın büyüsü işte... Bunlar bir-iki sene içinde öyle müthiş bir hızla yaşandı ki, herkes "Aa siz daha önce nerelerdeydiniz?" diye sormaktan kendini alamadı. Oysa 25 yılda 43 oyunda oynamıştı. Bunların yüzde 80'i de başroldü...
* 25 yıl tiyatro sahnelerindeydiniz ama Vizontele'yle şöhret oldunuz. Onca yıl, onca emekten sonra acı vermiyor mu bu? Tersine 'iyi ki o 25 yıl olmuş hayatımda ki, Vizontele'de Nazmi Doğan karakterini başarıyla canlandırdım' diyorum. Herhalde 25 yıllık deneyim olmasa bu kadar sevilmezdi o karakter; insanlar 'bu Altan Erkekli kimdir' demezlerdi. Ancak Türkiye'nin genel yapısı itibariyle acı veren bir durum. 70 milyonluk ülkede her 100 kişiden biri sürekli olarak tiyatroya gidiyor. Yüzde 7'si maddi koşullar nedeniyle zaman zaman gidebiliyor. Yüzde 6'sı tiyatronun ne anlama geldiğini biliyor ama hiç gitmemiş. Geriye kalanlarsa tiyatronun ne anlama geldiğini bilmiyor. Bunlar Devlet İstatistik Enstitüsü'nün verileri. Acı veren tarafı bu. Londra'da her gece 312 tiyatro perde açarken dünyanın gözbebeği İstanbul'da tiyatro sayısı 10 ya da 11.
CEMAL BEY'İN OYNADIĞI OYUN * Vizontele'den sonra her yerde görmeye başladık sizi. Tiyatro oyunlarında daha çok dikkat çekmeye, dizilerde oynamaya başladınız. Tiyatro izleyicisinin çok da dikkate almadığı o 25 yıllık arayı kapatmaya çalışıyor olabilir misiniz? Öyle bir çabam yok. Bir İstanbul Masalı'nda canlandırdığım Cemal karakteri çok sevildi. Sonra da tek kişilik oyunum 'İnadına Yaşamak'a ilgi artmaya başladı. Beyazcamın gereksiz bir şeyi..
* Gereksiz mi? Gerekli elbette. Ama bizim gibi ülkelerde insanlar maalesef televizyonda izlediği kişiyi kendi varetmiş gibi sahip çıkıyor. Geçen gün şu çarşıdaki adam 'senetleri öde, senetleri' diye sesleniyordu. Şaşırdım, 'Bir şey mi almıştık acaba unuttuk' diye düşündüm. Dizide olanlardan bahsediyormuş. Sanki o beni büyütmüş, kendini hak sahibi olarak görüyor.
* Yadırgıyor musunuz bu durumu; şöhret sizi şaşırtıyor mu? Hayır ama üzülüyorum da insanların bu kadar sizinle rolü özdeş kılmasına. Bırak ben özel hayatta nasıl yaşarsam yaşayayım. Bu hastalıklı bir durum.
* Şöhretten sonra tek kişilik oyununuza ilgi artınca, hiç içinizden 'yazıklar olsun' diye geçirdiniz mi? Evet, çok da üzüldüm. Ben bu oyunu 1996'da Ankara'da oynamaya başladım. 750'nci oyunu filan oynuyoruz. Dünyanın her yerinde turneler yaptık. Ama şimdi Cemal Bey'in (dizide oynadığı karakterin adı) oynadığı oyun diye gündeme gelmesi acı...
* Peki kafalar nasıl değişecek? Çok zor! Bu, kesinlikle bir kuşağın değişmesiyle olacak bir şey. Ne zamanki biz sokaklarda danaları kovalamaktan vazgeçersek her şey yerli yerine oturacak gibi geliyor.
* Peki Vizontele'den ya da diziden sonra "Aa siz nerelerdeydiniz" diye soruyorlar mı size? Sürekli. 'Valla Polonya'dan gelmedim' diyorum. Aslında herkes merak ediyor; "Altan Erkekli daha önce nerelerdeydi gerçekten?" diye. İşte hikayesi... Diyarbakır Maarif Koleji'nde hocalarının, arkadaşlarının, müstahdemlerin taklitlerini yaparken; Amerikalı hocasının kulağına 'Sen büyük bir aktör olacaksın' demesiyle şekillenir geleceği. 1975'te Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü'ne girer. Hocası Prof. Dr. Özdemir Nutku'nun yıl sonu için sahneye koyacağı bir oyunda diğer birinci sınıf öğrencileri gibi dekora, kıyafetlere, paspas yapmaya yardım eder. Başrolü oynayan öğrencilerin provaya gelmediği bir gün yardım için sahneye çıkar. Diğer arkadaşları koridorda otururken o; ilk günden beri her provayı izlemiştir. 'Eline bir tekst alsana' derler. 'Gerek yok benim ezberimde' der. O sahneden bir bölüm, bu sahneden bir bölüm derken başrolü kapar! Oyunun Ankara prömiyerinde Ankara Sanat Tiyatrosu (AST)'nun Genel Sanat Yönetmeni Rutkay Aziz, onu tiyatrosuna davet eder. Aynı yıl Maksim Gorki'nin Ana adlı eserindeki Pavel rolüyle AST'na başlar. "Tiyatro hayatımın en ilginç noktasıdır bu; ben başrollerde oynayarak başladım bu mesleğe" diyor. 80'le başlayan zor günler gelir; darbeyle birlikte ülkedeki tüm demokratik hakların kısıtlandığı bir dönem... O günleri şöyle anlatıyor Erkekli: "Eskiden saat 11'de gişe açılırdı, saat 2'ye kadar haftalık 16 oyunun bileti satılırdı. Darbeden sonra haftada 3 oyun oynayabilen bir hale geldik. Bir oyunu 9 kişinin izlediği oldu. Böyle acı bir dönem yaşandı." Gerçi o dönem bütün tiyatrolar aynı kaderi paylaşır fakat AST'nun solcu duruşu bundan çok daha fazla etkilenir. Çünkü 'devletin temeline dinamit koyan' bir yapı olarak mimlenmiştir burası. Peki hiç kırgınlığı var mıdır Erkekli'nin o döneme ilişkin. "Biraz" diyor: "Orası başkent. Bir tiyatroyu insanlar yaşatmalıydı, bu onların göreviydi. Ama kimseyi suçlamıyorum. Yaşananlar bizi bu hale soktu." 93 yılı... İnsanlar, "Bu sizin borcunuzdur" diyerek öldürülen Uğur Mumcu'nun 'Sakıncalı Piyade' isimli oyununun oynanmasını ister. Bu sayede batan AST gemisi kurtulur. Erkekli, "Neden yaşarken insanlar sahip çıkmıyor bazı şeylere" diyerek buna bir örnek daha veriyor. Eşber Yağmurdereli'nin Akrep adlı oyununun başlamasına iki gün kala satılan bilet sayısı 6'dır. Ertesi gün 'Teke Tek' programına katılan Yağmurdereli'yi polisler götürür. O gün kuyruk oluşur tiyatronun önünde. Eşber Yağmurdereli'nin hapishanede kaldığı 5 ay boyunca günde 3 oyun oynamaya başlarlar. Sinema gibidir tiyatro. Ne zaman ki Eşber Yağmurdereli hapisten çıkar, seyirci sayısı da düşmeye başlar. 2000 yılında BKM ekibiyle tanışır. Kirasını ödeyemez, çocuğunun ameliyat masraflarını karşılayamaz bir durumdayken Yılmaz Erdoğan'dan Vizontele'de oynaması için teklif alır. Erdoğan, "Abi ben bir film çekiyorum. Filmdeki Nazmi Doğan karakteri benim dedemdir. Bunu senden başkası oynayamaz" der. Çekinir önce... Rutkay Aziz "Artık geniş sularda yüzmen gerek" deyince ikna olur. Filmden sonra da BKM ekibine katılır. Hiç pişman olmaz. Yalnız... Zaman zaman üzülür. Gerekçesi de şudur: "Benim büyük cümlelerim vardı; 'Bu tiyatrodan benim cenazem çıkar' derdim. Onu yapamadığım için üzgünüm."
* Sizi Rutkay Aziz mi, Yılmaz Erdoğan mı keşfetti diye sorsam.. Eğer biri keşfettiyse, o kişi Diyarbakır Maarif Koleji'ndeki Amerikalı hocamdır. Rutkay Abi'nin bende çok emeği var; abim, ustam o benim. Yılmaz da geniş kitlelerle tanışmama yardımcı olmuştur.
Şirin SEVER
|
|
|
|
|
|
 |
|
 |
|