Türkiye'nin Irak'a yönelik stratejisinin,Saddam sonrası döneme odaklanması gerekirken bugünü kurtarmaya takılıp kaldığını görüyoruz. Bu miyopik yaklaşımla, Irak'ta kartların yeniden dağıtılacağı Saddam sonrası dönemde Türkiye'nin ulusal çıkarlarını korumak mümkün değil...
Esasında, Türkiye, diğer birçok bölge devleti gibi bir askeri operasyonun risklerine ABD'nin dikkatini çekiyor ve Bush'un Saddam'la arasındaki kan davasını BM zemininde halletmesini istiyor. Ama, tüm bu ikazlara rağmen ABD yine de Saddam'ı devirme operasyonunu uygularsa Türkiye ne yapmalı?
Bu durumda, T'nin hareket hattı şu üç seçenekten birine göre şekillenebilir:
1) Askeri harekata hiçbir şekilde katılmamak.
2) İncirlik ve diğer üsleri ABD'nin kullanımına açmak ve lojistik destek alanında kolaylık göstermek.
3) Harekata katkıyı üs ve lojistik destekle sınırlı tutmayıp askeri operasyonlara da fiilen katılmak.
Ankara'dan sızan haberler, sivil ve askeri makamlarımızın, reel politik bir yaklaşımla birinci seçenek üzerinde durmadıkları, buna mukabil, Türkiye'nin muhtemel bir ABD operasyonuna katkısını ikinci seçenekle sınırlama görüşünde olduklarını yansıtıyor.
Kanımızca, böyle bir hareket hattı Türkiye'nin ulusal çıkarları açısından ciddi tehlikeler yaratır. Çünkü, bu yaklaşım, Saddam'a karşı savaşta, Barzani'nin başında bulunduğu Kürdistan Demokrat Partisi ile Talabani'nin liderliğini yaptığı Kürdistan Yurtsever Birliği'nin ABD'nin doğal müttefikleri haline gelmesine yol açar.
Böylece, Saddam sonrası dönemde Irak'la ilgili yeni siyasal yapılanma ve düzenlemeler masaya yatırıldığında, Barzani ile Talabani'nin söz hakkı doğar. Bu durumda, bir Kürt devletinin kurulmasına yol açacak düzenlemeler için fırsat yaratılmış olur.
Bu nedenle Türkiye, yaşamsal çıkarlarını korumak için Irak'a karşı operasyonda yer almak ve savaşın siklet merkezi olacak olan Kuzey Irak'ta meydanı Barzani ile Talabani'ye ve diğer muhalefet gruplarına boş bırakmamak durumundadır.
Ancak, Irak'a karşı bir harekata fiilen katılması halinde Türkiye'nin, ABD ile, ekonomik açıdan uğrayacağı zararların telafisine ilaveten, şu noktalar üzerinde de mutabakat sağlaması kritik önemdedir:
* Saddam sonrası dönemde, Irak'da (toprak bütünlüğünün korunması esasına dayalı olarak) oluşturulacak yeni iç siyasi yapılanma ve anayasal düzenlemede Ankara'nın söz hakkına sahip olması ve bu bağlamda bir Kürt devletinin kurulmasına yol açabilecek her kapının kapatılması.
* Türkmen yurdu olan Musul ve Kerkük'ün, kurulacak bir Türkmen otonom bölgesi içinde bırakılması ve Türkmenler'in, Araplar ve Kürtler'le tam eşitlik bazında hak ve güvenliğe sahip olmalarının anayasal teminat altına alınması.
Bu hususlara ilaveten ABD, İsrail'in Filistin'deki tutumuna son vermesini sağlayarak tarafları müzakere masasına oturtmalı ve böylece Arap aleminin harekâta muhalefetini yumuşatmalı ve bölge tansiyonunu düşürmelidir. Bu ortamda, Kuveyt, Bahreyn, Oman ve BAE gibi birkaç Arap ülkesinin operasyonda yer alması sağlanabilir ve bu suretle Türkiye'nin bu harekata tek Müslüman ülke olarak katılmasının bölge devletleriyle ilişkilerinde yaratacağı sorunlar da bertaraf etmiş olur.
Değerli okurlarım. Bazılarınız, "Bu analiz ve önerilerde isabet ve mantık var ama, Türkiye'nin bu taleplerini Amerika'ya kabul ettirebileceği ne malum?" diyebilir. Bu çok yerinde bir kuşku... Ancak, Türkiye'nin, Irak'a karşı bir harekatta başarıyı garanti edecek kilit unsur olduğunu ve öne sürdüğü şartlarda israrlı olmasına imkan veren güçlü dayanaklara sahip bulunduğunu da unutmayalım.