Eminim, siz de tanırsınız onları. Bahar geldi mi, üzerlerine renkli montlar ve ütülü kotlar geçirerek hayatın tadını çıkartmayı hedefleyen orta yaşlı, "okumuş yazmış" şehirli erkekler grubu, Türkiye'nin "kahvelerde pinekleyen erkekler ülkesi" olmasından yakınır hep.
"Peki ama, neden?" sorusu yasaktır, ayıptır!
Onlara göre doğru ve "şık" olan, kahvelerde vakit öldürenleri, ülkenin "geri kalmışlığının" asıl sorumluları olarak ilan etmektir...
Bu müthiş "sosyal içerikli" çözümlemeler(!!!) hiç önümüzü açmamıştır elbette; okul, akademi, kulüp açılışlarındaki nutuklara yaptığı katkıdan ötesi gelmemiştir.
Çünkü bu beyler, karılarının idare ettiği kişisel hayatlarıyla, kendilerinin idare ettikleri sosyal hayatlarını dünyanın merkezi sanırlar. Seçici körlüklerini ise "aydınlık bakış" olarak değerlendirirler.
Oysa bu ülkedeki erkeklerin yüzde yetmiş beşi mesleksizdir ve bu mesleksiz erkekler ordusu; yeni ya da eski işsizlerle, posası çıkmış emeklilerle, geleceğini kestiremeyen kırgın ve kızgın öğrencilerle biraraya gelip adına kahve denen "konsantrasyon kamplarında" kader ortaklığı yaparlar.
Üstelik yan yana açılmış yüzlerce dükkânın önüne bir tabure atıp "kısmete" müşteri bekleyenlerle, kahvelerde vakit öldürenler arasındaki benzerlik hiç hafife alınmayacak bir sosyal olgudur.
Kahvelere kızanlar hiç sormazlar kendilerine: "Ya kahveler de olmasaydı?" Tabii ya, madalyonun bir de bu yüzü vardır.
Şimdi sadede gelelim: İstanbul'daki 30 bin kahvenin yarısı kapanmış...
Geçtiğimiz yıl içinde ekonomik kriz sonucu 15 bin kahve kepenk indirmiş.
Eyvah!
Fabrikalar, dükkânlar kapanınca nereye gideceğini bilirdi insanlar; kadınlara terkettikleri, içlerini sıkan, rutubet kokan, televizyon aygıtından başka hiçbir yanı çekici gelmeyen evlere değil elbette! Kahveye gideceklerdi. Kalan üç kuruşlarını hesap edip, gerekirse veresiye yazdırıp çay içip, oyun oynayacak, üç beş muhabbetle vakit geçireceklerdi.
Şimdi demek ki, onu bile yapamıyorlar...
Bir "kahveler ülkesi"nde kahvelerin kapanıyor olması fabrikaların bile kapanmasından önemlidir; dikkat edilmesi gereken bir uyarı işaretidir.
Ne yapacak bu adamlar?
Ne yapıyorlar?
Mecburen evdeler mi? Evde oldukları için sürekli hır gür mü çıkıyor? Kadına, kıza, çocuğa daha mı çok karışılıyor, kan mı çıkıyor?
İki eş dost sohbetinden bile uzak kalacak kadar ekonomik bakımdan bitkin düşmüş erkeklerin ruhsal ve fiziksel çöküşlerini hayal edebiliyor musunuz?
Nerede bu, kahveye bile gitmeyen erkekler?
Sokaklarda gitgide çoğalan berduşların arasında onlar da var mı?
Mahalle karakollarının önünü durak kuyruklarına benzeten kalabalıklarda, parasızlığın eve kapattığı erkeklerin çıkardığı olayların payı var mı?
Bir düşünsek, diyorum.
Ekonomik krizi sadece mali analizler ve grafiklerle değil, bir de böyle düşünsek!