kapat
25.03.2002
 GÜNAYDIN
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 İSTANBUL
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 SABAH
 FOTOMAÇ
 GÜNAYDIN
 ŞAMDAN
 CİNSELLİK
 EMİNE BEDER
 SABAH PAZAR
 KİTAP
 SİNEMA
 SANAT
 RENKLER
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HİGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Uzun, ince bir yol

Turgut Özal, Avrupa Birliği'nin "uzun ve ince bir yol" olacağını söylemişti. Ne demek istediğini yeni yeni anlıyoruz.

Yolu yokuşa süren muhalefetin biz yıllarca dışarıda olduğunu sandık. Çünkü AB'ye girmiş bir Türkiye'de eskisi gibi egemenliklerini sürdüremeyeceklerini bilen çevreler, üyelik hedefine uzanan tünelin ucu görünmediği için rahattılar.

Ama Helsinki'de adaylık, ardından ulusal program, en son da Avrupa Konvansiyonu'na dahil edilme adımları peşpeşe gelince "bu işin şakaya gelir yanı olmadığı" anlaşıldı.

Türkiye, asıl engelle şimdi yüzyüze geliyor. Herkes bu muhalefeti yenmenin, dış kaynaklı muhalefeti aşmaktan daha zor olacağını bilmelidir.

Dış muhalefetin riski var ama bedeli öbürü kadar ağır değil. Türkiye sonuçta AB'ye alınmasa bile demokrasi, hukuk ve ekonomi kalitelerini Avrupa standartlarına yükseltecektir.

Ama içerdeki muhalefet baskın çıktığı takdirde Türkiye yalnız Avrupa'nın siyasi coğrafyasından dışlanmayacak, gelişmiş yaşam ve yönetim standartlarından da vazgeçmeye mahkum olacaktır.

İki hafta önce Türkiye'ye gelen Avrupa Parlamentosu Milletvekili Ozan Ceyhun, burada duydukları karşısında hayrete düşmüş olarak döndü Brüksel'e.

"Kimi önemli şahıslar, kulaktan dolma bilgilerle AB'nin neredeyse Türkiye'nin en büyük düşmanı olduğunu anlatmaya kalkıyorlar" dedi.

Sonra da şu soruyu sordu:

"Parçalanmış ve sorunları büyümüş bir Türkiye, Avrupa'nın ne işine yarar?"

Gerçekten de AB'ye girdiği için bölünmüş veya refah düzeyi geri gitmiş tek ülke yok. Ortaklık müzakeresi aşamasına ulaştığı halde üyeliği alınmamış ülke de yok.

Artık Türkiye'nin AB üyeliği hedefine ulaşıp ulaşmamasını, ulaşırsa bunun zamanını kendi çabaları belirleyecektir.

Bir de AB üyeliği yüzünden kaybedecek şeyleri olanların muhalefetini çürütmekte aydınların göstereceği cesaret ve ikna gücü..

Sallan, yuvarlan!
Tekirdağ'a yakın bir noktada meydana gelen deprem yine yüreğimizi ağzımıza getirdi.

Biz beklenen büyük depremi unutmaya çalıştıkça sanki o bizi uyanık tutmaya uğraşıyor.

Uzmanlar "hazırlıksız yakalanırsak en az 40 bin insan kaybeder, yüzmilyar dolarlık maddi yıkıma uğrarız" diyorlar. Buna karşılık beş milyar dolar harcanarak yapılacak bir hazırlığın, bu ürkütücü bilançodan bizi koruyacağını söylüyorlar.

Çağdaş bir devlet yönetimi, İstanbul'daki deprem riskini, geleceğe ait bütün planlarının eksenine koyardı. Çünkü korkulan olursa Türkiye'nin ekonomisini krizden çıkarmak için katlandığı fedakarlıkların ne hükmü olacak? Hiç..

O halde beş milyar dolarlık kaynak ne pahasına olursa olsun yaratılıp İstanbul'a aktarılmalı, hastaneler, okullar, köprüler depreme dayanıklı hale getirilmeli, çürük yapıları yıkıp yeniden inşa etmek isteyen vatandaşlara kredi kolaylığı sağlanmalıdır. Felaketi deprem değil, hazır olmamak yaratıyor.

Ayrıca kimse bu paranın boşa harcanacağından korkmamalıdır.

İnşaat sektörü, birçok alanda donmuş olan çarkları harekete geçireceği için, aldığından fazlasını geri ödeyecektir.

Bu gerçeği, Ankara'da, kale gibi sağlam, saray benzeri binalarda oturan yöneticilerimize nasıl anlatacağız bilemiyorum.

AB'nin veya İMF'nin yardımını mı istesek?!



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır