|
|
 |
Çikolata kağıdı (2)
Uzun zaman değil, bir hafta on gün kadar önce yazmıştım AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ve Yardımcısı Abdullah Gül'ün ABD'de yaptıkları konuşmalarla ilgili yorumumu.
Ve demiştim ki 'Dersimizi aldık, deneyimliyiz. Kesinlikle daha dikkatli olacağız diyorlar. Konuşmaların tümünü gözden geçirince ikisinin de bu dikkatli olma konusunda büyük dikkat sarfettikleri gözden kaçmıyor. Söylenen sözler hedef kitleye gerekli mesajı ulaştıracak ama geriye kalanlara ılımlı görünecek nitelikte. Gerçekler, bir zamanlar söyledikleri gibi çikolata kağıdına sarılarak olduğundan parlak gösteriliyor. İnşallah çikolata kağıdından çıkacaklara şaşırmayız..'
Hiç yanılmıyorum. Keşke bazı konularda yanılsam. Tayyip Erdoğan'la Refah Partisi il başkanı olduğu dönemde ve İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde yaptığım üç röportaj bana onun, bulunduğu partinin en radikal isimlerinden biri olduğu, bununla birlikte istediği zaman farklı görünebildiği gerçeğini yeterince anlatmıştı. Bunu köşemde defalarca dile getirdim. Nitekim işte Recai Kutan da bunu doğruluyor, kendisi de niyetlerini daha fazla gizleyemedi, konuşmaya başladı.
Aslında konuşması elbette konuşmamasından daha iyi. Hiç değilse bizim, her söylenene inanan, çabucak unutuveren milletimiz yine Refahyol döneminin kargaşasına dönüleceğini belki bu kez önceden görür.
Bencil işadamları!
Bugün yaşanan ve bizi el kapılarına muhtaç eden, binlerce insanımızı aç, işsiz bırakan ekonomik kriz gökten inmedi. Refahyol döneminden ve öncesinden gelen muhteşem (!) ekonomik çözümlerle sınırsız harcamaların ve siyasi kavgaların sonucu olarak karşımıza dikildi.
Refah Partisi gibi partilerin devletten alıp havaya uçurduğu trilyonlar, belediyelerin kendi partilisi olan şirketlere oluk gibi para akıtması, iş yaptıklarını göstermek için Hollanda'dan lâle getirip parklara dikmesi bizi bu duruma düşürdü.
Ülkesinin gerçeklerini görüp anlamak yerine sadece kendi çıkarını düşünen ve aklınca geleceğe yatırım yapan -sözüm ona- bazı iş adamlarımız ise Tayyip Beyefendi'yi ziyarete cezaevinden başladılar. Evlerinde onun şerefine yemekler verdiler. Böylece bir yandan ortaya çıkacak denenmemiş bir partinin liderinin yanında görünecek, bir yandan da daha demokrat, daha aydın olduklarını göstereceklerdi. Onların çabası ve desteğiyle Erdoğan ve partisi daha kolay ve süratle yol aldı. Şimdi hep birlikte bu iş adamlarımızı alkışlayalım ama önce onlar kendilerine bir 'bravo' çeksinler.
Burada işadamlarının göremediği ve üzerinde iyi düşünmeleri gereken gerçek şu; bu kez onlar da kurtulamayacaklar. Büyük emeklerle ve karınca adımlarıyla tek tek inşa edilen tuğlalar onların da kafasına çökecek.
İçki ve Demokrasi
Tayyip Erdoğan şimdi, güçlendikten sonra "Değiştiğim konusunda kimseye hesap vermek zorunda değilim. Bu halimle ve programımla oy istiyorum" diyor. İyi ama kimse ona zaten 'değiş' dememişti. Değiştiği iddiasıyla ortaya çıkan ve ikiyüzlü davranan kendisiydi. Keşke baştan "Ben değişmedim" deseydi, bakalım o zaman anket sonuçları böyle olacak mıydı?
"İçki yasağından halkın büyük çoğunluğunun memnun olup olmadığını görmek için referandum yaparım" sözünü diğer partiler yorumladılar. Doğru olan yorum bunun asla demokrasiyle bağdaşmayacağı idi. Demokrasi çoğunluğun baskı rejimi demek değildir. Her vatandaşın tek tek özgürlüğü demektir. Eğer halâ demokrasi ve laiklik konusunda yeterli bilgiye sahip değillerse -ki öyle görünüyor- en kısa yoldan öğrenmek için Prof. Emre Kongar'ın aynı isimli kitabını okusunlar. Laikliğin gereği olduğu halde, kamu binalarına inancını belirten kıyafetle girme yasağını bir türlü kabullenmeyen ve "yeni bir laiklik tanımı" isteyen Tayyip Erdoğan kamusal alanda içki yasağını demokrasi ve laikliğe nasıl uyduruyor acaba?
|
|
|
|