kapat
15.02.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 DİYET
 TATLILAR
 CİNSELLİK
 PAZAR SABAH
 KİTAP
 SİNEMA
 SANAT
 RENKLER
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HİGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Yoğun işleri dolayısıylaymış..

"İşlerimin yoğunluğu dolayısı ile, ödül töreninize katılamadığım için.."

İşleri yoğun olan kişi kim?.. Milan'ın yüz bilmem kaç bin dolar maaşlı, işsiz hocası Fatih Terim..

Özel Orta Doğu Lisesi, 2001 yılının başarılılarını seçmiş çeşitli dallarda.. Üç yıldan beri her yıl yapıyorlar..

Gençlerin bu seçimlerinin tümü ile objektif olduğunu söylemek güç..

Kimi yakından görmek, iki çift laf etmek, dokunmak istiyorlarsa, yani kimi çok seviyorlarsa, ona oy veriyorlar sanki, popüler dallarda..

Nerden mi anlıyorum.. Okulun kapısından girdiğim andan itibaren bir sevgi çemberinin içine düşüyorum.. Yanıma koşanlar, sarılanlar, öpenler.. Hepsinden önemlisi insanın gözünün içine sımsıcak bakan gençler..

Bu bakışlar var ya bu bakışlar?.. İşte en büyük ödül aslında o.. Cana can katıyor..

"Bu gençler beni bu kadar seviyorlarsa eğer, ben de onlar kadar gencim" diyerek ayrılıyorsunuz okuldan..

Üç yıldır beni seçiyorlar.. Üç yıldır koşa koşa gidiyorum.. Bu sıcaklığı yaşamak, bu morali kazanmak, en az onlar kadar gençleşmek için..

Öğretmenlere de kızıyorum bakın.. Kapıdan giriyoruz.. Doğru müdür odasına.. Herkes orada toplanıyor.. Öğrenciler bir başka salonda, bizim ekibin bir araya gelmesini bekliyorlar.. Onların bizi beklediğini biliyorum.. İçim içimi yiyor, ama yapacak bir şey yok.. Terbiyeli maymunlar gibi sessiz sedasız oturup bekliyoruz..

Neden, hocalarım?..

Neden tüm öğrencilerle okul girişindeki o geniş salonda, bir kokteyl havasında buluşmuyoruz, tören öncesi?. Gelen neden öğrencilerin arasına karışmıyor?.. Neden, ödül alacak herkesin gelmesini öğrencilerle beraber beklemiyor, tören salonuna neden onlarla beraber geçmiyoruz?..

Bir neden de, günü organize eden kardeşlerime..

"Şimdi ödül alacak Hıncal Uluç ve ödül verecek arkadaşımı sahneye davet ediyorum" ne demek?.. Benim adım var da, bana ödül verenin yok mu?.. O da en az benim kadar saygın, önemli biri değil mi?..

Önce kendimizi sayacağız.. Sonra en yakınlarımızdakileri.. Toplumsal saygımın temeli böyle atılır..

Önce kendimizi önemseyeceğiz.. Sonra en yakın arkadaşlarımızı.. O zaman toplum da sizi önemsemeye başlar..

"Ödülü verecek arkadaş" dedin mi, kendini, okulunu, okuldaşlarını silersin, farkında olmadan..

Şimdi işte bu öğrenciler, Fatih Terim'i sevmişler.. Arka arkaya Fiorentina ve Milan'da sezonu tamamlayamadığı halde, onu "Yılın Spor Adamı" seçmişler.. Umutlanmışlar ki, Fatih Hocaları gelecek.. Aralarına girecek.. O televizyonlarda gördükleri, gazetelerde okudukları adam, kanı ile canı ile aralarında olacak.. Belki o gece evde, mahallede hafiften kasılacaklar da.. "Fatih Terim bugün bizimle beraberdi" diye..

Ama gelen buz gibi yanıta bakın..

"İşlerimin yoğunluğundan.."

Bu ülkedeki en büyük palavradır bu.. Bir davet hep böyle reddedilir.. "İşlerimin yoğunluğundan.."

Yahu herkes bu kadar işe boğulmuş, bu kadar çalışıyor olsa, bu ülke bu hale gelir mi?..

Tabii, her çağrıya gitmek zorunda değildir insan.. O tarih için başka programı, verilmiş başka sözü olabilir.. Ama bunu anlatmanın yolu bu buz gibi faks değildir:

"İşlerimin yoğunluğundan.."

İkincisi, gençler önceliklidir.. Hele örnek alınan bir lidersen eğer, gençler en önceliklidir.. İki elin kanda olsa gideceksin..

Fatih Terim'e bu davet, Orta Doğu Lisesi'nden değil, Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nden gelseydi eğer, ayni yanıtı verir miydi, yoksa hemen yollara mı düşerdi?..

Ünlü olmak insanı toplumdan koparmamalı..

Ün dediğiniz şeyi topluma borçlusunuz çünkü..

Beethoven, Van Gogh, Pele, Shakespeare, Tarkan, Fatih Terim, tüm yetenekleri ile ıssız adada olsalar, ünlü olabilirler miydi?..

Toplum sana bir paye verecek, sen bu paye ile topluma tepeden bakmaya başlayacaksın..

Olacak şey mi?.

O gün oraya gerçekten gelemeyenler vardı, ama birisini gönderdiler, kendi adlarına.. Onlar ödülü aldılar, gerçek sahibin mesajını verdiler, gençleri ciddiye aldıklarını gösterip gittiler..

Salona girerken karşıma çıkmıştı ödül masası.. Üzeri doluydu.. Tören sona erip çıkarken baktım.. Hemen hepsi, mutlu ve gururlu ellerde, oradan ayrılmıştı.

Bir, tek bir tanesi orada, tüm boynu büküklüğü ile duruyordu..

Fatih Terim'inki..

Sinem dikkat!..
Magazin basınında önemli aşk.. Sinem Güven-Yılmaz Erdoğan..

Bak Sinem dikkat et, bu Yılmaz'a..

Geçen gece Akatlar Kültür Merkezi'nde rastladım.. Büfenin önündeyiz.. Hani Antalya Film Festivali'nde tartışmıştık ya..

"Hıncal ağbi.." diyecek oldu.. Boynuna sarıldım.. "Boş ver unuttum bile.." dedim.. "Bana bir su ısmarlama da barışalım.."

Yılmaz barın gerisindeki delikanlıya bağırdı..

"Hıncal ağabeye bir su.. Benden.."

Suyu içtim.. Beş dakika sonra ziller çaldı. Oyun başlayacak.. Salon kapısına doğru yürüyorum.. Bir komi koştu peşimden.. "Hıncal Bey içtiğiniz suyun parası.. 350 bin lira.."

Yılmaz'a nasıl hışımla döndüğümü tahmin et, Sinem.. Bu adama da dikkat et..

***
Sinem Güven ve Yılmaz Erdoğan en sevdiğim kişilerdendir.. Her ikisinde de, ötekini mutlu edecek meziyetler o kadar çok ki?.. Beni bu kadar sevindiren bir birliktelik çok az olmuştur..

Kıymetini bilin dostlarım.. Nazar da değdirmeyin haa!..

dTribün!..
Televizyonlarda iki haber dikkatimi çekti..

"Aziz Yıldırım, yeni tribünün maça yetiştirilmesi çalışmalarına bizzat nezaret ediyor.."

"Maç için satışa çıkarılan 50 bin bilet iki saatte satıldı!.."

Bitmeyen tribünün biletleri nasıl satışa çıkıyor diye merak ettim..

Bitmedikçe, iskan müsaadesi alınamaz.

Üzerinde 25 bin kişinin oturacağı yapının Fenni Muayenesi yapılmış mı?.. Deprem dayanıklığı ölçülmüş mü?. İtfaiye panik anında insanların kolayca tahliye olacaklarına dair inceleme yapmış, rapor vermiş mi?.. Ve daha bir sürü ahret sorusu..

Bir inşaatı tamamlayıp, iskan müsaadesine gidenler, bu işin nasıl uzun ve zor bir süreç olduğunu bilirler..

Bu sebeble, İstanbul Valisi ve Ana Kent Belediye Başkanlarına soruyorum:

"Yeni yapılan tribünün iskan müsaadesi var mıdır?.. " Yoksa buraya "İnsan" alınmasına nasıl izin verilecektir?.

Allah göstermesin herhangi bir tatsız durumda, sorumlu kim olacaktır?..

dBu nasıl inanç?..
Bilim yapay döllenmeden sonra, yapay rahmi de keşfetti sonunda.. Bu, ceninin, yani embriyonun oluşması ve gelişmesi için artık Adem ile Havva'nın yaptıklarını yapmaya ihtiyaç kalmaması demek. İnsan neslinin devamı, hem de baştan sona tam kontrol altında olacağı için, sağlıklı devamı diye düşünebilirsiniz bunu..

Medya bilimsel haberden fantezi de yaptı. Yapay rahmi, erkeğin karnına yerleştirirseniz, erkek de doğurabilir artık..

Şimdi bizim Refah familyası bu haberleri "Kıyamet, sapıklık, Allahın kurallarına isyan" diye nitelemişler.

Allah Allah!..

Allah kadir-i mutlak değil mi?.

Yani her şeyi yapma, yaptırma, ya da yaptırmama gücü onda değil mi?..

Bu dünyada Allah'ın izni olmadan bir şey yapılması mümkün mü?.. Allah, insanoğlunun dünya üzerinde göründüğü 2.5 milyon yıl önceden bugüne, adım adım ilerlemesine izin vermemiş mi?..

Bilim adamları, Allah'ın bu izni ile keşif ve icatlarını, zamanı geldiğinde yapmamışlar mı?.

Benim anladığım "İnanç" budur.. Peki o zaman, Refah familyasının inancı nedir?..

Allah izin vermese, erkekler doğurabilir mi?.

Doğada doğuran erkeklerin olduğu yıllardır tespit edilmişti.. Şimdi sıra, en gelişmiş çok hücreli insana gelmiş olamaz mı?.

***
Din ulemalarının tartışması gereken bir konu bu, bana kalırsa..

TEBESSÜM

Fıkra Yıldırım Tuna'dan
Adam yolda iki yıl önce boşandığı karısına rastlamış.. Birbirlerini yıllar sonra görünce heyecanlanmışlar, ayaküstü zamanın nasıl geçtiğini anlamadan yapılan sohbetten sonra, "Birlikte bir akşam yemeği yesek.." demiş adam, "Sonra da benim evime gideriz.. Biraz şarap ve nasıl söylesem.. Biraz aşk..!"

"Ancak cesedimle sevişebilirsin!" demiş kadın.. "Off! Tatlım!" demiş adam, "Seks yapma şeklini hiç değiştirmemişsin!"

SEVDİĞİM LAFLAR
Cehalete karşı cepheden her atak kaybetmeye mahkumdur. Çünkü kitleler en kıymetli hazinelerini, yani cehaleti sonuna kadar savunmaya hazırdırlar.

Hendrik Willem van Loon



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır