"İşlerimin yoğunluğu dolayısı ile, ödül töreninize katılamadığım için.."
İşleri yoğun olan kişi kim?.. Milan'ın yüz bilmem kaç bin dolar maaşlı, işsiz hocası Fatih Terim..
Özel Orta Doğu Lisesi, 2001 yılının başarılılarını seçmiş çeşitli dallarda.. Üç yıldan beri her yıl yapıyorlar..
Gençlerin bu seçimlerinin tümü ile objektif olduğunu söylemek güç..
Kimi yakından görmek, iki çift laf etmek, dokunmak istiyorlarsa, yani kimi çok seviyorlarsa, ona oy veriyorlar sanki, popüler dallarda..
Nerden mi anlıyorum.. Okulun kapısından girdiğim andan itibaren bir sevgi çemberinin içine düşüyorum.. Yanıma koşanlar, sarılanlar, öpenler.. Hepsinden önemlisi insanın gözünün içine sımsıcak bakan gençler..
Bu bakışlar var ya bu bakışlar?.. İşte en büyük ödül aslında o.. Cana can katıyor..
"Bu gençler beni bu kadar seviyorlarsa eğer, ben de onlar kadar gencim" diyerek ayrılıyorsunuz okuldan..
Üç yıldır beni seçiyorlar.. Üç yıldır koşa koşa gidiyorum.. Bu sıcaklığı yaşamak, bu morali kazanmak, en az onlar kadar gençleşmek için..
Öğretmenlere de kızıyorum bakın.. Kapıdan giriyoruz.. Doğru müdür odasına.. Herkes orada toplanıyor.. Öğrenciler bir başka salonda, bizim ekibin bir araya gelmesini bekliyorlar.. Onların bizi beklediğini biliyorum.. İçim içimi yiyor, ama yapacak bir şey yok.. Terbiyeli maymunlar gibi sessiz sedasız oturup bekliyoruz..
Neden, hocalarım?..
Neden tüm öğrencilerle okul girişindeki o geniş salonda, bir kokteyl havasında buluşmuyoruz, tören öncesi?. Gelen neden öğrencilerin arasına karışmıyor?.. Neden, ödül alacak herkesin gelmesini öğrencilerle beraber beklemiyor, tören salonuna neden onlarla beraber geçmiyoruz?..
Bir neden de, günü organize eden kardeşlerime..
"Şimdi ödül alacak Hıncal Uluç ve ödül verecek arkadaşımı sahneye davet ediyorum" ne demek?.. Benim adım var da, bana ödül verenin yok mu?.. O da en az benim kadar saygın, önemli biri değil mi?..
Önce kendimizi sayacağız.. Sonra en yakınlarımızdakileri.. Toplumsal saygımın temeli böyle atılır..
Önce kendimizi önemseyeceğiz.. Sonra en yakın arkadaşlarımızı.. O zaman toplum da sizi önemsemeye başlar..
"Ödülü verecek arkadaş" dedin mi, kendini, okulunu, okuldaşlarını silersin, farkında olmadan..
Şimdi işte bu öğrenciler, Fatih Terim'i sevmişler.. Arka arkaya Fiorentina ve Milan'da sezonu tamamlayamadığı halde, onu "Yılın Spor Adamı" seçmişler.. Umutlanmışlar ki, Fatih Hocaları gelecek.. Aralarına girecek.. O televizyonlarda gördükleri, gazetelerde okudukları adam, kanı ile canı ile aralarında olacak.. Belki o gece evde, mahallede hafiften kasılacaklar da.. "Fatih Terim bugün bizimle beraberdi" diye..
Ama gelen buz gibi yanıta bakın..
"İşlerimin yoğunluğundan.."
Bu ülkedeki en büyük palavradır bu.. Bir davet hep böyle reddedilir.. "İşlerimin yoğunluğundan.."
Yahu herkes bu kadar işe boğulmuş, bu kadar çalışıyor olsa, bu ülke bu hale gelir mi?..
Tabii, her çağrıya gitmek zorunda değildir insan.. O tarih için başka programı, verilmiş başka sözü olabilir.. Ama bunu anlatmanın yolu bu buz gibi faks değildir:
"İşlerimin yoğunluğundan.."
İkincisi, gençler önceliklidir.. Hele örnek alınan bir lidersen eğer, gençler en önceliklidir.. İki elin kanda olsa gideceksin..
Fatih Terim'e bu davet, Orta Doğu Lisesi'nden değil, Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nden gelseydi eğer, ayni yanıtı verir miydi, yoksa hemen yollara mı düşerdi?..
Ünlü olmak insanı toplumdan koparmamalı..
Ün dediğiniz şeyi topluma borçlusunuz çünkü..
Beethoven, Van Gogh, Pele, Shakespeare, Tarkan, Fatih Terim, tüm yetenekleri ile ıssız adada olsalar, ünlü olabilirler miydi?..
Toplum sana bir paye verecek, sen bu paye ile topluma tepeden bakmaya başlayacaksın..
Olacak şey mi?.
O gün oraya gerçekten gelemeyenler vardı, ama birisini gönderdiler, kendi adlarına.. Onlar ödülü aldılar, gerçek sahibin mesajını verdiler, gençleri ciddiye aldıklarını gösterip gittiler..
Salona girerken karşıma çıkmıştı ödül masası.. Üzeri doluydu.. Tören sona erip çıkarken baktım.. Hemen hepsi, mutlu ve gururlu ellerde, oradan ayrılmıştı.
Bir, tek bir tanesi orada, tüm boynu büküklüğü ile duruyordu..
Fatih Terim'inki..