kapat
E-gazete
|
Hava Durumu
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
English
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
14 Eylül 2008, Pazar
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Çocuk Kulübü Yazarlar Çizerler
Günaydın Cuma Cumartesi Pazar Emlak
 
24 Saat
24 Saat

Doğru zamanda doğru kişiyi bulmak

Prof. Dr. Bengi Semerci
06.09.2008
Her ne kadar evlenmek istemediğini, evliliğin çağdışı olduğunu savunanlar olsa da, büyük çoğunluk hâlâ evlenmek istiyor. Hatta Batı toplumlarında, son yıllarda evliliğe ilgi gittikçe artıyor. Yani tüm sorunlarına karşın, hâlâ en popüler kurumlardan birisi olmaya devam ediyor. Artan cinsel yolla bulaşan hastalıklar riski, dini inançlara bağlılık, toplumsal ahlak kuralları ve diğerleri, bu popülariteyi açıklamaya yetmiyor. Evliliğin kurumsallığını bir yana koyduğumuzda belki de en iyi tarif, 'sen' ve 'benin', 'biz' olmayı aramasıdır. 'Biz' iki kişinin örtüşmesini ve bütünlüğü göstermektedir. Bu bütünlük her şeyi içerir. Yaşama ilişkin değerlerin, teker teker bütünlüğü 'biz' oluşturmaya yetmez. Sadece cinsel ilişki üzerine kurulu beraberlik ise 'yalancı bizi' oluşturur. Aslında evlilik, iki ayrı kültürün harmanlanmasıdır. Sorun bu harmanlamanın hem iki kültürden farklı hem de onların izlerini taşıyacak şekilde yapılabilmesidir. Genelde ailelerin istediği ise kendilerinin tekrarı, devamı olan bir yapıdır ve bunun için çaba harcayarak kazanmayı beklerler. Oysa bu kabul edilebilir bir durum değildir. Yeni çiftin ailelerinden farklı ve dünyanın değişen değerlerine uygun olmaları, sağlıklı evliliğin temelidir. Olgun bir ilişki başladıktan sonra mükemmel çift olmaktan, bulutların üstündeki evlilikten, yakın dostluk oluşturmaya giden sürece geçilir. Evlilik ilişkisinin sağlayacağını düşündüğümüz beklentiler, bu beklentilerimizin yetişmemizle uyumlu olması ve tabii ki sonuç olarak toplumsal beklentileri karşılaması... İşte bunlar yerine gelmediğinde farkında olmadan suçlanmaya başlayan bir kurum, evlilik. Beklentilerin karşılanması için doğru zamanda, doğru kişiyi bulmak gerekiyor. Ama 'doğru kişi' için herkesin başka ölçütleri var. Bilinçli ortaya koyduğumuz ve çoğu kez tutmayan özellikleri (iş, fiziksel özellik, sosyal konum vb) bir yana bırakırsak geride bambaşka biri kalıverebilir. Bilinç dışı istemler, beklentiler, gereksinimler etkinleşir. Ve evlenmek için, bizim isteğimiz, kendimizi tanıdığımız zaman yerine, toplumsal kaygıların belirlediği zamanı seçince yolunda gitmeyen ilişkinin temeli atılıvermiş olur. Bunların sonucunda, sağlıklı oluşturulamayan birlikteliği yitirmenin suçu evlilik kurumuna kalır.