kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 7 Kasım 2007, Çarşamba
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
Kanal 1
ABC
Günaydın 
YÜKSEL AYTUĞ

Hastaların psikolojisini bozmayın

Kanser medyada bir "tüketim aracı" ya da "reyting/tiraj oltası" olarak kullanılmaya devam ediliyor. Dizilerde koyu dram arayan senaristler hemen karakterlerden birini kanser yapıyorlar. Gazetelerde her hafta bir "doğal kanser önleyici" peydahlanıyor. "Havuç, tiroit kanserine iyi geliyor." "Yok yok, kara üzüm çekirdeğini ezip, balla karıştırdınız mı kolon kanserinden eser kalmıyor." "Siz en iyisi ceviz ağacı kabuğunu kaynatıp, suyunu için. Eğer zehirlenerek ölmezseniz, kanserden hiç ölmezsiniz!.." Bunların hastalıklara iyi geldiği henüz bilimsel olarak kanıtlanmış değil. Kanıtlanan ise bu tür haberlerin tirajlara iyi geldiği... Kanser tedavisiyle ilgili tartışmalar son zamanlarda sabah programlarının da başlıca malzemesi haline geldi. Eminim ki hastalar ve yakınları bu tür tartışmaları ekrandan umut süzebilmek adına renkli cama burunlarını dayayarak pür dikkat izliyorlardır. Zira bu hastalığın en büyük ilacının umut ve yaşama isteği olduğu artık çok iyi biliniyor. Durum böyleyken, izlediğim bazı tartışmalar, hastaların ve yakınlarının yüreğine umut aşılamak şöyle dursun, onları derin bir umutsuzluğa sevk edip, bilimin yolundan ayıracak kafa karışıklığına yol açıyor. Bu tür tartışmalardan sonuncusunu dün sabah FOX'un Dobra Dobra programında izledim. Bir onkolog ile bir pratisyen hekim tartışıyordu. Pratisyen hekim, onkoloji dalında herhangi bir uzmanlığa sahip olmamasına rağmen, başta meme kanseri olmak üzere pek çok kanser türünün tedavisinde kemoterapi uygulamasının hiçbir faydasının bulunmadığını, aksine hastaların ömrünü kısalttığını iddia etti. Stüdyodaki onkolog, buna şiddetle itiraz etmesine rağmen, eminim ekran başındaki kemotarepi tedavisi uygulanan hastalar ve yakınlarının aklı karıştı. Çünkü bunu iddia eden kişinin (Kürşat Bozkurt) isminin önünde "Dr." ibaresi vardı. Şimdi kendinizi bir kanser hastasının yerine koyup, düşünün: Hücrelerinizi teker teker öldüren, saçlarınızı döken, dakika başı kusmanıza neden olan, sizi parmağınızı bile kıpırdatamayacak kadar yorgun düşüren bir uygulamaya katlanıyor ve vücudunuza bir nevi zehir enjekte edilmesine rıza gösteriyorsunuz. Hastalıktan kurtulmak uğruna... Ama bir "doktor" çıkıp, bu uygulamanın ömrünüzü kısalttığını iddia ediyor. Ne hissedersiniz? Ben konunun uzmanı değilim. Ama danıştığım uzmanlar kemoterapi tedavisinin kanseri yok etmek ya da hızını yavaşlatmak konusunda bugün dünyadaki en etkin tedavi yöntemlerinden biri olduğunu belirtiyorlar. Bugün ülkemizde yüz binlerce kişi bu hastalıkla mücadele ediyor. Bunun içine yakınlarını da kattığınızda sayı, milyonlara ulaşıyor. Bu konunun tartışılacağı yerler magazin programları olmamalı. Zira süresi kısıtlı canlı yayınlarda bilim adamları her şeyi halkın anlayacağı biçimde izah edemeyebilirler. Bunun sonucunda ortaya son derece tehlikeli yanlış anlamalar çıkabilir. Bunların tartışılacağı yer tıp kongreleridir. Sağlık Bakanlığı'nın bu hassas konuya bir an önce el atması gerektiğini düşünüyorum. Zira bir kanserli, eczaneden her türlü ilacı alabilir. Ama "umut" ya da "yaşama bağlanma" hapı henüz icat edilmedi!..