kapat
   
SABAH Gazetesi
 
    Yazarlar
    Günün İçinden
    Ekonomi
    Gündem
    Siyaset
    Dünya
    Spor
    Hava Durumu
    Sarı Sayfalar
    Ana Sayfa
    Dosyalar
    Arşiv
    Etkinlikler
  » Günaydın
    Televizyon
    Astroloji
    Magazin
    Sağlık
    Cumartesi
    Aktüel Pazar
    Otomobil
    Sinema
    Çizerler
Bizimcity
Sizinkiler
emedya.sabah.com.tr
Google
Google Arama
 
Bizimkisi 40 yılda bir olur
Bizimkisi 40 yılda bir olur
Hitchcock- Agatha animasyonda buluştu
'15 yıl kadar oyunculuk yaptım'
Bizim geldiğimiz ortamlar fast-food iş yapmamızı engelliyor

Bizimkisi 40 yılda bir olur

Bu muhabbeti keşke yıllar önce yapsaymışız; keyifli oluyormuş. Pek çok haber kaynağı olan Ali Özgentürk ağabeyimle, 22 yıllık yazı, çizi, televizyonla haşır neşirlik hayatımda ilk kez oturduk, kardeşçe konuştuk. Sinemadan, filmlerinden, doğup büyüdüğümüz Adana'dan sohbetimize dün kaldığımız yerden devam ediyoruz....

N.Ö.: Kalbin Zamanı'nda, birkaç yıldır dinlediğin gerçek öyküler var diyebilir miyiz?
A.Ö.:
İnsan ruhuna arkeolojik bir kazı yapmak gibi düşün. Milyonlarca şey bulursun, dersin ki "Bu kadar mı olur?", insanlık halleri üzerine çok keyifli bir yolculuktur bu. İşte bundan çok etkilendim doğrusu. Gerçek hikayesini bildiğim Demir, (Birol Ünel) bir bakıma diğer tüm karakterlerin annesi oldu. Akfar; Oktay Kaynarca'nın canlandırdığı uçarı Pera Palas mirasyedisi bundan doğdu mesela. Belkıs da onun kavuşamadığı hayaliydi. Halil'in (Ergün) canlandırdığı karakter Cemil de Belkıs, Demir ve Akfar'ın yanı başında bitiverdi. Sonuçta hikaye Demir'in etrafında, O'nun parçası olarak yapılanmadı da, Demir kurgunun halkalarından birine dönüştü.

N.Ö.: Benzer karakterler var mı sokakta, şurada, burada sence?
A.Ö.:
Eskiden filmler hayatı izlerdi ama şimdi hayat filmleri izlemeye çalışıyor. Çünkü iyi, güzel şeyler sadece filmlerde kalmış gibi geliyor insanlara. Ben de filmde zaten sinemanın hem eski günlerine hem de modern yapısına yolculuklar yapmak istedim. TV'ciliğin her şeye hakim olduğu günümüzde sinema sanatının bütün güzel şeylerinin altını çizmeye çalıştım belki de.

HÜLYA ÇOK DİSİPLİNLİ
N.Ö.: Sen başlarken de şimdi de sinema zor zanaat! Ele avuca gelsin, hayata kalsın diye mi sinema yapıyorsun?
A.Ö.:
Film çekmekten çok haz alıyorum ve çekecek gücüm var, enerjim var, kafam var. Ama yedi aydır yerin altındaydım ve bu film ile uğraştım. Gece 12'ye kadar stüdyolardaydım ama büyük bir sevinç ve keyifle dönüyordum evime. Yani; her gün film çekmeye gidebilirim.

N.Ö.: Prodüktörlüğü zorunluluktan yapıyorsun değil mi?
A.Ö.:
Tabii!.. İhtiyaçtan...

N.Ö.: Rahatsızlık duyuyor gibisin!
A.Ö.:
Rahatsızım, çünkü uğraşmak istemiyorum. Zamanın yüzde 50'si, beyninin zaman zaman yüzde 90'ı para pul organizasyona gidiyor. Dünyada Coppola da Martin Scorsesse de prodüktörlük yapıyor ama şirketinde yüz kişi çalışıyor. "Ben bu filmin prodüktörüyüm" diyor o, yüz kişi de işi yapıyor. O sadece arada "Castta kimi seçtiniz, dekor ne oldu" deyip bir figür olarak, çok iyi çalışan bir sistemin başında duruyor. Biz de her şey atölye tarzı. Bu filmde mesela biliyorsun karım Saynur işi gücü bırakıp şirkete kapandı, prodüksiyonla boğuştu. Ama her şey bir iki kişiye bağlı işte burada. Film dediğin yeni doğmuş bir bebek, onu böyle kış ortasında sokağa bırakıyorsun. İçim acıyor. Çünkü bir tek sen koruyabilirsin onu. Başka kimsenin umurunda değil ki.

N.Ö: Hülya'nın yoğun temposu sete yansıdı mı? Haliyle disiplin gerektiren bir zaman yarışı...
A.Ö:
Disiplin zaten çalışmanın baş düsturu. Hülya da çok disiplinli ve işini korkunç ciddiye alan bir oyuncu. Oktay Kaynarca deseniz o Çakır üniformasından sonra onun tam tersi bir karakteri canlandırdı. Serseri, maceraperest, duygusal kendi duygularını sonradan keşfeden, biraz şair biraz serseri yani. Mesela, Birol Ünel diyelim. Bir modern zaman mecnununu, Demir diye bir karakteri oynuyor Kalbin Zamanı'nda. Kendi de zaten böyle. Birol'un kendi hayatındaki o yıkıcılık, yüzündeki o esrarengiz reddediş, o tuhaf karizma, kendiliğinden o modern zaman dervişini yani; Demir'in mecnun halini karşılıyor zaten. Tutup bir de onu oynamaya kalkmıyor.

AKTİF OTELDE ÇEKİM ZORDU
N.Ö.: O halde işin zor kısmı başka.
A.Ö.:
Bak Nebil... Bu filmde ben çok tevekkül içindeydim. Biliyor musun? Hiçbir şeye takılmamaya çalıştım, öfkelenmedim. O doğal afet diye tanımladığım kayıp dışında beni üzen bir şey olduğunu söyleyemem doğrusu. Ekibim çok iyiydi. Çok keyifli bir çalışma yaptık. Birbirine inanmış, çalışmaktan haz alan bir ortam oluşmuştu. Tek bir zorluktan bahsedebilirim; o da çalışan, aktif bir otelde film çekmenin zorluğuydu. Dünya sinema tarihinde bizimki gibi bir örnek yok. Bir stüdyo kurarsın, otel dekoru filan, çekimi onda yaparsın. Ama Kalbin Zamanı yaşayan bir otelde çekildi. Ekibimizle birlikte bu acayip sınavı elbirliği içinde verdik. Oyuncuların çok büyük saygısı vardı mesela. "Ben sekiz saat çalışırım" diye işe başlayan Hülya bile neredeyse 24 saat çalışabiliyordu. Zeki Alasya sabahın dördünde çalışmaya geliyordu, öğlen 12'ye kadar. Bütün teknik ekip istisnasız büyük fedakarlıkla çalıştılar.

HERKES YARIŞIYOR
N.Ö.: Neyse film bitti ve asıl önemlisi işin gösterimi ve tanıtımı galiba...
A.Ö.:
Açıkçası, söylemek gerekirse; bir sirk durumu var şimdi. Tiyatrolar, sinemalar, televizyonda birtakım şovlar, bilmem neler, gelinler kaynanalar, televizyonda evlilik yapanlar, şu, bu.. Bütün bunların hepsi birbirleriyle akraba. Bunların arasında insanlığın biriktirdiği başka şeyler de var. Başka şeyler dediğim; insanoğlundaki hasletler, hayatta olan ve sizdeki olan hasletler... Benzeri olmayan, farklı bir dünya teklif ediyorum, gelin iki saat bu filmde aynı zamanda eğlenebilirsiniz, neşelenebilirsiniz, ferah bir ilişki kurabilirsiniz.. Bu yüzden de, yüz misli çaba gösteriyorum.

N.Ö.: Yanlış anlaşılmasın, biz biraz da dertleşiyoruz aile kontenjanından!
A.Ö.:
Ama biliyor musun, sanki abi-kardeş gibi konuşamadık çünkü film bize engel oldu, yani; film dedi ki "Beni konuş beni konuş.. İkinizin ilişkisini boşver" dedi anladın mı? Kıskandı yani... Diyor ki; "Ben varım, ben..."

N.Ö.: Galada birlikte izlediğim arkadaşlar özellikle Hülya'nın iyi oyunculuğuyla başladılar söze. Bir kez daha söylemek lazım.
A.Ö.:
Sen nasıl buldun? Dobraca...

N.Ö.: Sahiden çok iyi oynuyor... Hülya'nın rolünü çok sevmiş olduğunu da fark ettim. Bu arada oyuncular filmi seyrettikten sonra fikirlerini söylediler mi sana?
A.Ö.:
Evet. Hülya bir telefon mesajı geçti; "Bana böyle bir film hediye ettiğin için sonsuz teşekkürler" diye. Oktay da, Halil de, Güler de hep iyi şeyler söylediler.

N.Ö.: Gala seyircisi tabii ki sinemaya gidenler gibi değildir ama fark etmişsindir belki, o gece anlatmak istediğin geçti mi onlara? Hani mesajın derler ya!
A.Ö.
Bak şimdi, bir genelleme yapmak, bir mesaj vermek duygusuyla yapmadım. Hele Arda'nın ölümünden sonra artık kendimi en saf noktaya bıraktım. O sabah en özgür hale bıraktım kendimi, ne istiyorsam onu yaptım, müdanası olmadan derler ya bir laf vardır eski, yani hiçbir hesap kitap yok, fakat rahat, sade, sanki kurgu değilmiş gibi ama kurgu.

N.Ö.: Eleştiriler okudum. Tarihsel hatalar. Dönem filmi çekiyorsun, 1950'lerde geçen bir sahnede doğal gaz ilanı görünüyor gibi.
A.Ö.:
Kusurlar olsun istedim belki.... Bilerek yaptım, ben 1984 yılının çok büyük trafiği olan bir caddesini, şehrin merkezini oluşturamam. Yani; Tarlabaşı Bulvarı'nda trafiği durdurup, 'yalnız 1984'teki arabalar geçsin' diye bir prodüksiyonun imkanına sahip değilim. Bunu mu gizleyeceğim yani...

HATALARI BİLEREK YAPTIM
N.Ö.: Gerginlik olur genelde setlerde ama Kalbin Zamanı'nda sanki daha tevekkül gelmiş gibiydi. Oyunculardan aldığın performans, hikayeyi, filmi sevmen...
A.Ö.:
İşin güzelliğini kelimelerle anlatamazsın birisine. İş kendisi belli eder ve kendine bağlar insanları... İlk gününden itibaren, Hülya'lar, melekler gibi uçuştular etrafımda... Olağanüstü bir şey oldu... İnanılmaz problemsiz... Şimdi umarım, bu seyirciye de geçecektir. Eğer seyircisiyle karşılaşabilirse bu film... Gideceklerine diyalog kuracaklarına inanıyorum... Atıf Yılmaz'dan, sağ olsun ustamız, çok sevdiğim bir sinemacı, ondan çok güzel yorumlar aldım. Diğer dostlar falan... Zaten bir ay önce filmi seyrettiğimde bütünüyle, "Tamam" dedim, "Ben çok rahatım!"

N:Ö.: Ne güzel, ticari başarısı da olur umarım.
A.Ö.:
Ben sana bir şey söyleyeyim mi, ben sinemadan zengin olma kabiliyetine sahip değilim ama hep sadece sinema filmi yaparak geçindim biliyorsun. Yani; umut vermek lazım genç insanlara. Bir şeyi severek yaparsanız, bu ülkenin hakikaten güzellikleri var. Bir sinemacı yalnızca sinema yaparak hayatını idame ettirebiliyor. Ama sinema dışında işler yapanları da çok takdir ediyorum. Reklam yapanlar mesela, onlar beceriyorlar, ben bu yolu seçmeyen bir adamım yani...

YENİ FİLME BAŞLADIM BİLE
N.Ö.: Zengin olmadın ama büyük bir yoksulluk da yaşamadın...
A.Ö.:
Hiç yaşamadım. Bir tek asistanlık yaparken çok zorluklar geçirdim... Film yönetmeni olduktan, ilk filmimi yaptığım 1980'den yana gerçekten iyi imkanlar içerisinde yaşadım ama zengin değilim...

N.Ö.: Hep dedik ya, sinema zorlukların, gerginliklerin, büyük çabaların alanı... Bir film yapıyorsun dört sene aralıksız uğraşıyorsun. Hele son bir senesi işte şimdi söyledin neredeyse geceli gündüzlü... Peki şimdi nasıl dinleneceksin?
A.Ö.:
Yok canım, ben şimdi yeni filmin çalışmasına başladım bile. En iyi dinlenme o. Yani; birini bitiriyorsun, bir diğerini yazmaya, notlarını almaya başlıyorsun.

N.Ö.: Telefonlarını kapatmak diye bir derdin olmayacak mı? Kapatıp böyle bir 10 gün bir hafta bir yerlere kaçmak falan?
A.Ö.:
Yok canım. Filmden sonra değil de, belki daha sonra.

N.Ö.: Kalbin Zamanı için sana teşekkür ediyoruz.
A.Ö:
İltifat ettin ama...

N.Ö.: Bir şeyi takdir ediyorsam sırf yapan tanıdığım diye söylememek olur mu? Ben hakikaten sorularımı sordum.
A.Ö.:
Ben de hakikaten cevap verdim. (Kahkahalar)

N.Ö.: Sağ ol büyük biraderim.....

NEBİL ÖZGENTÜRK

DİĞER GÜNAYDIN HABERLERİ
 'Tahsin Abi' de gözyaşlarıyla gitti
 Çocuklar için söyledi
 'Huzur' için arandılar!
 İlk kez bir kadınla!
 En iyi erkek bizden
 Kadın çok kazanırsa?
 Saten şifon ve dantel mücevherle buluştu
 Teraziler'in arkadaş çevresi genişleyecek
 Yeşil sahalardan setlere transfer
 Oyunculuk aşkı ağır bastı
AYŞE ÖZYILMAZEL
Moda Meme Kanserini Hedefliyor!
Gribim, halsizim ve...
HAKAN & UTKU
Kaynana Semra'dan yararlanalım
"Gelinim Olur musun?"...
Doç. Dr. BENGİ SEMERCİ
Çocuklar ve ölüm kavramı
Beklenmedik bir kaza sonrasında...
AYŞE TÜTER
Lezzet Güneşi
Yufkayı düz bir zemin üzerine yayın,...
Egzersizi 20 dakikadan az yapmayın, aniden bitirmeyin
Egzersizi 20 dakikadan az yapmayın, aniden bitirmeyin
Uzun ve sağlıklı yaşamak, kolesterolden, yüksek tansiyondan, kemik...
Ceylan'ın son gözdesi
Ceylan'ın son gözdesi
Karda yürüyüp izini belli etmeyen çapkınlardan olan (kendisi...
Atlantik'te kabus anlar!
Atlantik'te kabus anlar!
İki yıl sürecek dünya yolculuğunun ilk etabını tamamlayan...
 
    Günün İçinden | Yazarlar | Ekonomi | Gündem | Siyaset | Dünya | Televizyon | Hava Durumu
Spor | Günaydın | Kapak Güzeli | Astroloji | Magazin | Sağlık | Bizim City | Çizerler
Cumartesi | Aktüel Pazar | Sarı Sayfalar | Otomobil | Dosyalar
   
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.