kapat
01.09.2001
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Editör
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor
www.limasollu.com
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
OKAY GÖNENSİN(ogonensin@sabah.com.tr )

Daha küçül, daha fakirleş...

Rakamlar soğuktur, soyuttur. Ekonomi olaylarını anlatırken uzmanların kullandıkları bazı rakam ve göstergelerin gerçek hayattaki karşılıklarını kavramak da bazen zorlaşır. Ama hepsinin karşılıkları vardır.

Türk ekonomisinin 2001 yılının ikinci üç aylık döneminde, yani şubat krizinin hemen ardından yüzde 11.8 küçülmesinin gerçek hayattaki karşılığı bellidir: Üretim bu oranda azalmıştır, şirketler küçülmüştür, kapanmıştır.

Yüzde 11.8 küçülme, her 100 çalışandan 12'sinin işsiz kalması demektir. Türkiye'nin yüzde 12 küçülmesi demektir. Devletin vergi gelirlerinin bu oranda azalması demektir.

Bu "yüzde 11.8" küçülme oranı ve gerçek hayattaki gerçek karşılıkları, Türkiye'nin içinde yaşadığı krizin öyle birkaç ayda çıkılacak türden bir kriz olmadığını göstermektedir.

Türkiye bundan daha büyük bir küçülmeyi İkinci Dünya Savaşı'nda yaşamıştır. Türkiye'yi en fazla küçülten krizler sıralamasında üçüncü sırada 1994 krizi gelmektedir.

Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kuruluş sıkıntılarını yaşadığı yıllarda başlayan İkinci Dünya Savaşı'nın ekonomiye getirdiği olumsuzlukları, Türkiye'yi son on yıldır yönetenler kendi elleriyle gerçekleştirmişlerdir.

1994 krizinde DYP-CHP hükümeti vardır. 2000 ve 2001 krizlerinde DSP-MHP-ANAP hükümeti vardır.

Ve bu on yıl boyunca Türkiye'nin gündemi hep aynıdır: Siyasi çekişmeler ve krizler, ekonomik krizler, yolsuzluklar, "klan" savaşları.

Ülke ekonomisini darboğazdan çıkaracak bir "toplu seferberlik" programı yapmak, bunun için en geniş tartışma ortamını ve katılımı sağlamak, ülkenin bütün dinamiklerini harekete geçirecek bir güven ortamı yaratmak hiçbir zaman sözkonusu olamadığı gibi, bu yolda bir "ilk adım" bile atılamamıştır.

Bugün uygulanmakta olan ekonomik program da ilk acil hedef olarak "mali" canlanmaya konsantre olmuş bir programdır.

Bu programın bile nasıl devam edeceği tartışma konusudur. Çünkü "güven" unsuru hâlâ sıfır noktasındadır ve yukarıya doğru hiçbir hareket yapmamaktadır.

Herşeyin "kilidi" halen bu "güven" meselesidir. Bu kilit açılmadıkça da "yaprak kımıldaması" ihtimali bile ufukta görünmeyecektir.

Ankara'nın yaymaya çalıştığı "Dolar'ı terket Türk Lirası'na güven" kampanyasının yüzeyselliği ve suniliği bir yana, böyle bir kampanya yapılması ihtiyacı bile "güven"in sıfır noktasından kımıldamamasının gerekçesidir. Türk Lirası'nı yerlerde süründüren Ankara yine vatandaşa dönüp onun Türk Lirası'na itibar kazandırmasını istemektedir.

Türk insanı durup dururken "dolara endeksli" bir hayat tercihi yapmış değildir. Ülkeyi kötü yöneten, ekonomiyi sürekli krize sokan Ankara, uyguladığı politikalarla Türk Lirası'na güvenen bütün vatandaşlarının sürekli zarara uğramalarına neden olmuştur.

II. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'yi yöneten kadroların "ekonomi bilmedikleri" anekdotlarda bol bol anlatılır. Ama onlar Türk ekonomisini daha büyük zararlardan koruyabildiler. 1990'ların "ekonomi uzmanı" politikacıları Türkiye'ye, savaşa sokmuş kadar zarar verdiler. Bu da bugünün trajik bir anekdotu olarak tarihe geçecektir.

www.superbahis.com


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır