Gelişi güzel fetva verilmez
Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak, bu helâldir, şu da haramdır demeyin, çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Kuşkusuz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler. (Nahl, 116) Âyetin analizinden varacağımız hayâti neticeler olacaktır: 1. Dinde haram ve helâl konusunda tesâdüfi, gelişigüzel, dile geldiği veya akla geldiği şekilde konuşma yapılamaz, fetva verilemez, görüş beyan edilemez. Bu konuda Kur'ân ne diyorsa ona dayanılarak konuşulabilir. En'âm 145'te Hz. Peygamber'e gıda konusundaki haram şeylerin neler olduğunu Kur'ân'da araması söylenmektedir. Din alanı Felsefe alanı gibi değildir. Dini koyan Allah, felsefeyi üreten ise insandır. Allah'ın hükmü bilinmedikçe din hakkında hüküm verilemez ve verilmemelidir. Daha önce "bahira", "sâibe", "vesile" ve "hâm" gibi hayvanları haram kılan kâfirlerin bu görüşünü Yüce Allah Kendisine iftira olarak değerlendirmiştir (Mâide 5/103). Helâl ve haram kavramları dini alanı ilgilendirmektedir ve bunların belirleyicisi de Yüce Allah'tır. O'nun bildirmesi olmadan Hz. Peygamber de bu konuda beyanda bulunmaz. "Dillerinizin uydurduğu yalan" ifadesinden anlıyoruz ki haram ve helâl konusunda görüş beyan ederken gerçeği bilmek gerekiyor. Câhil insanların bu konuda fetva vermeleri doğru değildir. Bilgiye dayanmadan, özellikle ilâhi vahy bilgisini bilmeden fetva verilemez. Günümüzün din alimi ve görevlileri, dine saygılarını, bilmeden fetva vermeme şeklinde ifade etmelidirler. Birilerinin menfaatine, dostluğuna ve beğenisine kapılarak dinde fetva vermeleri çok ciddi boyutta günah olur. 2. "Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz." Allah'a yalan uydurmaktan, iftira etmekten daha büyük günah olur mu? Yüce Allah bunu zulmün en büyüğü olarak vasıflandırmaktadır. Bu konudaki pek çok âyetten sadece birkaçını zikretmekle yetinmek istiyoruz: a) "Elleriyle bir kitap yazıp sonra az bir bedel karşılığında satmak için 'bu Allah katındandır' diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından dolayı vay haline onların! ve kazındıklarından ötürü vay haline onların" (Bakara 2/79). Bunu İslam'dan önceki din adamları yapıyorlardı. Kitaplarına Allah'ın demediğini, emretmediğini, hükmetmediğini yazıyor ve onun Allah katından olduğunu söyleyerek yalan uydurup Allah'a iftira ediyorlardı. Ondan dolayı da Allah onları şiddetle kınamaktadır. İşte Nahl 116. âyetle Yüce Allah, Müslümanların, onların durumuna düşmesini istememektedir. b) "Kitap ehlinden bir grup okuduklarını kitaptan sanasınız diye, kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları, kitaptan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde 'bu, Allah katındandır' derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar" (Âli İmrân 3/78). Bu âyetten anlıyoruz ki, kitap ehli Müslümanları kandırmak için, Kitaptan olmayanın kitaptan, Allah'tan olmayanın Allah'tan olduğunu söylüyorlardı. Günümüzde gruplara ayrılan Müslümanlar da, birbirlerini kandırmaları için, dinde olmayan fetvaları Allah vermiş gibi göstermiyorlar mı? Her grup kendine yandaş bulmak, yandaşlarını artırmak için aldatma yoluna gitmiyor mu ve bu uğurda dinde fetva uydurmuyor mu? Böylece Yüce Allah'ın neden Âli İmrân 78. âyete Kur'ân'da yer verdiği ortaya çıkmaktadır ki bu da Müslümanların, kitap ehlinin durumuna düşmemesini sağlamaktır. Bir yerde din adına aldatma varsa orada cehâlet ve taraflı bakış var demektir. Çünkü ilmin olduğu yerde aldatma kendine alan bulamayacak ve böylece din rencide olmaktan, yaralanmaktan kurtulacak ve Allah'a iftira da son bulacaktır. Dinler hakkında yapılan konuşmaların, aldatmaların, dayatmaların, doğmatik öğretilerin temelinde dinlerin mukayeseli bir şekilde tetkik edilmemesi, araştırılmaması ve ortaya konulmaması yatmaktadır. Diğer kutsal kitapları tarafsız bir bakış ve tavırla araştırıp, kendi kitabı ile mukayese ederek kabullerini belirlemek, belki de insanlığın erişeceği erdem ve seviyenin zirvesi olacaktır. Bunu yapamayan din âlimi ve adamları insanları ayartarak, aldatarak kendi din veya gruplarına çekme gayretine gireceklerdir; zaten geçmişte girmişlerdir de. İşte bu zihniyet, dinde hizipçiliği meydana getirmiş, hizipçiliği dine sokmuştur. c) "De ki: Eğer doğru sözlü iseniz, o zaman Tevrât'ı getirip onu okuyun. Artık bundan sonra her kim Allah'a karşı yalan uydurursa, işte bunlar zâlimlerin tâ kendisidirler" (Âli İmrân 3/9394). Yüce Allah Hz. Peygamber'den İsrâiloğullarına neyin haram, neyin helâl kılındığını Tevrat'tan okumalarını teklif etmesini istemekte, kitaba rağmen, yine de Allah'a iftira edip fetva verenleri zâlim olarak ilan etmektedir. Demek ki, din âlimi ve görevlileri dini konularda fetva verirlerken Kur'ân'ı getirip onu okumalı ve fetvalarını onunla ispat etmelidirler. Din ve ahlâki alanda neyin doğru neyin yanlış, neyin iyi neyin kötü, neyin hak neyin bâtıl; neyin faydalı neyin zararlı olduğu konusunda keyfi, subjektif hükümler vermek kimsenin harcı değildir. Bu konularda keyfi fetva verenler şeytanın etkisi altında kalmış, onun çağrısına uymuşlardır. "(Şeytan,) hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyleri Allah'a isnad etmeye çağırır" (Bakara 2/169). Bu çağrıyı şeytanın yaptığını bir önceki âyet söylemektedir. Demek ki, bilmediği halde Allah'ın dini hakkında konuşan kişi, şeytanın etkisi altındadır, onun oyuncağı durumundadır, ona uymuştur. Âli İmrân 93'e göre Allah'ın emri, ilâhi vahyin bulunduğu Kitabı getirip ondan okumaktır. Peygamberimiz o emri yerine getirdiğine göre de sünneti o olmaktadır.
|