Ağlarsa anam ağlar!
Sinema tarihinin en çok ağlatan filmleri belirlendi! Kadınları en çok ağlatan ilk beş film; sırayla Hayalet, Bambi, E.T., Titanik ve Beaches. Erkeklerin gözyaşı döktüğü eserlerin başında ise Schindler'in Listesi, Er Ryan'ı Kurtarmak, Cesur Yürek, Forrest Gump ve E.T. geliyor. "Filmde ağlama" kavramı beni kasıyor! Bir gün bir film yaparsam, insanları ağlatmak ilk hedefim olur mu, hiç emin değilim. Genellikle tam tersini amaçlıyorum! Türkiye'de ise bu, bir filme yapılacak en büyük iltifattır. "Şahane bir film, ne ağladık, ne ağladık, ağlamaktan seyredemedik" diye anlatılır! Özellikle kadınlar tarafından.
KADINLAR AŞKA, ERKEKLER SAVAŞA! Ve araştırmaya göre de, ortaya çıkıyor ki; ister Liverpool'lu olsun, ister Tokat'lı, kadınlar daha çok aşk için ağlıyorlar! Bir de çoluğa çocuğa... Erkeklerse genlerindeki savaş alışkanlığı yüzünden belki; elinde silah, koşan, yaralı arkadaşını kurtaran bir adam görünce, burunlarını çekmeye başlıyor! İstatistiklerde de çıkan bu gerçek, aslında Meg Ryan ve Tom Hanks'in başrollerini paylaştığı Sleepless in Seattle isimli filmde, bir sahne olarak, birebir anlatılmıştı: İki çift bir masada oturup duygulandıkları filmleri konuşurlar. Kadınlar romantik bir siyah-beyaz klasikten bahsederken gözyaşlarını tutamaz, erkeklerse kadınların lüzumsuz duygusallığıyla önce dalga geçip, sonra bir savaş filminden bahsetmeye başlayıp hıçkırıklara boğulur! Ama en azından Türkiye'de, tüm zamanların en çok ağlatan filmi; babası boksör olan, annesiz bir yavrunun dramını anlatan "Şampiyon" filmidir. Ben çocuktum, hatırlıyorum. Filme giden, birkaç kere daha gidiyordu, yine bol bol ağlamak için. "Sen ne kadar ağladın?", "Ben en çok şurada ağladım" gibi muhabbetler yapılıyordu! Hatta muhabbetler sırasında sahneler hatırlanırken, komşu teyzeler tekrar ağlamaya başlıyorlardı! Sanırım hıçkırıkların zirveye çıktığı sahne, boksör babanın ringde ölümü ve sarışın, sempatik, masum yavrunun da babasına sarılıp, "Ölme şampiyon, ne olur ölme" gibilerinden ağlamasıydı. Eh, güzel yüzlü, masum bir yavrucağın anne veya babanın ölümü karşısındaki halini göstererek ağlatmak, çok da büyük bir müşkül, sinema sanatı konusunda üstün bir yetenek olmasa gerek! Gıdıklayarak güldürmekten pek bir farkı yok kanımca!
"ŞAMPİYON" BANA YASAKTI Yine de film o kadar başarılı oldu ki, video kaset olarak evlere de girdi, ve hatta o akşam "Ruhumu zedeler, üzer" diye, o kaset bana seyrettirilmedi. Evdeki büyüklerin gerilim filmi seyrettikleri akşamlar gibi, "Ruhsal ve bedensel gelişimime zararlı olmasın" diye odama götürülüp sepet gibi oturtuldum, elime de bir kitap verildi! Ruhumu bilmem, ama bedensel gelişimim başarıyla, hatta fazlasıyla tamamlandığına göre, doğru bir kararmış! Ancak bir husus var! Benim ağladığım filmler, kadınların listesinden çok, erkeklerinkine uyuyor! Kadınların listesinden Bette Midler'ın "Beaches"i dışında, duygularıma hitap eden birşey yok! Hayalet lüzumsuz bir filmdi bence, Titanik zaten hiç tarzım değil, E.T.'ye ise kim niye ağlar, anlamış değilim. Çizgi film Bambi'de hıçkırıklara gömülen kadınların da nerede, nasıl yaşıyor ve yaşatılıyor olduklarını merak ediyorum! Bendeniz "Schindler'in Listesi"nde, örneğin, sinemada ağlamaktan had safhada utanan bir insan olarak, "salya sümük" tabir edebileceğimiz bir tarzda etkinlik göstermiştim. Bir de gösteri dünyası insanlarının hayatları pahasına mesleğe sarılmaları ve benzer durumlar bitirir beni! All That Jazz'de olduğu gibi mesela... Yanılmıyorsam Almost Famus'da da pek duygulanmıştım, ağlamasam da. Bir de Türkiye Mürkiye, Kurtuluş Savaşı filan denince hassaslaşıyor insan, elde değil. Gelibolu Belgeseli'ni seyrederken zor anlar yaşamışlığım vardır! Hayır bir de sosyal bir ortamdasın, salon dolu, herkes tanıyor da artık, daha "cool" olmak lazım! Ağlama meselesi biraz da insanın o anki havasıyla ilgili. Hayat Güzeldir isimli ağlatma garantili filmin en duygusal sahnelerini taş gibi izlediğimi, ama bir televizyon reklamında gözlerimin dolduğunu bilirim! Ama bu konuya genel olarak bakış açım, daha önce belirttiğim gibidir: Allah hepimizi güldürsün!
|