| |
6 gün boyunca bıçak sırtındayız
"3 Ekim'in önünde engel kalmadı" havasına aldanmayın. Hâlâ hiçbir şey belli değil. Ne Müzakere Çerçeve Belgesi'nde uzlaşma sağlanabildi, ne İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'ın müzakereleri açış konuşmasında... Üstelik Babacan'ın dediği gibi, "Süreci engelleme çabaları iyice yoğunlaştı...".
Son haftalarda AB yolunda o kadar çok bilek güreşi yaptık ki! Deklarasyon-karşı deklarasyon didişmesi. Almanya seçimleri. Avrupa Parlamentosu'nda Kürt Konferansı. İstanbul'da Ermeni Konferansı. (Ne yararlı girişim olduğunu anlamak için 7'nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in dün söylediklerine kulak vermek yeterli: "Konuşulacakları bilmediğim için ben de tepki gösterdim. Ama öyle değilmiş. Durum daha farklıymış!" ) Bir hoş sürpriz de hafta sonunda Paris'ten geldi: İktidar partisi lideri Nicolas Sarkozy, Türkiye tartışmalarını 2007 cumhurbaşkanlığı seçimlerine ertelediğini açıkladı. Önemli ayrıntı: "Türkiye ile müzakereler başlamalı" diyerek. Ama yine de 3 Ekim'deki Lüksemburg randevusu hâlâ kesin değil. Dönem başkanı İngiltere Başbakanı Tony Blair'in ilgisizliği, AB'nin itici gücü FransaAlmanya motorunun durması gibi nedenlerle patronunu yitirmiş şirket sendromuna giren Brüksel'de Müzakere Çerçeve Belgesi'yle ilgili geceyarılarına kadar süren toplantılar yapılıyor. Bu kez ayak direten Avusturya. Belgede tam üyeliğin yanı sıra imtiyazlı ortaklık seçeneğine de yer verilmesini istiyor. Bu, Türkiye için "Kırmızı çizginin ihlali" demek . Yani masadan kalkma nedeni. AB bürokratları "Önemsemeyin canım" diyorlar, "Avusturya tek başına kaldı, fazla ileri gidemez..." Öyle mi? Karşı Deklarasyon'da da Rum kesimi sözde tek başına kalmıştı ama isteklerinin önemli bölümünü kabul ettirdi.
Yolumuza bir de general çıktı Avusturya'nın aslında himayesine aldığı Hırvatistan'ı kurtarmak için Türkiye'yi kullandığı söyleniyor. Malum, geçen Mart'ta başlayacaktı bu ülkeyle müzakereler. Ancak tek önkoşul olan savaş suçlusu General Ante Gotovina'yı Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne teslim etmeyince karar askıya alındı. Mahkemenin İsviçreli Başsavcısı Carla Del Ponte, Hırvatistan'la ilgili değerlendirmesini ne zaman açıklayacak dersiniz? 2 Ekim'de! Yani Türkiye randevusundan birgün önce! Bu da Avusturya'nın direnişinin son ana kadar sürebileceği anlamına geliyor. Oysa Türkiye, Lüksemburg yolculuğuna çıkmadan önce belgeyi görmek istiyor. Bir oldubittiyle karşılaşmamak için. Ve şimdiden metne serpiştirildiği anlaşılan mayınları temizlemek için: Rum kesiminin NATO üyeliğini vetodan vazgeçmemiz gibi. Türkiye'nin ancak AB kurumları yapılandıktan sonra üye olabileceğimizin vurgulanması gibi Müzakere Çerçeve Belgesi'nde iki tarafın da kabul edebileceği uzlaşma sağlansa bile düze çıkılmış olmayacak. Sırada 3 Ekim'de Lüksemburg'taki tarihi toplantıda dönem başkanı İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'ın yapacağı konuşma var. Önemli; çünkü AB hukukunun referans belgeleri arasına girecek. Straw o konuşmada karşı deklarasyona atıfta bulunursa, orada yer alan talepler Türkiye açısından bağlayıcı hale gelecek. Yine bitmedi; sırada daha Avrupa Parlamentosu'nda yarın yapılacak Ek Protokol görüşmeleri var. Offf!.. Avrupa Birliği fikrinin babası Robert Schuman 1950'de bu projeyi "Uçuruma atlamak" diye tanımlamıştı. Türkiye de, yine Schuman'ın ifadesiyle, "Cesaret gösterip" 42 yıl önce o uçuruma atladı. Dipte bir yerlerimizi kırmadan inmemizi sağlayacak güvenlik ağı olup olmadığını 6 gün sonra göreceğiz. Ne dersiniz; branda gerdiler mi acaba?
|