| |
Maaşlar ve 28 Şubat anıları...
Genelkurmay 2. Başkanı İlker Başbuğ'un "subaylar çok yoksul" açıklamasını okuduğumda, bunun askeriyenin maliyeye gizli bir direktifi olarak algılanacağını ve kimsenin devlet memurlarının maaşları arasında bir kıyaslamaya gitmeyeceğini düşündüm. Yanılmışım...
Dün Milliyet gazetesini elime aldığımda, "sadece asker değil, devletin tüm memurları büyük sıkıntı içinde" cümlesinin hemen altında koca harflerle sekiz sütuna yayılan "Ya diğerleri?" başlığını gördüm. Alttaki yazıları okudum: "Asker ve polisin düşük maaşlara isyanı, diğer memurları gündeme getirdi. Öğretmen, mühendis ve doktorlar açlık sınırında yaşıyor." Gazete 'yeni başlayanlar'ın mesleki gruplara göre maaşlarını da ilk sayfadan duyurmuştu. Genç bir teğmen genç bir doktordan daha fazla maaş alıyordu. Gazetenin ekonomi bölümündeki daha derinlemesine verilen rakamlar ve yapılan kıyaslar, genelde maaşların düşük olduğunu ama "silahlı bürokrasinin" maaşının diğerlerinden daha yüksek olduğunu gösteriyordu. Gazete maaş bordrolarını sıraladığı kutuya "5. kademedeki çavuş 983, asistan doktor 820 YTL maaş alıyor" başlığını uygun görmüştü. Memurların en yoksulu ise öğretmenlerdi...
Benzeri bir değerlendirmeyi, yıllar önce, 1997'de yapmıştım. "Silahsız memura zam var mı?" başlıklı yazıda, aşağı yukarı dünkü Milliyet'in haber yorumuna denk şeyler söylüyordum. 28 Şubat sürecinin yaşandığı günlerdi. Askerler yüzde 72 oranında zam almışlardı. Yazının özeti şu cümlede vurgulanıyordu: "Türkiye'de memur olmak gibi bir talihsizlik, silahsız memur olunca ikiye katlanıyor." Eğitimcilerle askerlerin maaşları arasındaki farkı da buna örnek göstermiştim... Örneğin, bir orgeneral, kıdemli bir profesörün iki mislinden fazla maaş alıyordu. Türk devleti tercihini eğitimden yana değil, savunmadan yana kullanmaktaydı...
Dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri'nin yazı ile ilgili olarak gazete yönetimini arayıp "beni süngü ucunda cephe cephe dolaştırmakla" tehdit ettiğini bir zaman sonra gazete yöneticilerinin ağzından öğrenecektim... Doğrusu, dönemin şartlarını sabit sayan, gökte tutup yerde yiyen bir tuğgeneralin bu tuhaf konuşma biçimi hoşuma gitmedi. Ertesi yıl, asker ve sivil memur maaşları açıklandığında, "Yeni Memur Maaşları" başlığıyla hemen hemen aynı minvalde bir yazı daha yazdım... Asker sivil demeden tüm memurların parasının az olduğunu, ancak bilgi çağına adım atılan bir dünyada, hükümetlerin savunmayı eğitime karşı çok daha fazla sakındığını anlatıyordum... Bu kez, aynı general, patron katına telefon etti. Küçük bir gazete içi kriz yaşandı. Sonra da, kamuda çalışan memur maaşlarının yayınlandığı listelerden askerlerinki çıkarıldı.
28 Şubat darbesi kökleştikten sonra, Genelkurmay, benim de aralarında bulunduğum bir grup gazeteciyi Güneydoğu'ya davet etti... İl il gezerken, Şırnak'taki karargaha girer girmez gözümüze çarpan panoda eski maaşlarla ilgili yazımı görünce bayağı şaşırmıştım... Türkiye'de maaş konusundaki bir tespitin, her konudan daha fazla hassasiyet yarattığını da bir kez daha anlamıştım. Tüm maaşların yükseltilmesine ve aradaki adaletsizliğin giderilmesine yönelik akılcı bir çağrı bile büyük tepki toplayabiliyordu.
Aradan yıllar geçti. Beni "süngü" ile tehdit eden general, yükselemeden emekli oldu... Bir yana çekildi. Bir gece bir televizyon programında 28 Şubat'ın bir "post-modern" darbe olduğunu kabul ederek, işledikleri "anayasal suçu" da itiraf etti... Onun bir zamanlar yayınlanmasını engellemek istediği "silahsız memurun daha da mağdur olduğu gerçeği" ise şimdi manşet oluyor... Ben ise Prizma'yı yazmaya devam ediyorum.
|