|
 |
|

SOLİ ÖZEL
Irak'a asker gitmeyince...
Toplumun genel eğilimleri açısından bakıldığında Irak'a asker gönderme işinde gayet mutlu bir denge noktasına gelindi. ABD'ye bir jest yapılmış oldu ancak Bush yönetimi yapılan jesti, ek askere ihtiyacı çok yüksek olmasına rağmen kabul edemedi. Türk askerleri yerlerinde kaldılar. Türkiye'nin mutlaka asker göndermesi gerektiğine inananlar, ülkenin savunmasının ya da güvenliğinin Bağdat'tan başladığına inananlar mutsuz oldular. Irak'ta başta Kürtler'in, Şiiler'in kendi siyasal kaderlerine hakim olmalarından ve federatif yapılardan çok rahatsızlık duyacaklar da karalar bağladılar. ABD Irak'a savaş açmaya karar verdiğinden beri Türkiye devleti ve toplumuyla alışık olmadığı gelişmelerle karşılaştı. Savaşın bitişi ve Irak'ın işgaliyle birlikte geçmiş düzenin, dengelerin ve siyasi gerçekliğin artık yerine dönemeyecek şekilde yıkıldığını kabullenmek bu nedenle zaman alıyor.
Bush yönetiminin çekimserliği
Meclis'in asker göndermek için hükümete izin verme kararı da geçmişin tehdit, strateji ve bölgesel denge anlayışına uygun olarak alınmıştı. Irak'a yönelik kapsamlı ve Iraklılar'ın ne istediklerini dikkate alan bir perspektiften çok Kürtler'e nefes aldırmamayı hedefliyordu. Dahası ABD'nin mırın kırın etmesi üzerine yapılan tartışmalardan da anlaşılacağı gibi Bush yönetiminin çekimserliği Türkiye üzerinde baskı kurma isteğine bağlanıyordu. Irak Yönetim Konseyi adı verilen ABD'nin atadığı heyetin bir siyasi kimliği olduğu, ABD'ye gerçekten kafa tutabileceği pek kabullenilemedi.
Halbuki, Irak işgalinin ABD açısından hiç de iç açıcı gitmiyor oluşundan, giderek Iraklılar'a yetki ve sorumluluk verme arzusunun pekişmesinden farklı sonuçlar çıkarılmalıydı. Kurulduğu zaman kukla sayılabilecek bu heyet zaman içinde, demokratik olmayan ancak gene de her şeye rağmen Irak'ın bugüne dek gördüğü en temsili kurum haline geldi. Bir yandan kendi temsil kabiliyetini artırmak için Amerikalılara daha fazla kafa tutmaya, diğer yandan elindeki kaynaklarla patronaj ilişkileri yaratarak kendi siyaset alanını genişletmeye başladı.
Halkın iştahı yok
Irak'a giden tüm gazetecilerin naklettiği gibi zaten anlaşılan halkta da Türkiye'den asker gelmesine yönelik bir iştah yoktu. Bundan sonrasında eğer Türkiye Irak'ın geleceği üzerinde bir şekilde söz sahibi olmak istiyorsa galiba önce ülkeye bakışını değiştirmek zorunda kalacak.
En başta yapılacak şey Türkiye'nin gücünün yalnızca savaşta ve barış korumada başarılı bir orduya sahip olmasından kaynaklanmadığını anlamak gerekir. Türkiye'nin bu anlamdaki 'sert gücü' yeterince kolay görülür. Ancak, ekonomik canlılığı, laik demokrasisi ve AB üyelik sürecinde olması gibi etkenlerin oluşturduğu 'yumuşak gücü' de artık daha dikkatli değerlendirilmelidir. Türkiye Irak üzerinde bu özellikleriyle, Kürtler üzerinde onların ekonomik hayat alanı olduğu için ve kendi işleri yolunda gittiği ölçüde etkili olabilecektir.
Irak'taki gerçekler giderek çok yavaş da olsa sanki Türkiye'nin Irak'ın geleceği konusundaki fikirlerini de değiştirmeye başlıyor. Artık Sadabat Paktı'nın bundan böyle geçerli olmayacağını kabullenmek gerekecektir. Bu herhalde Irak'ta federatif bir yapıya alışmayı da gündeme getirecektir. ABD'nin ise ileride Türkiye'ye ihtiyacı gene olacaktır. Bunu ele alarak yaygınlaşmaması ve ABD'nin her şeyi ortada bırakıp kaçmamasıdır. O zamana kadar ise ABD'nin Kadek konusunda verdiği sözleri tutmasını sağlamaya çalışmak gerekir. Irak'ta ekonomik ve insani yardım hizmetleri bağlamında giderek daha fazla boy göstermek ise en hayırlı tavır olacaktır.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|