|
 |
|


Türkiye'siz Irak'ın yarını
Barzani, 1 Mart'ta o ünlü tezkerenin Meclis'te reddedilmesinden sonra "Türkiye'nin Kuzey Irak'a girememesi bizim için zafer" demişti.
Kabul etmek gerekir ki, şimdi Türk askerinin Irak'ın hiçbir yerine girememesi, hem Barzani, hem de Talabani için daha büyük bir zafer oldu.
Meclis'in 7 Ekim'de tezkereyi kabul etmesinin hemen ardından Barzani'nin "Türk askeri gelirse Geçici Hükümet Konseyi'nden istifa ederim" restiyle başlayan süreç, önceki gece ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın Gül'ü arayıp "Kusura bakmayın" özürüyle noktalandı.
Bu sonucun, CHP'den sendikalara, TÜSİAD'dan adı duyulmuş-duyulmamış birçok sivil girişime kadar geniş bir kesimi sevindirse de, Irak'ın yarını ve o yarında Türkiye'nin rolünü düşünenlerde derin bir hayalkırıklığı, hatta kaygı yarattığını söylemek yanlış olmaz.
Çünkü, Türk askeri faktörünün ortadan kalkmasıyla, Irak'ta tüm veriler, hesaplar, planlar esaslı değişikliğe uğrayacak.
Türdeş mi, coğrafi mi?
Dikkatler ABD kuvvetlerine saldırılarda odaklandığı için pek fark edilmiyor ama Irak'ın hangi model temelinde yeniden yapılandırılacağı tartışmaları iyice hızlandı. İki seçenek var Ya üniter devlet ya da federasyon.
Üniter devlet modelini Türkiye'nin dışında Irak'ta ve dünyada kimse desteklemiyor. Bu da biz istesek de, istemesek de Irak'ın federal bir devlet, yani federasyonlar topluluğu olacağı anlamına geliyor.
Peki ama nasıl bir federasyon? İşte konunun can alıcı noktası bu.
Kürt liderler "Türdeş", yani nüfus açısından homojen bir federasyon modeli için uğraşıyor. ABD fikir değiştirmezse "coğrafi" federasyon öngörüyor.
"Türdeş" federasyon olursa, ortaya Dohuk, Erbil, Süleymaniye ve asıl önemlisi Kerkük'ü içine alacak bir "Kürt federe devleti" çıkacak. Bu bölgede Arap unsurlar yok denecek kadar az. Nüfusun yüzde 65-70'ini Kürtler, yüzde 20-25'ini Türkmenler, kalanını da o çok az Araplar ile Asuri, Keldani, Süryani gibi Hıristiyan topluluklar oluşturuyor.
Kürtler ayrıca bu başına buyruk federasyonun "gönüllülük" ilkesine dayanması, self-determinasyon, yani geleceğini belirleme hakkını saklı tutmasını da şart koşarak, ileride (tahminlere göre en geç 20 yıl sonra) bağımsızlıklarını ilan etme kapısını açık tutmaya uğraşıyor. Zaten Barzani'nin "Irak'ın yeni durumunu takdir ediyoruz, ancak davamızı unutmuyoruz", Talabani'nin de "Bağımsız bir Kürt devleti rüyamız sona ermedi, sadece şu an için imkansız görüyoruz" gibi her fırsatta tekrarladıkları açıklamalar da, nihai hedefin "makul" sürede bağımsızlık olduğunu açıkça gösteriyor.
Sulandırılmış formül
ABD bugünkü seçeneğinde direnip coğrafi federasyon modelini kabul ettirirse, Kuzey Irak'ın yanı sıra Musul ve Tikrit'i de kapsayan bir federe devlet doğacak. Arap ağırlıklı bu iki kent ve çevresi sayesinde nüfus yapısı dengelenecek, Kürtler'in bağımsızlık planlarına set çekilmiş olacak.
Barzani son zamanlarda coğrafi federasyonu da kabul edebileceklerini söylemeye başladı ama niteliğini değiştirerek, yani sulandırarak "Federasyon coğrafi temelde oluşacaksa, bunu ancak Kürdistan'ın coğrafi birliğinin korunması koşuluyla kabul edebiliriz. Nasıl bir federasyon istediğimize biz Kürtler karar vereceğiz.."
Demek istiyor ki, "Coğrafi federasyon bile olsa, Kürt federe devletine Arap nüfusun yoğun olduğu bölgelerin eklenmesine direneceğiz. Çünkü bizim hedefimiz başka..."
ABD birliklerinin başta Kerkük olmak üzere Kuzey Irak'tan yavaş yavaş çekilip denetimi peşmergelere bırakmaları da, Kürt liderlerin elini güçlendiriyor, en azından cesaretlerini artırıyor.
Ne dersiniz; daha geçen hafta "Türk askeri gelmezse Irak üçe bölünür" diyen Sünni muhalefet liderlerinden Muzhir El Dileymi'nin kehaneti gerçekleşecek mi?
Mesajlarınız için:
esafak@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|