kapat
09.11.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

MEHMET BARLAS


Erbakan'a "Fahri Başbakanlık" verilmeli!.

Türk siyaset sahnesinde, her aktöre bir rol var. Ancak bu aktörlerin en ilgi çekici olanı, herhalde Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan'dır.

Sayın Erbakan'a, başbakanlığı sırasında, neden "28 Şubat Muhtırası" diye bilinen MGK kararını, hiç direnmeden imzaladığını sormuştum.

- Devlete zarar vermemek için imzaladım, demişti.

Erbakan, çalışkan, disiplinli, iradesi güçlü bir insan. İstanbul Lisesi'ndeki, İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki öğrenciliklerinde, Almanya'daki doktora çalışmalarında, hep örnek olarak gösterilmiş.

O'nun, İstanbul Teknik Üniversitesi hocalık döneminde öğrenci olanlar da, Erbakan'ın derslerinin nasıl ilgi ile izlendiğini anlatırlar.

Özetle, Necmettin Erbakan, "Muhalefetteki politikacı" rolünü oynamadığı zaman, gerçekten değerli ve önemli bir kişidir.

Ama galiba, ikinci kişiliği, muhalefet olduğu zaman ön plana çıkıyor.

Dr. Jekyll - Mr.Hyde ikilisi gibi, "Gündüz insan-gece kurt" veya "Gündüz külahlı-gece silahlı" bir görünüm veriyor mecazi dille..

Tabii kimse, kimsenin aklını beğenmez. Herkesin aklı, kendisine yeter görünür.

Ama bence, Sayın Erbakan'ın, "Politikacı"lıktan, "Devlet Adamı" olmaya atlamasının zamanı gelmiştir.

Siz bakmayın İngilizler'in çok sık kullandığı özdeyişe.

İngilizler "Ölmüş politikacıya devlet adamı denir" derler.

Bence bu söz çok doğru değil.

Politikacı yaşarken de, devlet adamı olur. Bazıları da, ölseler bile, güncel politik tartışmalarda taraf olmayı hiç bırakmazlar.

Sayın Erbakan'a gelince...

Bence devlet adamı olması için zaman gelmiştir, geçmektedir.

Nereden bu kanıya vardım derseniz..

Dün Saadet Partisi'nin İl Başkanları ve İl Müfettişleri'nin Ankara toplantılarında, Erbakan, Tayyip Erdoğan'ı ve AK Parti iktidarını eleştirmiş.

Bakın neler söylemiş

- Dış mihrakların dayatmalarını yerine getirmeye, kemale erme diyorlar. Hiçbir şey yapamazsan kemale ermiş oluyorsun. Amerikan çuvalını giydin, kemale erdin. Sen kemale ermedin, Allah kurtarsın.

- Bu nasıl yönetim, bu nasıl zihniyet, bu nasıl gidişat? Şu hale bakın, hiçbir milli görüş yok. Bunlar sadece bir robot. Hazır ol, başüstüne. Otur, başüstüne. Bizim milletimiz böyle bir zihniyete tahammül edemez.

- Abdullah başbakan olunca, bu da sessiz duramadı. Acil Eylem Planı açıkladı. Aman yarabbi, her meseledeki kabiliyeti bir kez daha ortaya çıktı. Bir senede, bittiler, tükendiler, sıfır oldular. Yerlerine oturdular seslerini kıstılar. Hiçbir sözlerinin kıymeti kalmamıştır.

Böyle şeyler söylemiş dün Erbakan Saadet'in il başkanlarına ve "müfettişler"ine..

Oysa Erbakan'ın 1974'teki Başbakan yardımcılığını da, 1996-97'deki Başbakanlığını da yakından izledim. Sabahlara kadar, Bütçe rakamları ile nasıl uğraştığını bilirim.

Ama muhalefette, böyle oluyor işte.

Siyasetteki öğrencileri olan şimdiki AK Partililere, subayların yedeksubay-sivillere baktığı gibi bakıyor.

Adam başbakan olsa bile, "Haa, o benim yanımda asteğmendi. Pek işe yaramaz" diyor.

Acaba Erbakan'a bir "Fahri Başbakanlık" verilse ve böylece o da, politikacılıktan devlet adamlığına geçse olmaz mı?

ÅžAKA

Neden olmasın!
Şu Avrupa Birliği'ne, "artık biz size üye olmak istemiyoruz. Üyelik başvurumuzu geri çekiyoruz" desek.

Sonra TC ile KKTC'nin birleşip, tek devlet olduklarını açıklasak.

Rauf Denktaş'ı da, "Başkan" yapsak.

Avrupa da, Yunanistan'lı ve Kıbrıs'lı Rumlar da, Türkiye'deki "Ulusalcılar" da, amma rahatlardı.

Başörtüsü ile falan uğraşıp, kendi halimizde yuvarlanır, giderdik.

EYLEM ZİNCİRİ

KiÅŸisel ve ideolojik mi?
Yargıda savunma hakkının hiçe sayıldığı ve başı örtülü sanığın duruşma salonundan çıkarıldığı son olay, acaba Başbakan Erdoğan'ın zannettiği veya zannetmek istediği gibi, "Kişisel bir tavır" ve "İdeolojik bir yaklaşım" mı?

Olayları izlediğiniz zaman, bunun kişisellikten uzak, bir zincirin parçası olduğu izlenimine kapılıyorsunuz.

Cumhurbaşkanlığı'ndan YÖK'e, Genelkurmay'dan Yargı'ya uzanan ve "Başörtüsü"nü (ya da türbanı) merkezde tutan bir olaylar zinciri var.

Ve bu zincir, giderek "Kamusal Alan"ı genişletiyor.

12 Mart 1971 askeri müdahalesi sürecindeki "Balyoz Harekatı" sırasında, "Ev"ler de kamusal alana girmişti. Evler aranır ve kitaplığında sol eserler bulunanlar gözaltına alınırdı.

Şimdi başörtüsü operasyonlarını uzaktan izleyen solcular, herhalde 12 Mart günlerini hatırlar.

Neticede, "Faşizm" bir ideoloji değildir. Sadece iktidarı elde tutmaya dönük, bir eylemdir.

Mesajlarınız için: mbarlas@sabah.com.tr


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
hibe destekler
omer celik

Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır