|
 |
|

UMUR TALU
Meraklı bir turistin not defterinden
Bir haftadır Türkiye'deyim. Tarihi yerler gördüm, lezzetli yemekler yedim. Kendimce keşfetmeye çalışıyorum.
Keşfin "turistik tur"la mümkün olamayacağı kanaatindeyim; bazı haberleri de anlamak istedim. Anlayabildim mi, emin değilim.
* Özürlü kürtaj yasağı Çevirmenim, hükümetin yeni girişimini aktardı. Anne karnındaki bebeğin özürlü olduğunun tespiti halinde bile, 10 haftanın üstünde kürtajın yasaklanması. Zor konu. Annenin, ailenin, hatta bebeğin tercih yapamayıp hükümetin yapması. Gerekçesi, "özürlülerin de yaşama hakkı" diye ifade edilmiş ki, ilk bakışta saygın.
Böyle bir "hak"ka karşı çıkmak kolay değil. Ancak, "henüz doğmamış özürlü bir çocuk ile yaşama"nın zorla kabul ettirilmesini nasıl değerlendirmeliyiz. Hele "o anne ve o baba" değilsek. Bilemiyorum. Diğer haberlere de "yaşama hakkı" zaviyesinden bakacağım.
* Buca denilen yerde çocuklar Bir cezaevi, çocuk tutukluların bulunduğu bir ıslahevi galiba. Ayaklanmadan söz ediliyor. Fakat, tedbir ve ceza olarak yapılanlar korkunç. Çocukların çırılçıplak soyulması ve dövülmesi. "Yaşama hakkı" açısından tiksinti verici. Şefkatin uğramadığı bir yer olmalı cezaevleri. Şefkat başka yerde hapis olmalı.
* Töre adına cinayet Biraz duymuştum. Gözümle değilse de, haberler vasıtasıyla şahit oldum. "Doğmamış özürlü bebekler"e uzatılmak istenen yaşama hakkının bu kızların evlerine uğramaması nasıl bir şey. Üstelik hala, töre adına işlenen cinayetlerde ceza indirimi olup olmaması tartışılıyormuş. Bence rezalet.
* Polis müdahalesi Bir "yaşama hakkı" uygulaması daha. Gördüklerim çıldırttı. Çok sayıda polis bir genci yere indirmiş kıyasıya vuruyordu. Engelleme, önleme, hatta gözaltının ötesinde, bir hınç patlaması. Sanki, önce herkesi yaşatmaya, sonra da bir kısmını burada yaşadığına, hatta hepten yaşadığına pişman etmeye yeminli bir ülke. O polisler hiç öyle kalleş bir dayağa muhatap oldular mı hayatlarında.
* Asker gönderme ve göndermeme Savaş yanlısı sayılmam. Gelmeden epey önce, Irak savaşı başlamadan, Türkiye parlamentosunun ABD'yi hayal kırıklığına uğratan kararı beni de şaşırtmıştı. Şaşkınlığım, bizde çok sayıda ön yargıyla anılan bir ülkenin, ekonomik ve askeri şantajlara boyun eğmemesindeki asalet ve demokratik dirayetti.
Biraz da o yüzden ziyarete karar vermiştim. Ancak yine gelmeden önce, tam tersi gerekçelerle, aynı parlamentonun asker gönderme kararı vermesi de şaşırttı. "İlkeler" açısından ne gibi farklılık olabileceğini düşündüm. Belki de ilke filan yoktu. Hükümetin, "en doğrusu bu" dediğini öğrendim. Buradayken bir kez daha şaşırdım. ABD yan çizdiği için yine vazgeçilmişti. "Doğru" nedir, neden sık değişir ve komşu bir halkın "yaşama ve kendi kaderini tayin hakkı" burada resmen nasıl anlaşılır, anlayamadım.
* Yargıtay'da başörtülü savunma yasağı Ben başörtüsünün yaygın olduğu bir ülkeden gelmiyorum. Ancak burada birçok insanın gündelik hayatının, inançlarından, geleneklerinden kaynaklanan önemli bir unsuru olduğunu gördüm. İlgilenince, Cumhurbaşkanı'nın daveti de dahil, birçok yere sokulmadıklarını öğrendim.
Neden? İzah ettiler ki, "kamusal alanlarda yasak"mış. Nitekim, bir üst mahkemede bir kadın da başörtülü olduğu için savunma yapamadan salondan çıkarılmış.
"Kamusal alan", benim bildiğim, kamuya, yani halka, yani vatandaşa ait alandır. Anlaşılan, burada, devletin alanı, hatta devlette belli bir zihniyetin alanı olarak tanımlanıyor ve kamunun bir kısmını dışlıyor. Öğrenim hakkını, hatta savunma hakkını bile.
"Yaşama hakkı", öyle mi!
Mesajlarınız için:
utalu@turk.net
Fax 212 280 05 51 Tel 0 537 660 71 21
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|